

Mutlak butlan krizi CHP’nin bölünmesini gündeme getirdi. Siyasi ortam, 28 Şubat’ın “Bin yıl sürecek” sanıldığı, aslında sürdürülemez olan iktidar ilişkilerinin galip geldiğinin düşünüldüğü günlerine benziyor. O zaman yenilip bölünen parti, çeyrek asırdır iktidarda.
Askerlerin dünyanın değişimini anlamayıp bir balans ayarı iki kılıç şakırdatmayla siyaseti hizaya sokma operasyonu olan 28 Şubat süreci, o dönem hedeflerine ulaşmış göründü, sonuç aldı. O sırada ortalığı kan gölüne çeviren PKK’dan dahi tehlikeli sayılan “irtica”, siyaset lisanıyla siyasi İslâmcı akım, Millî Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından Türkiye’ye en büyük tehdit kabul edildi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, askeri darbe tahdidi, ya da algısını, Refah Partisi ve Millî Görüş’ün lideri Necmettin Erbakan’ın elinden istifa mektubunu kaparak bertaraf ettiğini ilan etti. Bu konuda kendisine istemeden en büyük yardımı dokunan kişi de Erbakan’a verdiği sözü bozarak bir an önce Başbakan koltuğuna oturma hırsı sayesinde DYP lideri Tansu Çiller oldu. Çiller, Demirel ile her zaman aşık atamayacağını, Cumhurbaşkanı yeni hükümeti kurma görevini rakibi Anavatan Partisi lideri Mesut Yılmaz’a verince anladı.
28 Şubat Bin Yıl Sürecekti
28 Şubat’ın Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın yerine geçen Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun 28 Şubat’ın “bin yıl süreceği” sözünün üzerinden 3 yıl geçtikten sonra 3 Kasım 2002’de yapılan seçimleri, Erbakan’ın öğrencisi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan kazandı.
Erdoğan’a başarı getiren, dindar, muhafazakâr ve ötesinde siyasi İslâmcı kesiminin hem 28 Şubat’la somutlaşan baskılara hem de Erbakan’ın bu baskılarla uzlaşıp tepkilerin dışa vurulmasını engelleyen Erbakan pasifizmine karşı tepkisiydi. Parti içinde Erbakan’ı devirmenin yasal yolları bulunamayınca “yenilikçilerle”, “değişimcilerle” birlikte AK Parti’yi kurdu; çeyrek asırdır Türkiye’yi yönetiyor.
Demirel daha önce iki defa, 1971 ve 1980’de asker tarafından devrilmişti. Aslında Soğuk Savaşın bittiğinin, “zeitgeist-zamanın ruhunun” değiştiğinin farkındaydı, ABD Başkanı Bill Clinton’dan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’a dek, diplomatik kanallardan “askerlere diren, yanındayız” mesajı alıyordu ama risk alamıyor, Çiller’in açıklarını kullanarak Erbakan’ın istifasını alıyordu.
Erdoğan blöfe rest çekince
Demirel, 28 Şubat’ta askerlerin blöfünü görmeseydi, Erdoğan başa gelmezdi gibi bir mantık yürütmeyeceğim; tarih öyle okunmuyor.
Ama Erdoğan 28 Nisan 2007’de e-muhtıra blöfünü görmedi, “İşinize bakın” resti çekti ve kendisine sadece hükümet değil, iktidar olmanın yolunu açtı.
Ergenekon serisi davalarla Fethullah Gülen cemaati üyelerine devletin kapılarını sonuna dek açıp “yerleşik düzene karşı” ittifaka girdi. Gülen’in 28 Şubat’ta Erbakan’la değil hem “ılımlı İslâm” lafazanlığıyla ABD ile hem de askerlerle flört ettiğini elbette görüyordu. Laik cumhuriyetçilik paravanı arkasında, 20’nci yüzyılın son düzlüğünde toplumu zor yoluyla hizaya getirmeye çalışan asker-üniversite-siyaset jakobenizmine karşı kendi jakobenizmini uygulamak için o anda onlara ihtiyacı vardı. Onlarla yolu 15 Temmuz’dan önce, 2012-2015 PKK diyalogu sırasında MİT’in başındaki Hakan Fidan’ı hapse atmaya kalkmalarıyla ayrılmaya başlamıştı.
Ama Erdoğan onların da desteğiyle her iki kişiden birinin desteğini alarak gücünü tahkim ettiği 2011 seçimlerinde gücünün zirvesine ulaşmıştı.
FETÖ gitti MHP geldi
Devletin ve tabiatın kuralıdır: matematik bilimi bize zirve noktasının aslında inişe başlanan nokta olduğunu gösterir.
15 Temmuz sonrasında, o zamana dek Erdoğan’a ateşli muhalefet sergileyen MHP lideri Devlet Bahçeli, Anayasa değişikliğinde yüzde 50+1 garantisini alınca Erdoğan’la müttefik oldu. Bu uğurda bölünmeyi de göze aldı.
Silahlı ve silahsız bürokrasi, yargı ve eğitimde Fethullahçıların yerini MHP’liler almaya başladı.
2017 Anayasa değişikliği dahil, Erdoğan hiçbir sandıktan Bahçeli ve MHP desteği olmaksızın çıkamadı ama 2024 yerel seçimlerinde o büyü de bozuldu: CHP yeni yönetimi ve tabanda işbirliği anlayışıyla AK Parti’yi de geride bırakarak seçimden 47 yıl sonra birinci parti çıktı.
Erdoğan, o arada başlayan Rusya-Ukrayna, ardından İsrail’in Gazze saldırıları, ardından ABD-İsrail’in İran saldırıları atmosferinde ekonomik kriz sürdükçe Bahçeli’nin desteğine rağmen seçimi kazanamayacağını görünce B planına geçti.
B-Planı: ne gerekiyorsa
İstanbul’da Ekrem İmamoğlu gibi karizmatik bir siyasetçi, Ankara’da, Genel Merkez’de Özgür Özel gibi dinamik bir ekip başıyla ve onların DEM Parti’yle kurduğu seçim işbirliği köprüsüyle baş etmenin en kestirme yolu muhalefeti dağıtmak görünüyordu.
O da öyle yaptı; devletin bütün imkânları seferber edildi. Gerekirse kanunlar esnetilecek, gerektiğinde parti-devlet anlayışı içinde Soğuk Savaş patentli psikolojik karalama operasyonlarına başvurulacak, medya da kullanılarak (*) kamuoyu hazırlanacaktı.
Öyle de yapıldı. O kadar ki, yarın bir gün Erdoğan’a siyasi tehdit ihtimali taşıyan Mansur Yavaş da sudan bir sebeple tutuklansa, halkın bir kısmı “Belliydi. Sıra ondaydı” diyecek. Yarın bir gün Özel’in dokunulmazlığı, belki de Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın vekillerin de oylarıyla kaldırılıp, o da hapse atılsa, halkın bir kısmı “Ben demiştim” diyecek.
Ne yazık ki iktidar ya da muhalefet yanlısı olsun, fark etmez, halkın çoğunluğu artık iktidarın daha önce akla bile gelmeyecek her türlü oldubittisini peşinen kanıksayacak durumda.
Mutlak butlan da “bin yıl” mı?
Siyaset kulisine kulak verildiğinde iktidar bünyesinde bazı kurmayların öyle düşündüğü iddia edilebilir:
• “CHP bölündü. Kılıçdaroğlu’nun hedefi iktidar değil, küçülerek de olsa “arınma” adı altında parti içi egemenlik. Bir de Terörsüz Türkiye desteğinden vazgeçirsek, DEM ile köprüleri de yıkılır. Etrafta ne kadar çok küçük parti olursa, işimiz kolaylaşır. Seçimde meydan boş kalır.”
Evdeki bu hesap şimdiye dek çarşıya, tam olmasa da uymuş görünüyor. Özel’in öncülük edeceği “yeni parti” Kılıçdaroğlu CHP’sinden çok oy alabilir ama kazanan Erdoğan-Bahçeli olur.
Ama örneğin DEM de CHP’nin şu anda bölünmüş görünen kanatları da bu tuzağa düşmedi. Bunu değiştirebilecek tek unsurun, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın açıktan açığa “Erdoğan’ı destekleyeceksiniz” talimatı vermesidir; Selahattin Demirtaş çile doldurmaya devam ederken Öcalan’ın böyle bir güç sınamasına girmesi mantıklı görünmese de…
Siyasi ortam bir bakıma 28 Şubat’ın “Bin yıl sürecek” dendiği, askerler ne derse siyasetin “şak diye” yerine getireceğinin zannedildiği günlerine benziyor.
Sürdürülebilir değildir.
28 Şubat’ta yenilen ve bölünen partinin devamı çeyrek asırdır iktidarda.
Not:
(*) 28 Şubat sürecinde Genelkurmay basın bürosundan gelen talimatları ertesi sabah köşe yazısı yapıp manşete çıkartmaya çalışan meşhur gazetecilerden bir kısmını bugün -bir zamanlar irticacı filan dedikleri- iktidarın ekran tetikçiliğini yaparken görmek şaşırtmıyor beni.

