Türkiye–ABD ilişkileri artık bu şekilde gidemez

Murat Yetkin

Gazeteci-Yazar

ABD Başkanı Eisenhower’in 1959’da Cumhurbaşkanı Bayar’ın davetlisi olarak Ankara’ya gelişi. Türkiye-ABD ilişkilerinin artık eskiye dönüşü de mevcut haliyle devamı da mümkün değil.

Gerçekçi olmak gerekiyor. Bu kadar hasardan sonra Türkiye-ABD ilişkileri artık bu şekilde gidemez. Eskiye dönüş de söz konusu değil. Sadece ABD Başkanı Joe Biden “Ermeni soykırımı” dedi diye değil. O meselenin sadece Biden’ın yönetiminin Ermenileri çok sevdiği ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan üzerinden Türkiye’ye kendince bir ders vermek istediği için değil. Sadece Erdoğan’ın 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin arkasında gördüğü ABD’ye (NATO’nun hasmı) Rusya’da S400 füzesi alarak ders vermek istediği için de değil. Hayır, sadece elindeki müthiş askeri ve ekonomik güce rağmen dünya jandarmalığının ellerinden kayıp gittiğini gören ABD’nin bunu Rusya’ya karşı en önemli müttefiklerinden olması gereken Türkiye’ye gününü göstererek kanıtlamaya kalktığı için de değil.
Bunların tamamı ve bunlardan daha fazlası.
ABD ve Türkiye arasındaki ilişkide çıkar birliği ilkesi zedelendiği gibi, zaten yarım asırdır iniş çıkışlar yaşayan güven ilişkisi de ortadan kalkmış durumdad
Türkiye’nin ABD önderliğindeki Batıyla İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan ilişkileri gerçekten bir karar noktasına gelmiş görünüyor.

Erdoğan: Eyy Biden değil, Sayın Biden

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Biden’ın “Ermeni soykırımı” beyanına iki gün sonra, 26 Nisan’da yanıt verdi. Soykırım iddiasını reddetti, karşılıklı katliamların soykırım sayılmayacağını söyledi. Biden’a nasıl olup da NATO’daki önemli bir müttefiki olan Türkiye’yi Ermeni lobisine değiştirdiğini sordu. Olmayacağını bile bile “hatasını” düzeltmesini istedi. Türkiye-ABD ilişkileri konusundaysa şunları söyledi:
• “Şartlar ne olursa olsun kendi hedeflerimize yürüyeceğiz. Bize ısrarla geri adım attırılmak istenmesinden artık yorulduk. Türkiye olarak tüm samimiyetimizle ABD ile de AB ile de eşit ve adil şartlarda birlikte çalışmak, beraber yol yürümek istiyoruz.
• “Bu duruşumuza saygı gösterilmesi halinde herkesle her zeminde konuşmaya, görüşmeye, anlaşmaya, işbirliğine varız. ABD Başkanı Biden ile Haziran ayında kararlaştırdığımız görüşmede bu konuları yüz yüze değerlendirerek yeni bir dönemin kapılarını aralayacağımıza inanıyorum.
• “İki ülke ilişkilerini zehirleyen konuları bir kenara bırakarak bundan sonrasına yönelik nasıl adımlar atacağız buna bakmamız gerekiyor. Aksi takdirde ilişkilerimizin 24 Nisan’da düştüğümüz yeni seviyenin pratikleri hayata geçirmekten başka çaremiz kalmayacak.”

Özetle, Erdoğan kendisinden beklenenden çok daha düşük profilde bir tepki verdi Biden’a. Adeta Amerikan medyasındaki “test” yorumlarını doğrular şekilde… Bunu yaparken de Haziran ayında Biden ile görüşmesinden ilişkilerin yeniden tanımlanmasını isteyeceğini söyledi? Yoksa? Yoksa yeni “pratikleri hayata geçirmekten başka çare kalmayacak?” Nedir o pratikler? Ayrıntı yok.

Ne yalnız İncirlik ne yalnız Halkbank

Türkiye-ABD ilişkileri kötüye gittiğinde Türkiye’de bu konulara kafa yoranların -ben dahil- aklına ilk gelen İncirlik üssü oluyor. 1975’te Süleyman Demirel’in ABD silah ambargosuna karşı (o zaman NATO üssü statüsündeki) İncirlik üssünü ABD kullanımına kapatması geliyor. Bizlerin aklına gelen bu örneğin ABD yönetimlerinin aklına gelmediğini, bunu hesaba katmadıklarını düşünmek saflık olur. Diğer taraftan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın shemen tepki vermeyip sonra da kendisinden beklenebilecek sertlikte konuşmamasını sadece Mayıs başında yeniden görülecek (ve Reza Zarrab’ın itirafçı tanık olarak dinleneceği) Halkbank davasına indirgemek de işin kolayına kaçmaktır.
Bunu, 2019’da ABD ile Suriye görüşmeleri sürerken bir Amerikalı yetkilinin bana söylediği “Mali nükleer bombalarımız da var, bunu da sizinkilere hatırlattık” demesini unutmadan söylüyorum. Aynı şekilde ABD’nin 2016 darbe girişiminin içinde olan Fethullah Gülen ve örgütlenmesine hâlâ ev sahipliği yapıyor olduğunu göz ardı etmeden söylüyorum. Bu iki unsur, ilişkileri PKK’nın Suriye kollu PYD/YPG ille işbirliğinden daha derinden etkiliyor. Diğeri, PKK’nın muhtemel umutlarına rağmen konjonktüreldir. ABD’nin PKK’ya asıl ihtiyacı, İsrail’in ihtiyaçlarına paralel şekilde, Irak sınırı üzerinden İran’a karşı gibi görünüyor.

Bu manzara kimin yararına?

Erdoğan’ın bir önceki ABD Başkanı Donald Trump’la ilişkileri nedeniyle (S400, F35, döviz krizi Tweet’i ve “aptal olma” mektubu gibi örneklerle) artsa da sahte bir kankalık görüntüsü ile halının altına süpürülen sorunlar Biden döneminde patladı.
Biden altı ay sonra Erdoğan’ı “büyük felaketi” tanıyacağını söylemek için aradı. Amerikan düşünce kuruluşu Washington Institute’tan Soner Çağaptay’a göre, Biden “ilk defa Türkiye’nin ABD’ye, ABD’nin Türkiye’ye olduğundan daha fazla ihtiyacı olduğunu saptadı ve bu fırsatı kullandı”. Erdoğan’ın bunu bile bile Haziran’da NATO’da görüşme talebini kabul etmesini sadece “eli mecbur, Halkbank” diye yorumlamak çok doğru değil.
Peki, Türkiye’nin NATO’daki işlevine dair adımlar beklenebilir mi? Bunlar, 1966’da Fransa’nın nükleer silahlanma, 1974’te Yunanistan’ın Kıbrıs nedeniyle yaptığı gibi NATO’nun askeri kanadından çıkma, ya da bazı işlevleri askıya alma şeklinde olabilir mi?
Erdoğan’ın en azından Haziran’daki randevuya dek keskin bir adım atmayacağı söylenebilir ama her şey mümkün. Tabii bundan en çok memnuniyet duyacak kişi de herhalde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin olacaktır.

Mesele artık sadece Erdoğan da değil

Türkiye’nin ABD ve NATO ile ilişkilerindeki çatlaklar en çok Rusya’yı memnun edecektir. Ve müttefiki Çin’i. Biraz da Yunanistan’ı. Biraz diyorum, çünkü Türkiye’nin NATO ile arasının açılması, kısa süre içinde Yunanistan ve Kıbrıs konularında kendisini gösterecektir.
Türkiye-ABD ilişkileri asıl olarak İkinci Dünya savaşından sonra gelişti. Truman Doktrini, Moskova’nın Akdeniz’e iniş yollarını Türkiye ve Yunanistan yoluyla engellemeyi amaçlıyordu. Türkiye 1950’de Kore Savaşına katılıp Batı çıkarları uğruna kan dökeceğini ve savaşma kabiliyetini gösterince, yine Yunanistan ile birlikte 1952’de NATO’ya alındı. ABD şimdiye dek Türkiye-Yunanistan dengesini -iniş çıkışlara rağmen- hep gözetti. Hatta Trump döneminde bile. Ancak Biden döneminde bunun da bozulduğu, Biden’in Doğu Akdeniz’de açıkça Yunanistan-Kıbrıs Rum tezlerine destek verdiği görülüyor.
BM gözetiminde Cenevre’de yapılacak Kıbrıs görüşmeleri bu atmosferde başlayacak. Yunanistan ve Kıbrıs Rum hükümeti AB üyesi. Haziran’da sadece NATO değil Türkiye’nin görüşüleceği AB Zirvesi de var. Ve ABD ile AB Türkiye konusunda birlikte davranma kararındalar.
Gerçekten her alanın birbirine düğümlendiği bir sorunlar yumağından söz ediyoruz.
Yarın bir seçimle Erdoğan işbaşından gitse, yerine başka hükümet gelse de Türkiye-ABD ilişkilerinin artık böyle devam edemeyeceği anlaşılıyor. Eskiye dönüş mümkün olmadığı ve ABD ile ilişkilerin de kopmayacağına göre yeni bir yol haritası gerekiyor. Daha da sancılı bir süreç var gibi önümüzde.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...