Gece gündüz Türkiye Müzik sanat kitap yemek sinema: Müzik ve sanat festivallerinden kitaplara, arkeolojiden yemek kültürüne, sinemadan sokaklara dek Türkiye’nin zenginliklerine dair yazılar.
Hepimiz bir ölçüde cahiliz; bilim ve teknoloji her gün ilerliyor ve kimse her şeyi bilemez. Bu gerçeği kabul etmediğimizde ve öğrenmeyi değil yasaklamayı, cezalandırmayı tercih ettiğimizde, toplum olarak potansiyelimizi gerçekleştiremediğimiz bir döneme mahkûm oluruz. Bu gerçek, yapay zekâ uygulamalarıyla her gün karşımıza çıkmaya başladı. Günümüzün hızla değişen bilgi ortamında kendi cehaletimizle yüzleşmek en önemli sorumluluklarımızdan
Bu metine düşünerek başlamak istiyorum. Akademi denince akla, fikirlerin özgürce çarpıştığı, yeni düşüncelerin cesaretle filizlendiği alanlar gelir. Oysa bugün üniversitelerde “çok seslilik” iddiası çoğu zaman yalnızca bir vitrinden ibaret. Farklı görüşler varmış gibi görünse de bu çeşitlilik çoğunlukla aynı ideolojik çerçevenin içinde, birbirine zarar vermeyen, makbul ve güvenli mesafelere sıkıştırılmış durumda. Bir üniversite koridorunda yürürken,
Ege’nin, artık orta boylu bir kent olmuş, ama geçmişin sevimli bir kasabasında yaptığım kısa bir tatil, üzerinde uzunca süredir düşündüğüm bir konuyu bu yazının gündemine almama yol açtı. Tatil yaptığım yer, neredeyse hiç veya çok az yabancı müşterisi olan bir mağazada oğlan ve kız çocuğu giysilerinin Türkçe yerine, İngilizce “boys” ve “girls” diye sınıflandırıldığı; yabancı
A Milli Kadın voleybol takımı Milletler Ligi ilk hafta karşılaşmaları için bulunduğu Çin’de oynadığı dört maçın dördünü de kazandı. Filenin Sultanları, Pekin’de oynanan karşılaşmalarda sırasıyla Fransa’yı 3-1, Tayland’ı 3-0, Polonya’yı 3-2 ve dördüncü maçında da ev sahibi Çin’i 3-2 yendi. Milletler Ligi kadınlar ikinci hafta karşılaşmaları 18-22 Haziran’da İstanbul’da Sinan Erdem Spor Salonunda oynanacak. Milliler
Bu haftanın başında Trabzon’da yaşanan sel felaketi, aşırı hava olaylarını ve bunların en önemli nedeni olarak da iklim değişikliğinin etkilerini bir kez daha gözler önüne serdi. Ortahisar ve Akçaabat ilçelerinde etkili olan sağanak yağışlar, yolları ve evleri sular altında bıraktı; bir kişi öldü, bir kişiyi arama çalışmalarıysa ben bu yazıyı yazdığımda devam ediyordu. Beşirli ve
22 Mayıs Dünya Biyoçeşitlilik Günüydü. Akademik düzeyde etkinlikler düzenlendi, raporlar yayımlandı, bazıları sosyal medyada birkaç görsel paylaştı. Ancak türler yok olmaya devam ediyor. Geriye sessizce yitip giden türler, artık var olmayan habitatlar ve doğaya dair kayıtlara geçemeyen son sesler kalıyor. İnsanlığın üretim ve tüketim hızıyla yarışamayan canlılar, artık neredeyse yalnızca akademik raporların, müze vitrinlerinin ya
Geçtiğimiz günlerde bir iktidar yetkilisi kamuoyunda yankı uyandıran şu cümleyi kurdu: “Toplumu ve aileyi korumak yasakçılıksa, evet biz yasakçıyız.” Toplumu ve aileyi yasakla korumayı öngören bu cümle sadece bir tercih beyanı değil, siyasal iktidarın özgürlükler, bireysel haklar ve toplumsal çeşitlilik karşısındaki pozisyonunu da ele veren bir siyasal deklarasyondur. Geçmişte hatırlıyorum, “Bu ülkeye komünizm gelecekse onu
İstanbul’un Silivri ilçesi açıklarında, Marmara Denizinde 23 Nisan öğle saatlerinde meydana gelen bir dizi deprem paniğe yol açtı. AFAD, en şiddetli sarsıntının 12.49’da 6.2 büyüklüğünde ölçüldüğünü açıkladı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, deprem nedeniyle can kaybı olmadığını açıkladı. İstanbul Valiliği ise 151 kişinin kendisini dışarı atmak suretiyle yaralandığını duyurdu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanvekili Nuri Aslan da
Türkiye, ilk İklim Kanunu teklifiyle “net sıfır emisyon” hedefini yasallaştırmayı ve iklim krizine karşı sistematik adımlar atmayı vadediyor. Şehirlerin iklim dirençlerinin artırılması, emisyonların yönetilmesi, yeşil finansman mekanizmaları, su ve gıda güvenliğinin sağlanması gibi birçok başlık, teknik düzeyde oldukça kapsamlı görünüyor. Ancak Türkiye’nin ilk iklim kanunu olacak bu metin, Antroposen çağın (insan çağının) gerektirdiği, insan-doğa ilişkisine
Son günlerde ülkemizde yükselen gözetim iklimi ve bazı yandaş gazetecilerin tehditleri sonrasında protestocular kendilerini GPS takibinden korumaya çalışıyorlar. Kitlesel gözetim çağında, fiziksel olarak bir protestoya katılmak ile dijital varlığınızın bilginiz olmadan kaydedilmesine neden olabilir. Akıllı telefonunuz — korumasız bırakılırsa — gerçek zamanlı bir casus (hareketlerinizi izleyici) görevi görebilir ve konumunuzu yetkililere, telekomünikasyon şirketlerine veya üçüncü









