Avatar

Gazeteci-Yazar

HDP Eş-Başkanı Pervin Buldan kanunlar önünde HDP’lilere ayrımcılık yapıldığını iddia ediyor, son cezaevi uygulamasını örnek gösteriyor. (Foto: Twitter)

ABD’de George Floyd’un beyaz bir polis tarafından gözaltına alınırken öldürülmesi olayını kınıyoruz. Kimilerimiz Türkiye’de ne tür insan hakları ihlalleri olduğuna bakmadan, orayı kınamak kolay olduğu için kınıyor. Kimilerimiz hazır Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD’deki “ırkçı ve faşist” tırmanışı kınadığı için, kınamayı görev biliyor. Kimilerimiz ABD’deki polis şiddeti ve ayrımcılığı Türkiye niyetine kınayıp vicdanını rahatlatıyor. Oysa ayrımcılık sadece ABD’de yok. Dünyanın her yerinde, örneğin Avrupa’da da ve Türkiye’de de var; görmek ve kınamak isteyene. 4 Haziran’da Meclis üyelikleri düşürülen üç milletvekilinden CHP’li Enis Berberoğlu’nun 5 Haziran’da Covid salgını nedeniyle ev iznine gönderilmesi, ancak HDP milletvekilleri Leyla Güven ve Musa Farisoğulları’nın cezaevinde tutulmasını vicdanların sindirmesi zor. (Berberoğlu’nun ev iznine gönderilmiş olmasının durumun geneli üzerindeki adaletsizlik tartışmasını bitirmediğini söylemek gerek.)
CHP’li Berberoğlu, Cumhuriyet’in “MİT TIR’ları” haberinin kaynağı olma iddiasıyla “sivil ve askeri sırları ifşa etme” suçlamasıyla mahkûm edilmişti. HDP’li Güven ve Farisoğulları ise, PKK ile irtibatları iddiasıyla “terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla. Her üç milletvekili de daha önce cezaevinde yatmış ancak milletvekilliklerinin sona ermesi ardından cezalarını tamamlamaları kararı verilmişti.
Milletvekillerinin üyeliklerinin düşürülmesi de tartışmalı olmuştu. CHP ve HDP ayrı ayrı Meclis kürsüsünden Yargıtay kararı okunarak üyelik düşürülemeyeceğini, Komisyon ve Genel Kurul oylaması gerektiğini, yapılanın Anayasa’ya aykırı olduğunu söylediler. Meclis Başkanı Mustafa Şentop ise Anayasa’nın 84’üncü maddesinin bunu mümkün kıldığı yanıtını verdi. Başkan ayrıca, muhalefetten gelen “Karar okutulmayıp bekletilebilirdi” itirazının da TBMM İçtüzüğünün 136’ıncı maddesine aykırı olacağını söyledi. Oysa örneğin Berberoğlu hakkındaki yazı Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından 26 Kasım 2018’de Meclis’e gönderilmişti ve o tarihten bu yana bekletiliyordu.

Gerekçeler vicdanı rahatlatmıyor

Bir buçuk yıldır bekletilen kararın şimdi gündeme getirilmesi siyaset kulisinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın müttefiki MHP lideri Devlet Bahçeli desteğiyle siyaseten daha da sert bir çizgiye kayacağı şeklinde yorumlandı.
Ancak burada siyasi değil insani ve vicdani bir sorun da bulunuyor.
Şimdi ben “Neden Berberoğlu (o da 31 Temmuz’a dek) ev iznine gönderildi de, Güven ve Farisoğlu gönderilmedi? Onlara virüs bulaşmıyor mu?” diye sorunca sıralanacak gerekçeler belli: Çünkü onlar terör suçlusu, terör suçlusu olunca (Berberoğlu gibi Maltepe’deki) açık cezaevine değil, (Diyarbakır’daki) kapalı cezaevine kondular, bu yüzden de izin verilmiyor.
Hepsinin de yasada yeri olan bu gerekçeler, bu sorulara insani ve vicdani olarak yanıt veremiyor.
Herkese bulaşabilen virüs, Güven’e, Farisoğulları’na, Edirne cezaevinde tutulan önceki HDP eş-başkanı Selahattin Demirtaş’a Diyarbakır’ın seçilmiş belediye başkanlarından Gültan Kışanak’a, HDP’liere bulaşamaz mı? Bir nevi Covid aşısı mı sayılıyor HDP üyesi olmak? Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ne diyor bu konuda?
Ondan sonra HDP Eş-Başkanı Pervin Buldan çıkıp “Türkiye’de HDP’lilere, Kürtlere ayrı hukuk uygulanıyor, ayrımcılık yapılıyor” dediğinde kaşlar çatılıyor. Buldan ve HDP Eş-Başkanı Mithat Sancar çıkıp Edirne ve Diyarbakır’dan Ankara’ya yürüyeceklerini açıklayınca kaşlar çatılıyor, öfke kabarıyor. Berberoğlu 2017 Haziran ayında tutuklandığında CHP lideri “Adalet Yürüyüşü” adı altında Ankara’dan Maltepe cezaevinin bulunduğu İstanbul’a yürümüştü.

Terör suçu kavramı genişletildikçe

Bu konu aslında Covid-19 önlemleri çerçevesinde çıkan son infaz yasası tartışmalarında da vardı. AK Parti ve MHP, suç örgütü liderlerini ve çetecileri dışarı çıkarmakta sakınca görmezken “terör suçu” yaftası altında siyasi suç kapsamına girecek kişileri de cezaevinde tuttu.
Terör suçu kavramı Türkiye’de bir süredir artık silahlı şiddet eylemlerine katılmak, planlamak, ya da bunları açıkça övüp savunmakla sınırlı tutulmuyor. Örneğin şu anda cezaevinde olan hemen hemen bütün HDP’liler “terör suçlusu” sayılıyor. Terör suçlamasının daraltılması, gerçek anlamına indirgenmesi gerekiyor. HDP’nin, PKK ve PKK’nın terör eylemleri ile arasına kalın ve net bir çizgi çekmesi gerektiği görüşünü taşıyan birisi olarak söylüyorum: Demirtaş’ın terörist olduğuna AK Partililerin çoğu dahil toplumun geniş kesimini inandırmak mümkün değil. Toplumun çoğunluğu Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” sözü nedeniyle hapiste olduğuna inanıyor. O yüzden Demirtaş’ın beğeni düzeyi, hapiste olmasına rağmen HDP oy oranının yüzde 50 kadar üzerinde çıkıyor kamuoyu yoklamalarında hâlâ.
Adalet hepimize lâzım. Ne zaman ve nasıl lazım olacağı da hiç belli olmuyor.