

Avrupalı siyasetçinin AB’den yaptırım isteyecekleri çıkışı Gürlek’in siyasi duruşunu göstermesine yaradı.(Foto: X hesabı profili)
Zaten siyaset sahnesinde değil miydi diye sorabilirsiniz, ama bu defa başka. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı sıfatıyla Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a rakip olmaya cüret eden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu hapse attırıp, Adalet Bakanlığı döneminde de CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel’in polis zoruyla koltuğundan düşürülmesine nezaret eden Akın Gürlek, hiç beklemediği bir anda, bir Avrupa Parlamentosu üyesi sayesinde uluslararası siyaset podyumuna çıktı.
AP’nin Sloven Yeşiller Milletvekili Vladimir Prebiliç,’in 13 Haziran’da T24’te Cansu Çamlıbel’e Avrupa Birliği’nden Gürlek’i yaptırım listesine almasını “isteyeceklerini” söylemesinden birkaç saat sonra Adalet Bakanı ilk uluslararası siyaset çıkışını yaptı; X hesabından şunları söyledi:
• “Türkiye Cumhuriyeti’nin yargı kurumlarını hedef almak, milli iradeye ve devletimizin egemenlik haklarına yönelmiş beyhude bir çabadır.
• “Hiç kimse, Türkiye Cumhuriyeti yargısını baskı veya vesayet altına alabileceği zehabına kapılmasın. Milletimizin huzuru, devletimizin bekası ve hukuk düzenimizin korunması için görevimizi yapmaya devam edeceğiz.”
Gürlek fırsatı kaçırmadı
Cansu Çamlıbel, iyi gazeteciliğe devam ediyor, olayların başka açılarını gösteriyor da Prebiliç’in bu sözlerinin Gürlek ya da AK Parti hükümetini baskı altına alıp kararlarını değiştireceğini düşünmek safdillik olur.
Sabah mülakatı okuduğumda, gazeteci milletinin parçası olduğu WhatsApp gruplarından birinde, Türkiye’ye “Erdoğan başta oldukça Türkiye-AB ilişkileri ilerlemez” türünden büyük sözler eden Prebiliç’in Gürlek için “altın madalya” değerinde olacağını yazmıştım; tanıklarım var. Aynı gruptaki Fatih Altaylı da benzeri bir yorum yaptı.
Gürlek bu Avrupalı siyasetçiye ağzının payını verip siyaset madalyasını göğsüne iliştirme fırsatını kaçırmadı; kimse kaçırmazdı zaten.
Daha bunun Dışişleri Bakanlığı, İletişim Başkanlığı filan da sıradadır…
AB yaptırımları korkutmuş mudur?
1- Gürlek üzerindeki AB yaptırımları, eğer 17 Haziran’daki oylamada kabul edilirse, AB sınırları içindeki mallarının ve hesaplarının dondurulması, finansal işlemler yapmasının engellenmesini kapsayacakmış. Gürlek’in AB’de malı mülkü var mıdır? Bilemem ama bunu siyasi tutum simgesi olarak alabiliriz.

Cansu Çamlıbel, Vladimir Prebiliç’le konuşurken. (Foto: T24)
2- “Gölge raportör” olarak tanımlanan Prebiliç, AP Türkiye raportörü, sosyaldemokrat Nacho Sánchez Amor’u da ikna edip bu kararı çıkartsa bile bunun AB Komisyonu ve AB Konseyi üzerindeki etkisi ne olacak? Tam da 7-8 Temmuz NATO Zirvesi öncesinde bazı AB üyesi ülkeler Türkiye ile savunma işbirliğini artırmak isterken Gürlek’e yaptırım uğruna projelerinden vazgeçer mi?
3- Prebiliç, Erdoğan başta olmasa, örneğin İmamoğlu Silivri cezaevinden çıkıp seçilse, Türkiye demokratik uyum adımlarının tamamını atsa bile, Gümrük Birliği’nden savunma işbirliğine dek her konuda Türkiye’nin önüne çıkarılan Kıbrıs meselesi dururken milim ilerlemenin söz konusu olmadığını bilmiyor olabilir mi?
AP’nin AB’den “yaptırım isteme” tehdidinin Ankara açısından, tersine propaganda unsuru olarak kullanmak dışında bir kıymeti olduğu kanısında değilim.
AB yaptırım trenini kaçıralı çok oldu
AB, Türkiye üzerindeki siyasi yaptırım kaldıracını 2004’te Kıbrıs Türklerinin BM’nin Kıbrıs planını kabul edip Kıbrıs Rumlarının reddine rağmen, bütün sözlerini yutarak adanın tamamını temsilen üye alındığında kaybetmeye başladı.
Suriye’den göç dalgasını durdurmak için 2016’da varılan anlaşma hem AB tarafının ipe un sermesi hem de 15 Temmuz darbe girişimi ardından hükümetin demokratik hakları daha kısıtlaması nedeniyle Türkiye-AB ilişkilerine ilerleme getirmedi.
Gelinen aşamada Türkiye-AB ilişkileri “Kim önce hayır diyecek?” açmazındadır.
Bunun için gerçekten çabalayan kesim, ihracat kapılarının “Made in Europe” uygulaması nedeniyle kapanma tehlikesini gören Türk iş dünyasıdır. Onların gözü de Ankara’nın atacağı demokratikleşme adımlarında, ama onlar da Kıbrıs dururken işin zor olduğunu görüyor.
Erdoğan ise Türkiye-AB ilişkilerindeki ucu açık çabalar ve naif tepkiler nedeniyle ülkede bu kadar yılda kurduğu, Gürlek’in deyişiyle “hukuk düzenini” bozmaya niyetli görünmüyor.
İş işten geçtikten sonra Avrupa’dan gelen bu naif tepkilerin ise ancak iktidarın “dış odak, dış tertip” söylemini güçlendirdiği görülüyor.

