Yetkin Report - Murat Yetkin

  • English
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Hafıza Kartı
  • Hayat
  • Yazarlar
  • Arşiv
  • İletişim

Von der Leyen Vakası: AB’nin Türkiye Çıkmazı

Yazar: Selim Yenel / 22 Nisan 2026, Çarşamba / Oda: Siyaset

Von der Leyen’in sözlerinin arka planında, AB’nın genişleme politikasını jeopolitik rekabet bağlamında yeniden tanımlama çabası yatmaktadır. (Foto: Ekran Görseli)

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in 19 Nisan 2026’da Hamburg’da, Die Zeit gazetesinin 80. kuruluş yıldönümü vesilesiyle yaptığı konuşmada Avrupa’nın “Rus, Çin ya da Türk etkisi altına girmemesi” gerektiği yönündeki ifadeleri, yalnızca talihsiz değil, aynı zamanda Avrupa Birliği’nin kendi ilkeleriyle de çelişen bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Bu tür bir söylem, Türkiye’nin konumunu yanlış okumakla kalmamakta, aynı zamanda Avrupa’nın jeopolitik vizyonundaki çelişkileri de açığa çıkarmaktadır. Bu söylem yeni olmamakla beraber sürekli işlenmesi yararlı değildir.

Her şeyden önce, Türkiye hâlâ resmî olarak AB’ne aday bir ülkedir. On yıllardır süren üyelik süreci, her ne kadar siyasi nedenlerle tıkanmış olsa da, hukuken ve kurumsal olarak ortadan kalkmış değildir. Böyle bir ülkeyi, Avrupa’nın “etkisinden korunması gereken” aktörler arasında saymak, adaylık statüsünü anlamsızlaştırmakta ve AB’nin genişleme politikasının inandırıcılığına zarar vermektedir.

Jeopolitik İddia ve Stratejik Vizyonsuzluk

Bu yaklaşım aynı zamanda derin bir zihinsel çelişkiye işaret etmektedir: AB bir yandan “jeopolitik aktör” olma iddiasını güçlendirmeye çalışırken, diğer yandan kendi yakın çevresindeki önemli bir ortağı dışlayıcı bir dil kullanmaktadır. Oysa Türkiye, NATO üyesi, Avrupa Konseyi kurucu üyesi ve Avrupa güvenlik mimarisinin ayrılmaz bir parçasıdır. Rusya veya Çin ile aynı kategoride değerlendirilmesi, gerçeklikten ziyade algıya dayalı bir yaklaşımı yansıtmaktadır.

Bununla birlikte, bu söylemin yalnızca kurumsal bir bakış açısının değil, aynı zamanda mevcut liderliğin öncelik ve yaklaşımının da bir yansıması olduğu değerlendirilebilir. Ursula von der Leyen’in görev süresi boyunca Türkiye ile ilişkilere daha temkinli ve mesafeli bir çerçevede yaklaştığı gözlemlenmektedir. Ancak AB’nin Türkiye gibi jeostratejik öneme sahip bir ülkeyle ilişkilerini bu tür bir mesafe üzerinden tanımlaması, uzun vadede Birliğin kendi stratejik çıkarlarını da sınırlama riski taşımaktadır. Türkiye ile yapıcı bir angajmanın zayıflaması, Avrupa’nın çevresinde istikrar üretme kapasitesini de doğrudan etkilemektedir.

Pekişen Çifte Standart Algısı

Daha da önemlisi, bu tür ifadeler AB’nin uzun süredir eleştirildiği “çifte standart” algısını pekiştirmektedir. Avrupa, uluslararası hukukun ve kurallara dayalı düzenin savunucusu olduğunu iddia ederken, siyasi söyleminde bu ilkeleri tutarlı biçimde uygulamadığı izlenimini vermektedir. Türkiye söz konusu olduğunda kullanılan dil ile diğer aday ya da ortak ülkeler için kullanılan dil arasındaki fark, bu algıyı derinleştirmektedir.

Von der Leyen’in sözlerinin arka planında, AB’nin genişleme politikasını jeopolitik rekabet bağlamında yeniden tanımlama çabası yatmaktadır. Bu genişleme politikası şimdiye kadar AB’nin birçok alanda ortaya koyduğu yüksek standartların çekim gücü sayesinde etkili olmuştur. Ama sadece Türkiye bakımından değil, başta Balkan ülkelerinden oluşan diğer adayları bekleme odasında tutarak ve hala üyelik için olası bir tarih dahi vermemekle kendi inandırıcılığını zedelemektedir. AB, çevresindeki ülkeleri “etki alanı” mantığıyla değerlendirmeye başladıkça, normatif bir proje olmaktan uzaklaşma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Oysa Avrupa’nın gücü, tarihsel olarak, tam da bu güç siyaseti anlayışını aşabilmesinden kaynaklanmıştır.

Etki Mücadelesi Düşüncesi Yanlıştır

Türkiye’nin Avrupa ile ilişkisi bir “etki mücadelesi” meselesi değildir. Bu ilişki, karşılıklı bağımlılık, ortak çıkarlar ve kurumsal bağlar üzerine kuruludur. Enerji güvenliğinden göç yönetimine, ticaretten savunmaya kadar pek çok alanda Türkiye ile Avrupa arasındaki iş birliği, bir rekabetin değil, ortaklığın ürünüdür. Önemli olan bunun anlaşılması ve değerlendirilmesidir. İlişkilerin bu noktaya gelinmesinde Türkiye’yi sürekli olarak belli bir mesafede tutma gayretinin ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Bu yaklaşım ülkemizde genelde Batı ve özelde AB’ye mesafeli duranlara malzeme vermektedir.

Sonuç olarak, Türkiye’yi Avrupa için bir “etki riski” olarak tanımlayan bu tutum, hem stratejik açıdan hatalı hem de siyasi olarak kısa görüşlüdür. Türkiye sadece AB’nin göç krizi veya Rusya tehdidi gibi güvenlik endişesinin olduğu durumlarda hatırlanacak bir ülke değildir. Türkiye yüz yıldan fazla bir süredir Batıya yönelmiş ama henüz birçok Batılı ülke tarafından tam manasıyla anlaşılamamıştır. AB, gerçekten jeopolitik bir aktör olmak istiyorsa, kendi yakın çevresini dışlayarak değil, kapsayıcı ve tutarlı bir vizyon geliştirerek hareket etmelidir. Türkiye ile ilişkileri yeniden tanımlamak, yalnızca ikili bir mesele değil, Avrupa’nın küresel rolüne dair bir sınavdır. Bu sınav, önyargılardan arınmış, ilkelerle uyumlu ve stratejik akılla şekillenen bir yaklaşım gerektirmektedir.

Konuşmanın Zamanı Geldi Geçiyor

Aksi takdirde Avrupa, kendi yakın çevresinde etkisini artırmak bir yana, giderek daralan bir etki alanına sıkışma riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Ve daha da önemlisi, tarih bize uluslararası yapıların bir anda değil, yanlış tercihler ve dar bakış açılarıyla zaman içinde aşındığını göstermektedir. AB’nin kendi değerleriyle uyumlu, kapsayıcı ve öngörülü bir stratejik yaklaşımı benimsemesi artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.

Karşılıklı bir güven açmazı olduğu doğrudur. Bunu gidermek iki tarafın bir araya gelip sorunları etraflıca ve samimi bir şekilde ele almalarına bağlıdır. Ancak ne AB, ne de Türkiye gerekli ilk adımı bir türlü atamamaktadır. İşte liderlik bu noktada gereklidir. Galiba Avrupa Komisyonu Başkanından böyle bir liderlik beklememek gerekir. O zaman Ankara’nın daha fazla devreye girmesini istememiz lazım. Zira bu küresel belirsizlik ortamında AB ve Türkiye’nin birbirlerine ihtiyaçlarını vardır.     

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

Etiketler: AB-Türkiye, von der leyen

OKUMAYA DEVAM EDİN

Fransa’da stratejik ittifak tuttu; kazanan sol şimdi ne yapacak?
Erdoğan açıkladı: Türkiye-Mısır yakınlaşması başladı
6 Parti Mucizeye Vesile Olur mu?
  • Von der Leyen Vakası: AB’nin Türkiye Çıkmazı22 Nisan 2026
  • Erken Seçim Yok Dense de Mayıs-Haziran 2027 Senaryosu Potada21 Nisan 2026
  • Trump NATO Zirvesi İçin Ankara’ya Gelecek mi? F-35 Müjdesi Verecek mi?21 Nisan 2026
  • Barrack’ın Antalya konuşmasına dair tartışma bize ne anlatıyor?20 Nisan 2026
  • İktidar Saflarında Şimşek ve Ekonomi Programı Çatlağı20 Nisan 2026
  • Fidan “İsrail’in başındakiler deli” derken ABD’nin Bölge Valisi ne dedi?18 Nisan 2026
  • Okullara Polis mi, Psikolog mu?18 Nisan 2026
  • İş Bankasından Sert Çıkış: Enflasyonla Mücadele Programı Fiilen Bitti17 Nisan 2026
  • Papa Savaşa, Trump Papa’ya Karşı: Bir Söz Düellosu17 Nisan 2026
  • Okul Katliamı Toplumsal Çöküşün Yansımaları16 Nisan 2026
Haberler arşivinde arama yapın...

Siyaset

Ekonomi

Hafıza Kartı

Hayat

Arşiv

English

Hakkımızda

Künye

Yazarlar

Yardım

Reklam & İşbirliği

Bize Ulaşın

tbtcreative.com | UFKZDN © 2024 yetkinreport.com

Kurumsal Bilgiler     ·      Yardım     ·      Kullanıcı Sözleşmesi     ·      Yasal Çekince

TOP