Türkiye Dışişleri-ABD, Rusya, AB ve İslam Dünyası

Trump, Erdoğan’ı YPG/PKK konusunda geri çevirebilir. İşte nedeni…

ABD’nin yeni vekalet savaşı modeli “Birlikte-Yürüt-Yaptır”ın denemesi Suriye’de YPG/PKK üzerinden yapılıyor. Modeli kuran önceki CENTCOM komutanı Votel (sağda) Trump ile görülüyor. (Foto: CENTCOM sitesi)

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 13 Kasım’da Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile yapacağı görüşmedeki taleplerinden birisi de Suriye’de PKK’nın uzantısı YPG ile işbirliğini sonlandırması olacak.
Oysa yeni ortaya çıkan bilgiler, Trump’ın bu talebi geri çevirebileceğini, en azından yeni bir oyalama sürecine girip YPG’ye desteği sürdürebileceğini gösteriyor.
Çünkü ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’da geliştirilen yeni bir askeri harekat modelinin ilk uygulaması Suriye’de ve YPG üzerinden yapılıyor. Birazdan ayrıntısıyla bahsedeceğiz ama zaten 16 Ekim’de Erdoğan’ın ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile YPG’nin sınırın 120 km’lik bölümünde 32 km geri çekileceği anlaşmasına varması ardından Trump’ın petrol bölgelerini tutmak için Suriye’deki birlikleri çekmekten vaz geçmesi bunu gösteriyor. Görünüşte bunun amacı petrol bölgelerinin IŞİD’in ve Suriye hükümetinin eline geçmesini önlemek. Oysa Haseki-Kamışlı hattında yoğunlaşan petrol yatakları aynı zamanda Kürt nüfusun ve ABD destekli PKK kontrolünün bulunduğu yerler.

Neden PKK?

YPG ile işbirliğinin şu sıra kendi koltuğunu Kongre saldırısından koruma derdinde olan Trump’ın fazla umurunda olduğu söylenemez, ama Pentagon’un umurunda.
Çünkü 2018 başından itibaren ABD Merkezi Komutanlık (CENTCOM) birliklerinin Afghanistan, Irak ve Suriye’de yeni bir “vekaletler savaşı” modelini uygulamaya koyduğu anlaşılıyor. Afghanistan ve Irak’ta bu model resmî ordu birlikleriyle yürütülüyor, zaten hükümetler IŞİD ve El Kaide ile mücadele için ABD’nin desteğini talep ediyor. Ancak Suriye’de durum farklı. Rusya ve İran’ın desteğini talep eden Esad -tıpkı Türkiye gibi- ABD’yi de “işgalci güç” sayıyor. Dolayısıyla ABD, Suriye’de bu yeni modeli, ilk defa bir “non-state actor “ yani “hükümet olmayan oyuncu” eliyle yürütüyor; o da YPG/PKK oluyor.
Bu noktada Türkiye’nin PKK’nın ABD tarafından da kabul edilmiş bir terör örgütü olduğu, YPG’nin onun Suriye kolu olduğu, Trump’ın “General Mazlum” olarak “görüşmeye sabırsızlandığı” Ferhat Abdi Şahin’in Türkiye’de kanlı terör eylemlerinin sorumlusu olarak arandığı gibi itirazlarının da maalesef kale alınması ihtimali zayıf.
Pentagon da CIA de bunları zaten biliyor, ama Suriye’de Amerikan çıkarlarını korumak için PKK’ya ihtiyaçları var. Amaç mutlaka orada bir Kürdistan kurdurmak olmayabilir, ama bunun sonunda kurulursa, Amerikan çıkarlarına halel gelmediği müddetçe itirazları da olmaz.
Gelelim bu yeni “vekaletler savaşı” modeline.

Birlikte-Yürüt-Yaptır (BYY) modeli

Modelin, ABD ordu yayınlarında henüz bir “askeri doktrin” değil, “harekat yaklaşımı” olduğu özellikle vurgulanıyor; ancak bir önceki Savunma Bakanı James Mattis tarafından yayınlanan 2018 Strateji Belgesinde yer verilmiş.
Modeli geliştirenler ABD Özel Kuvvetleri. Başında Raymond Thomas’ın olduğu dönemde geliştirilmeye başlanmış. Thomas’ı 2017 Temmuz ayında Aspen Forumunda (2015’te) YPG’den PKK’yı çağrıştırmayan bir isim istediğini, onların da Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ismiyle çıkıp geldiğini alaycı bir lisanla anlatmasından hatırlıyoruz.
Ancak modelin adının konulması 2017’de Katar’daki ABD karargahında dönemin CENTCOM komutanı Orgeneral Joseph Votel başkanlığında yapılan bir toplantıda olmuş. Mattis’n onaylamasıyla da Strateji Belgesinde yerini almış. Trump o arada Mattis’in görevine son vermiş, ama yerine gelen Yardımcısı Mark Esper, tam olarak bu stratejiyi uyguluyor; Pentagon’un dediği oluyor.
Yönteme İngilizcesiyle, “By-With-Through” (BWT) adı verilmiş; Türkçeye -tercüme ederken epey zorlanıp uzmanlarla tartıştığımı belirtmeliyim- “Yürüt-Birlikte-Yaptır” ya da Türkçe dil uyumuyla “Birlikte-Yürüt-Yaptır” (BYY) diye çevirmek mümkün.
ABD ordusu artık uzak diyarlarda çıkarlarını korumak için kendi askerini ölüme göndermek yerine, işi zaten o toprakların sahibi olan, ya da sahibi olmak isteyen yerel güçlere yaptırma yoluna gidiyor, Ancak komuta da danışmanlar, para ve askeri malzeme sağlanması yoluyla elde tutuluyor. Suriye ve YPG bunun “devlet olmayan” güçlerle ilk denemesi sayılıyor.
Ayrıntıları ABD Kara Kuvvetleri yayınlarından Joint Force Querterly dergisinin Nisan 2018 sayısında Joseph Votel ve ordunun Stratejik Analiz Grubundan Albay Eero Keravuori ortak imzasıyla yayınlanmış. Yazının başında Mattis’ten bir alıntı var: “Yaklaşımımız, müttefiklerimizle “birlikte-yürüt-yaptır” yaklaşımıdır; oralar onlara aittir, ABD’ye değil”.
Burada Ankara’nın Suriye’de bir Kürt devleti kurdurulmaya çalışıldığın endişelerini haklı çıkaran bir ima olduğu da doğru. ABD, kendi çıkarı ve hedeflerini gerçekleştirmeye bakıyor.

IŞİD’le mücadele kilidi

Gerek o yazı, gerekse aynı sayıda Votel ile yapılmış bir mülakattan, daha önce Afghanistan ve Irak deneyimlerinden, düşmanı yenseler de sonra yeniden canlandığını gördükleri için Suriye’de buna izin vermek istemedikleri için zaten aynı düşmana (bu durumda IŞİD’e) karşı savaşmakta olan yerel gruplarla işbirliği fikrinin ortaya çıktığını ve 2014 Kobani’nin dönüm noktası olduğunu anlıyoruz.
Başka türlü olabilir miydi? Yani 2014’te Erdoğan, Kobani’nin her an YPG’den IŞİD’in eline geçeceğini kabul etmiş görünmek yerine dönemin Başkanı Barack Obama’ya IŞİD’e karşı tam destek vermiş olsaydı ABD kendisine partner olarak o zamana dek Stalinist bir terör örgütü saydığı PKK’yı Suriye’deki müttefiki olarak seçmeyebilir miydi?
Olayları geçmişe dönük yargılayıp bugünkü sonuçlarını tahmin etmek her zaman geçerli olmuyor. Ancak geldiğimiz noktada YPG/PKK, ABD’nin yeni bir “vekaletler savaşı” yönteminin Suriye’deki deneme tahtasının aktörüdür. Bir zamanlar tam kadro Türkiye’nin yanında duran ABD’deki İsrail lobisi şu anda tam kadro olarak “Suriyeli Kürtler” adı altında YPG/PKK’nın arkasındadır.
Erdoğan, Barış Pınarı harekatıyla PKK’nın Suriye’de kantonlara dayalı bir devlet oluşumunu dağıtmış, o oyunu bozmuş görülüyor ama daha büyük bir oyun IŞİD’le mücadelenin devamı görüntüsünde karşısına çıktığı anlaşılıyor.
O oyunun diplomatik plandaki ilk sahnesini 13 Kasım’da Beyaz Saray’da izleme ihtimalimiz yüksek.

Bir Cevap Yazın