İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney’in ilk mesajı üzerinden bir kaç saat geçmişken Adana, İncirlik Üssünden yükselen siren sesleriyle gerildi. Gecenin karanlığında, semada parlayıp sönen bir iz, bir güvenlik kaynağının daha bir kaç saat önce gazetecilere Türkiye’nin İran ya da başka yerden yeni füze saldırılarına hazır bulunduğunu ama bunun sonuçları olacağını söylemesini hatırlattı. Dün,
İran son yirmi yılda dünyanın kaldırabileceği tüm baskıların neredeyse aynı anda üzerine yüklendiği bir ülke hâline geldi. Amerikan ve Avrupa yaptırımları ekonomiyi boğdu, para birimi defalarca çakıldı. İsrail’in hedefli saldırıları güvenlik kurumlarını sarstı. Enerji sektöründe dışa açılma kanalları kapanınca ülke tarihindeki en büyük gelir krizlerinden biri yaşandı. Mollaların giderek otoriterleşen rejimi toplumsal nefes alma alanlarını
Türkiye-İran ilişkilerinden bahsederken, genellikle 1639 Kasrı Şirin Antlaşması’ndan bu yana sınırlarımızın değişmediğini vurgulayarak başlarız söze. Bu, iki ülke arasındaki tarihi derinliğin, siyasi istikrarın ve yüzyıllar boyunca onca iniş çıkışlı ilişki dönemeçlerine rağmen statükoya saygının sembolüdür. Zaman zaman aynı coğrafyada bölgesel rekabete dönüşebilen bu köklü ilişkilerin altında Sünni-Şii ayrımının çok ötesinde birbirinden farklı ve dinamik unsurlar


