Avatar

Gazeteci-Yazar

Yukarıdaki fotoğrafa dikkatle bakmak lazım. 27 Mayıs’ta Yassıada’daki “Demokrasi ve Özgürlükler” külliyesinin açılış töreninden. Demokrasi, özgürlükler ve hukuk konusuna geleceğim ama önce virüs. Bir salon dolusu davetli var. Hepsi maskelerini takmış durumda. Tıpkı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın herkese öğütlediği, takmayanları alenen azarladığı gibi. Ama o koca salon içinde bir tek takmayan kendisi. Üstelik kendisi de 65 yaş üstü.
İnsanın aklına iki şey geliyor: Ya Cumhurbaşkanı koronavirüs Covid-19’a yakalanma riskine rağmen, başka herkes gibi görünmek istemiyor, rakibi Joe Biden ile maske taktığı için alay eden ABD Başkanı Donald Trump gibi farkını ortaya koyuyor. Ya da Covid’e yakalanmayacağına, kendisine virüs işlemeyeceğine inanıyor. İlkine, artık o kadarına ihtimal vermiyorum. Ama sebep bağışık olduğuna inanmasıysa, bu durum acaba ilk günlerde Covid’e yakalanması ve hızlı ve güçlü bir tedaviyle iyileşip bağışıklık kazanmış olmasıyla açıklanabilir mi? Bu süreç Sağlık Bakanı Koca’nın denetiminde yürütülmüş olabilir mi?
Acaba Erdoğan Şubat, Mart aylarındaki dış temaslarında virüs kaptı ve hızlı bir kürle iyileşti de antikor testlerinde bağışıklık kazandığı mı anlaşıldı? Malum, daha bir süre önce görüştükleri İngiltere Başbakanı Boris Johnson ölümden döndü. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in de kendisini karantinaya alıp sonra test yaptırarak kamusal hayata döndüğünü biliyoruz. Kaldı ki, Erdoğan da tedavi görüp Türk hekimleri sayesinde kısa sürede bağışıklık kazandıysa, bu da çıkıp açıklanabilirdi rahatlıkla.

Gelelim malum konuya

Erdoğan “Demokrasi ve Özgürlükler Adası” adını verdiği Yassıada’da, Menderes, Zorlu ve Polatkan’a idam cezası verildiği ve şimdi müzeye çevrilmiş mahkeme salonunu da ziyaret etti. Burada kendisini en yakın ekibiyle birlikte görüyoruz. MHP lideri Devlet Bahçeli hemen solunda artık. Hepsi maskeli yine, Bahçeli dahil, sadece Erdoğan virüse meydan okuyor. Ama bu fotoğrafta konumuz maske değil artık.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cumhur İttifakı protokol düzeni: Sağında Meclis Başkanı Mustafa Şentop, solunda MHP lideri Devlet Bahçeli. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan’ın 28 Mayıs’ta virüs önlemlerinin çoğunu 1 Haziran itibarıyla kaldıran konuşması da 27 Mayıs konuşmasının devamı gibiydi. 27 Mayıs’ta bir yaşımıza daha girdik, çünkü Erdoğan, 27 Mayıs darbesini yapan cuntanın vitrin yüzlerinden olan, darbe bildirisini radyodan okuyan Alparslan Türkeş’i adeta darbenin mağduru gibi gösterdi. (“Yok artık” diyecek genç kuşaklar için bağlantısını şuraya bırakıyorum.) Türkeş’in o darbe ardından CMKP’den dönüştürdüğü MHP’nin kendisinden sonraki lideri Devlet Bahçeli de yanındaydı.
Bir Cumhurbaşkanı, her gün kendisine darbe yapmaya artık kimsenin kalkışmaması gerektiğini söyler mi? Erdoğan söylüyor. Neden yapıyor bunu? Kitlesini sürekli diri ve alesta tutmak için mi? Kime karşı? Şu da var: yatırımcı olsanız, ülkenin başındaki kişinin her Allah’ın günü kendisine darbe yapılma ihtimaline karşı vatandaşları kendisini kormaya hazır olmaya çağırdığı, kanunları kendi eksenine göre yeniden ve yeniden düzenlendiği bir ülkeye para yatırmaya hevesli olur musunuz? Yoksa sürekli darbe söylemine başvurmak milletin dikkatini yakıcı ekonomi sorunlarından dağıtmak için mi? Damadı olmakla gurur duyan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak Türkiye’nin 2020’de küçüleceğini söyleyenlere inanılmaması gerektiğini, yılı “pozitif” kapatacaklarını söyledi. Milyonlarca işsizin ve çalışanlarının maaşlarını nasıl ödeyeceğini kara kara düşünen yüzbinlerce küçük ve orta büyüklükteki işletme sahibinin içi rahatlamış mıdır bu sözlerle? Albayrak’ın beklediği pembe rakamları açıklayacak Türkiye İstatistik Kurumunun (TUİK) başına daha geçenlerde yaptıkları atamaya dair iddialar Ankara’da ayyuka çıktı; bir başka yazıda değiniriz.

Ankara’da tuhaf senaryolar

Yoksa Erdoğan, 1 Haziran’da açıldıktan sonra AK Parti ve MHP oylarıyla onaylanması için Meclis’e göndereceği yasa taslaklarına muhalefetin itirazlarını şimdiden “darbe girişimi” diye yaftalamak için mi sürekli bu konuyu gündeme getiriyor? Soru bu.
Ankara’da elinizi sallasanız elli siyasi senaryoya çarpıyor. Son birkaç haftadaki haberlere topluca bakın. Kimine göre Meclis açılınca önce İş Bankasındaki CHP hisselerine el konulması gündeme gelecek. Kimine göre seçim yasaları değişecek, 1950’lerde Demokrat Parti’nin seçim zaferleri kazandığı dar bölge, ya da daraltılmış bölge getirilecek. Kimilerine göre (son iki yılda belki yirminci defa ısıtılan) kabine değişikliği geliyor. Kimilerine göre CHP’nin halkın oyuyla kazandığı belediyeleri elinden almak için Başkanı seçme yetkisi Belediye Meclislerine devredilecek. (CHP sözcüsü Faik Öztrak o nedenle “1994’te size yapılmayanı neden siz yapıyorsunuz?” diye sordu. Erdoğan 1994’te -hem de yüzde 25 ile İstanbul Belediye Başkanı seçildiğinde Belediye Meclisinde çoğunluğu yoktu.) Bu gerçekten en tehlikeli proje. Bir de bütün seçim yasalarının değiştirilerek bir arada toplanması çalışması. “Seçim, sadece ben seçileceksem geçerlidir” mantığı ne çoğulcu demokrasiye ne özgürlüklere ne de hukuk devletine sığar. Seçim yasalarıyla bu kadar uğraşmak, siyasete virüs bulaştırmak gibi bir şey. Bugüne dek kimseye hayrı dokunmadı. Özal da destek kaybetmeye böyle başlamıştı.
Benim bu senaryolar içinde, Meclis açılır açılmaz Cumhurbaşkanlığından gönderileceğine inandığım, sadece Baroların seçim usullerinin değiştirileceğine dair girişim var. Diğerleri -Erdoğan, Bahçeli ile Yassıada’da anlaşıp da süreci hızlandırma talimatı vermediyse- hâlâ hazırlık aşamasında. Bir zamanlar Erdoğan’ın yeminli muhalifi olan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun Erdoğan’ın yanından hiç ayrılmıyor. Bu da Erdoğan’ın Ekim ayındaki baro seçimlerinden önce bu işi mutlaka bitirmek istediğinin bir başka işareti olarak gösteriliyor.
Meclis yeniden açılırken siyasetin perde arkasını anlatmaya devam edeceğiz. Normalde muhalefet gerilim ortamından medet umar, Erdoğan bunun tersini kanıtlamak istiyor. Doğru işler değil bunlar.