

Avrupa Parlamentosu’nun Adalet Bakanı Gürlek aleyhine yaptırım isteği bağlayıcı değil ama bu da bir teselli değil. İlk defa bir Türk yetkili aleyhine yaptırım isteğinde bulunuldu.Rapor Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Türkiye-AB ilişkilerini ilerletmek için hamle yaptığı bir dönemde yayınlandı.
Avrupa Parlamentosu (AP), 17 Haziran’da yaptığı oylamayla kabul ettiği 2025 raporunda Türkiye’ye sert eleştiriler yönelterek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde açtığı “siyasi davalar” nedeniyle Adalet Bakanı Akın Gürlek’e Avrupa Birliği yaptırımları istedi. Rapor 107’ye karşı 381 oyla kabul edilirken 171 üye de çekimser kaldı.
AP’nin Türkiye Raportörü Nacho Sanches Amor, Türkiye’nin “Tamamen otoriter bir modele doğru hızla ilerlediğini” iddiasıyla şunları söylemiş:
• “Ana muhalefet partisi CHP’yi ve onun meşru liderliğini hedef alan son dava, demokratik çoğulculuğun ve hukukun üstünlüğünün daha geniş çaplı aşınmasının en yeni örneğidir; bu durum, yargının siyasi amaçlar için silah olarak kullanılmasının rolünü de ortaya koymaktadır.
• “Böylesine vahim bir durum karşısında, Avrupa Komisyonu’nun, EEAS’nin (*) ve üye devletlerin sessiz kalmasından derin kaygı duyuyoruz. Bu kurumlar, Türkiye’de demokrasinin sistematik olarak parçalanmasına göz yummaya devam etmektedir.
• “Bu sessizlik, AB’nin imajını ve güvenilirliğini zedelemekte, Türk toplumunun en Avrupa yanlısı ve demokrasi yanlısı kesimlerini daha da yabancılaştırmakta ve sonuçları yıllarca düzeltilemeyecek zararlara yol açmaktadır.”
Yaptırım talebi bir “ilk”
Rapor tam Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın AB ile ilişkilerin canlandırılması için harekete geçtiği, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “AB’nin Türkiye’ye daha çok ihtiyacı var” dediği bir dönemde yayınlandı.
Nitekim Dışişleri Bakanlığının sert tepkisinde, raporun tam da stratejik işbirliği ihtiyaçlarının arttığı bir dönemde yayınlandığına dikkat çekilip AB’nin Türkiye ile “ortak çıkarlarını” dikkate alması istendi.
Avrupa Parlamentosu’nun geçmişte de çok sert Türkiye raporları görüldü.
Bu defakinin birkaç farkı var.
Örneğin, Ekrem İmamoğlu ve CHP’li belediyelere yönelik davalar doğrudan iktidarın siyasi rakiplerini engellemesini amaçlayan eylemlerden sayılmış.
Örneğin, eğitim alanında laiklik ilkesinin zayıflatılmasından söz ediliyor.
Cezaevlerindeki aşırı kalabalık ve hasta mahkûmların durumundan basın ve ifade özgürlüğüne, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına uyulmamasından Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın iddialarına dek hemen her raporda yer alan maddeler burada da var.
Ancak bir Türk yetkili konusunda AB yaptırımı talebiyle ilk kez karşılaşıyoruz.
Birazdan açıklayacağım, bu raporun AB siyaset belgesi haline gelmesi çok düşük ihtimal, ama neticede Batı ittifakı sayılan, kâğıt üzerine hâlâ aday ülke olan Türkiye’nin Adalet Bakanının “AB Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi” listesine önerilmesi başlı başına hem bir skandal hem bir utanç kaynağı.
Halen 136 kişi var bu listede, 72’si Rus. Listedeki diğer isimler İran, Suriye, K.Kore, G.Sudan, Eritre, Libya, Haiti ve Afganistan’dan.
Sıkıntı kaynağıydı, gerçek oldu
Gürlek’in AB’nin kara listesine önerileceğini birkaç gün önce gazeteci Cansu Çamlıbel T24’te, raporu yazanlardan Sloven Yeşil Parlamenter Vladimir Prebiliç’le söyleşisiyle duyurmuştu.
Bunun üzerine Gürlek, girişimin yargıyı dış vesayet altına alma girişiminin “beyhude” olduğunu ve raporda eleştirilen “hukuk düzenimizin korunması” kararlılığında olduğunu açıklamıştı.
Çamlıbel’in haberinde bir ayrıntı daha vardı. AP heyeti Ankara’da görüşmelerde bulunmuş ve “Gürlek’in adının yaptırım listesinden çıkarılmasının mümkün olup olmadığı” sorusuna muhatap olmuştu.
Yani her ne kadar AP raporları da kararları da tavsiye niteliğinde olsa, tek başına yaptırım gücü bulunmasa da siyasi öneminin herkes farkındaydı ve sıkıntı duyuyordu.
O sıkıntı, “sıkıntı yok, rapor bağlayıcı değil” türünden mezarlıkta ıslık çalma türü ifadelere rağmen gerçek.
O karar kolay değil ama…
Kişinin AB ülkelerindeki mal varlıklarının dondurulması, ticari faaliyetinin engellenmesi gibi maddeleri olan yaptırım uygulamasının gerçekleşme ihtimali hayli zayıf.
AP’nin yaptırım önerisi önce AB Dış ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’a gidecek. Orada kabul görürse, AB Dışişleri Bakanları toplantısında onaylanması gerekiyor. Orada da onaylandıktan sonra nihai olarak 27 ülke liderinin yer aldığı AB Konseyi’nde oy birliğiyle kabulü gerekiyor.
Bir yandan Rusya-Ukrayna savaşı, diğer yandan ABD/İsrail ittifakının İran’a başlattığı ve hâlâ akıbeti belli olmayan savaş. İsrail’in Filistin ve Lübnan’a süren saldırıları, enerji ve ticaret yolları savaşları Türkiye’nin jeostratejik konumunu öne çıkardı.
Önümüz 7-8 Temmuz NATO Zirvesi; Avrupa güvenliği yeniden yapılanıyor.
Bu ortamda bütün AB ülkelerinin Türkiye ile kalan ilişkileri de pamuk ipliğine bağlı hale getireceğini sanmıyorum.
AP klararları bağlayıcı değil ama bu da bir teselli değil.
Ama bu raporun, Türkiye’nin talep ettiği vize serbestisinden Gümrük Birliği güncellemesine, dış yatırım taleplerine dek AB ve AB ülkeleriyle ilişkilerin hemen her alanında karşısına gerekçe olarak çıkarılacağı anlaşılıyor.
Not
(*) AB Dış İlişkiler Servisi (Dışişleri Bakanlığı işlevinde.)


