Avatar

Gazeteci-Yazar

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çıkışlarına rağmen, CHP lideri Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti lideri Meral Akşener, Millet İttifakına bağlılık bildiriyor. (Foto: CHP sitesi)

Erken seçim ihtimali birkaç gün öncesine dek, siyasetin seyrini anlamaya çalışan yabancı yatırımcıların sorduğu bir soruydu sadece. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ekonomi bu haldeyken seçime gitmesinin “büyük risk” olacağını görüp, en azından Kasım’daki ABD seçimlerine, yani 2020 sonuna dek bu ihtimalin üzerini çizip diğer ihtimallere yoğunlaşıyorlardı. Oysa hafta başından itibaren bir anda siyaset gündeminin ilk sıralarına yükseldi, üstelik erken seçimi talebi bu defa “olağan şüpheliden” gelmedi.
Erken seçim, ya da erken referandumların olağan şüphelisi son yirmi yıldır MHP lideri Devlet Bahçeli’ydi. Bahçeli ne zaman sandık kurulmasını istese, sandık kuruldu. Bunlar arasında üçü önemliydi:
1- AK Partiyi iktidara taşıyan 3 Kasım 2002 erken seçimi,
2- AK Parti’nin 7 Haziran 2015’te kaybettiği Meclis çoğunluğunu yeniden kazanmasını sağlayan 1 Kasım 2015 erken seçimi,
3- Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı Meclis çoğunluğu, yani güvenoyu ve Başbakan ile yetki paylaşma derdinden kurtarıp, Bahçeli’nin desteğiyle bütün yürütme gücünü elinde toplamasını sağlayan 16 Nisan 2017 halk oylaması, referandumu.
Bu defa erken seçim isteyen Bahçeli olmadı. Ama Bahçeli’nin uzun bir hastalık dönemi ardından Meclis’e ilk defa geldiği 19 Kasım günü Erdoğan tarafından kuliste ziyaret edilmesinin ertesi günü hem HDP, hem İYİ partiden geldi.

Bu defa MHP değil, HDP

İYİ Parti’nin erken seçim talebini dile getiren Lütfü Türkkan kabul edilme ihtimali pek görülmeyen bir öneride bulunuyordu: Erdoğan, (Meral Akşener’in “Neydi o?” diye alaya aldığı) Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden parlamenter sisteme geçilmesini kabul ederse, AK Parti ve İYİ Parti arasında seçim koalisyonu kurulacak, Erdoğan bu koalisyonda İYİ Parti’ye 5 icracı bakanlık verecek ve seçime böyle gidilecekti. Oysa Erdoğan daha bir gün önce AK Partinin en büyük başarısını parlamenter sistemden, Başkanlık rejiminde dahi görülmeyen güç tekelleşmesini getirip CHS adı takılan sistem olduğunu söylemişti. Zaten İYİ Parti sözcüsü de adeta olmazı göstermek istiyordu.
Daha çok ses getiren erken seçim önerisi HDP’ninki oldu. HDP eş-genel-başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli, 20 Kasım’da hem de “meydan okuyoruz” diyerek Erdoğan’ı erken seçime çağırdı. Asıl siyasi sürpriz buydu. Çünkü 31 Mart yerel seçimlerinde 3’ü büyükşehir olmak üzere 5 il, 45 ilçe, 12 belde belediyesini kazanan HDP’nin şimdiye dek 3’ü büyükşehir olmak üzere 4 il, 19 ilçe ve 1 belde belediye başkanı İçişleri Bakanlığı tarafından yargı kararı olmaksızın görevden alınmış, yerlerine vali ve kaymakamlar kayyım atanmıştı. Görevden alınan seçilmiş belediye başkanından 14’ü daha sonra PKK ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle tutuklanmıştı.
Bu tutuklamaların HDP’yi zayıflatacağı varsayılırken, HDP içinde daha keskin bir grup, Suriye’deki Barış Harekâtının YPG’ye getirdiği uluslararası tanınırlık imkânından faydalanmak için Meclis’ten çekilmeyi gündeme getirmişken, HDP yönetimi Meclis’ten çekilmek bir yana, erken seçim istiyordu. Demek ki, HDP yönetimi, AK Parti’nin MHP ile artık kalıcı hale gelmeye başlayan işbirliğinin ve bunun getirdiği söylem değişikliğinin Kürt seçmen üzerindeki etkisinin AK Parti’yi değil, kendilerini güçlendirdiğine inanıyordu.
Hem de tam Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu girişimlerinin partileşme çalışmalarını hızlandırdığı, AK Parti içinde istifa etme ya da istifaya zorlamaların görüldüğü bir sırada.
Aynı gün Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu da 2020 olmazsa 2021’de erken seçim gerektiğinden söz etti. Gözler CHP’ye çevrilmişti.

Kılıçdaroğlu’nun erken seçim taktiği

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bu koşullarda 21 Kasım sabahı, halen Türkiye’nin en çok izlenen kanalı Fox TV’de İsmail Küçükkaya’nın canlı yayın konuğu oldu. İlk soru da doğal olarak erken seçim idi.
Kılıçdaroğlu, yerel seçimlerde Akşener ile uyguladığı geniş cephe siyasetiyle AK Parti-MHP blokunu, İstanbul, Ankara, Adana, Antalya başta olmak üzere yenilgiye uğratmasına rağmen erken seçim istememişti. Bu yöndeki sorulara, “Kayınpeder-damat ekonomiyi düzelteceklermiş, düzeltsinler” türünden yanıtlarla CHP’nin erken seçim talep eden taraf olmayacağını söylemişti. Halk seçim yorgunuydu, asıl sorun da ekonomiydi.
Bu defa topu doğrudan Erdoğan’a atarak cevap verdi. Madem Türkiye’de bütün kararları tek adam alıyordu, o kişi de Erdoğan’dı, eğer Erdoğan Bahçeli’yle anlaşıp erken seçim kararını Meclis’e getirirse, CHP “evet” oyu verecekti. CHP lideri olarak seçime hazırdı, belediye başkanları tutuklanan HDP’nin erken seçim talebini haklı buluyordu, ama CHP erken seçimi talep eden taraf değildi; ancak Erdoğan getirirse destek verecekti. Kılıçdaroğlu’na göre Erdoğan, “Bir isim uydurmuşlar” diye Akşener ile aynı alaycı lisanı kullanarak söz ettiği CHS’nin Türkiye’ye fayda getirmediğini görmeliydi.
Erken seçim topu, bu defa Bahçeli’nin girişimi dışında Erdoğan’ın sahasına atılmıştı.

Erdoğan’ın erken seçim ikilemi

Erdoğan bir ikilemle karşı karşıya…
Erken seçimi kabul ederse, muhalefetin zorlamasıyla seçime gitmiş olacak. Üstelik aslında muhtemel bir anayasa değişikliğinde en akla yakın ortağı olması gereken CHP’nin değil, ortağı Bahçeli’nin en ciddi rakibi Akşener’in, “terörün uzantısı” dediği HDP’nin ve içinden çıkıp geldiği Milli Görüşün temsilcisi Saadet’in talebiyle. Düşünsenize, Erdoğan’ın (AK Parti’den taban çalmaya başladığı anketlerde görülen) MHP’ye bağımlılığı, ABD Başkanı Donald Trump ile resmi görüşme heyetine MHP yöneticisini üye almaya dek vardı.
Erken seçimi kabul etmezse, bu defa CHP dâhil muhalefetin erken seçimden kaçtığı iddialarına muhatap olacak. Yani şimdiye dek her sorunu, demokrasilerde yeri olduğu şekilde sandıkla aşmaya çalışan Erdoğan, bu durumda 2002’den bu yana ilk defa sandıktan çekinir konuma düşecek.
Muhalefet partilerinin “Madem ekonomi düzeldi, seçimden çekinmenize gerek yok” kozunu oynaması da muhtemel. Çünkü Erdoğan’ın “İşte faizleri düşürdük, enflasyon da düştü” demesi, ne işsiz gezen gençleri, ne çarşı pazarı, ne ödeme sıkıntısı içindeki piyasayı ikna edebiliyor; bu koşulda seçime gitmek, Erdoğan için büyük risk almak anlamına gelebilir.
Öte yandan Erdoğan’ın gerek dış politika, gerekse dış yatırımlar bakımından ABD Başkanı Trump’ın Kasım 2020’de yeniden seçilmesini gözetme ihtimali de var.
Ama siz yine de “Bahçeli istemedikçe Erdoğan sandığa gitmez” diyorsanız, haksızsınız diyemem, şimdiye dek hep öyle oldu çünkü.

Bir Cevap Yazın