Yaprak Özer

Gazeteci, yazar, konuşma ajansı yöneticisi yaprakozer@indenksiletisim.com

Covid-19 salgınıyla birlikte 65 yaş üstü nüfusun evde kalmasının istenmesi yaşlı sorunlarını gündeme taşıdı. “Biz genç milletiz” algısına rağmen, yaşlı nüfus artıyor. (Foto: Pixabay)

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de yaşlı nüfusu 7,5 milyon. Yedi buçuk milyon kişi bir aydan fazla süredir eve kapalı. Kimi memnun, kimi çaresiz… Kimi yaşlı olduğunu ilk kez zorla idrak etti. Kimi yaşlı olduğunu sonunda idrak edenlere müteşekkir. Hepsi sıkıldı, bunaldı. Çoğu korku ve endişe içinde. Biliyorsunuz endişe bizim kültürde günlük hayatın bir parçası, Batı’da hastalık kabul ediliyor. Neyse konumuz tam olarak bu değil, durup dururken saptırmayayım… Türkiye’de yaşlıları nasıl tanımlarsınız diye soracak olsam sizin aklınıza hangi kelimeler gelir bilmem ama gerçeğimiz 3 kelimede gizli; yoksun, yoksul ve yalnız. Yoksun çünkü pek çok haktan zaten mahrum, konfora ulaşamıyor. Yoksul çoğunun geliri yok, olan emekli maaşıyla idare ediyor ama ülke ekonomisinin hali malum, herhalde onların zenginleştiğini düşünen yoktur aranızda… Zaten kim zenginleşebiliyor ki bu cennet vatanda? İçi dışı beton olanlar. Nedir bu insanların en önemli 3 sorunu? Tahminde zorlanmazsınız; kronik hastalıklar, yoksulluk (barınma, yeme içme ve giyim), yalnızlık. Yalnızlık burada da karşımızda. Bir de evde yalnızlar şimdi.
65+ Yaşlı Hakları Derneği Kurucularından Bilişsel Nörolog Dr. Gülüstü Salur’la “Yaşlılara biraz hava mı aldırsak?” tartışmaları yapılırken sordum: “Biraz oksijene ne dersiniz?”
“Bir yanım doktor kimliğimle onları korumaktan yana” dedi Salur, ama kolay yoldan eve kapandıklarını da söyledi. “Kolay”ın ne demek olduğunu da sordum. “Bazılarımız nüfus sayımından anımsıyor olsa da, 80 öncesinde sokağa çıkma yasaklarını biliyor olsak da, sınırlanmak çok tanıdığımız bir durum değil.” diye söze başladı. “Karantinaya adım atarken sağlık verileri belirleyici faktörlerden biriyse bir diğeri de ekonomik. Tüm devletler ekonomiden en az zararla çıkmanın yollarını arıyor. Yaşlıların ekonominin içinde olmamaları ve emeklilikte zaten kapalı yaşadıkları düşünülürse yaşlılara sınırlama getirmek kolay oldu. Onlar da hem korunmaya alınmaktan mutlu, hem de bir seferberlik ruhuyla kolay kabul ettiler… Yaşlılar kendilerine verilen rolü güzel giydiler. Oysa Korona süreci, yalnız yaşlıların değil gençlerin de yaşamlarını yitirebileceklerini gördüğümüz dinamik bir süreç. Bir ay geçti ve sıkıldılar.”

Algı “Genç milletiz”, ama yaşlanıyoruz

Covid-19 bize henüz tam da farkına varamadığımız bazı dersler verdi. Örneğin, toplum olarak yaşlılarla nasıl yaşayacağımızı bilmediğimizi anladık. Ülke olarak “Biz genç milletiz” algısı var. Sanırsınız hiç yaşlanmayacağız. Genç nüfusumuz hala görece yüksek. Buna karşın hızla yaşlanıyoruz. TÜİK verilerine göre 2007’de nüfusun yüzde 7,1 iken 2019’da yüzde 9,1’e yükselmiş, neredeyse onda biri.
Neden 65+ diye düşünenler için küçük bir açıklama: Dünya Sağlık Örgütü 65’i, Birleşmiş Milletler 60 yaşı yaşlılık kabul ediyor. Salur, dijital uyum gibi bazı çalışmalarda 50 ve üstünü hedef aldıklarını ifade etti. Yani kültürel genlerimiz hızla ilerleyen gelişmeler karşısında daha çabuk eskiyebiliyor. Çevrenizde kaç yaşlı teknolojiyle başa çıkabiliyor?
Fakat türlü ikilem var bu yaşlılık konusunda; 65 ile 105 arasında bir dilimden yaşlılar olarak söz ediyorsak, her yaşlıyı aynı kefeye koymak mümkün değil. 80-90 yaşlarında bir yaşlı ile 60-65 civarının gerek fiziki gerek ekonomik aktivitesi doğaldır ki, eşit olamaz. Diğer yandan yaşlı olmak 60 ve üstü yaşlarda ülkemizde zor zanaat. Emekliliğini hak etmiş ve çalışma hayatı dışına çıkanları bir kenara koyalım, bunlar resmi emekli (çoğunun hala çalısası olsa da mümkün olamıyor), kayıtsız ekonomide aktif olarak çalışan birçok 60, 65 yaş üzeri insan yok mu? Ne oldu bu insanlara, evlerine kapanınca?

Yaşlılara saygıya ne oldu?

Salur’un dikkat çektiği çok önemli bir konu var; bu insanlara hitapta yaşanan iletişim sıkıntıları ve iletişim sektörünün kendisi. Daha yalın bir şekilde ifade edecek olursam, karantina günlerinin başında karşılaştığımız alaycı ve aşağılayıcı dil. Şuursuz vatandaşların yaklaşımı, kısa sürede tepki aldı almasına da olay iki sosyal medya zıpçıktısının kötü şakası değil ki… Ama bir türlü dile gelmeyen önemli bir konu sorumsuz haberler veya haberimsi programlar yapan televizyon kanallarının yaşlılar üzerindeki etkisi.
Lütfen düşünür müsünüz? Her gün evdesiniz ve izlediğiniz kanalların hepsi yaşamı sabote ediyor. 65+ evde kalmaktan sıkılmanın yanı sıra televizyon işkencesinden sıkıldı. Çocuk kanalları gibi yaşlılar için de tematik özel kanallar olamaz mı?

Yaşlıları güçlendirmenin yolu bulunmalı

Salur, Korona’dan öğrendiğimiz önemli bir bilgiyi paylaştı, karantinaya uyum sağlamayanların büyük çoğunluğu sağlık okur yazarı olmayanlar. Yani doğru bildiğimiz yanlışlardan tutun da hiç bilmediklerimiz yüzünden yaşananlar… Peki kim yol gösterebilir, medya ne güne duruyor? Felaket haberleri ile aynı haberi sayısız kez döndürerek bulaşıcı kaygı yaratan sözde haber programlar yerine sorumlu sağlık, beslenme, spor, kültür, sanat temalarının işlendiği kanalların eve hapsettiğimiz kişilerin hayatını daha çekilir kılacağından şüphe duymayalım.
Ve bir başka Korona öğretisi; Türkiye’de geriatri hekimleri ile yaşlı kitle konusunda uzman psikolog sayısı düşük. Pek çok genç için yollarını aydınlatacak meslek fırsatları önlerinde duruyor.
Salur’la youtube kanalımda da izleyebileceğiniz söyleşimizi şöyle toparladık; Yaşlıları güçledirmenin yollarını bulmak zorundayız. Salur, eski yeni, “Yeni Normal” gibi tanımlamalara sıcak bakmıyor. Geçiş döneminde olduğumuzu ifade ederek uyarıyor, eskiye yapışanlarla bir değişimin şart olduğunu görenler arasında geçen mücadele yaşıyoruz. Bu karambolde yaşlıları geride bırakmadan toplumun tüm kesimlerinin değişimde aynı sayfada olmasının önemine dikkat çekiyor: “Bugün hayatta olan her yaşlı, hayatta olan her genç kadar bu hayatı güzel yaşamayı hak ediyor. Elimizi, gözümüzü ve gönlümüzü birbirimizden çekmeyelim.”