Avatar

Gazeteci-Yazar

Cumhurbaşkanı Erdoğan önemli kararlarını ön sırayı paylaştığı isimlere danışarak alıyor. Soldan sağa, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, TBMM Başkanı Şentop ve Erdoğan’ın solundaki MHP lideri Bahçeli. Yeni bakanlıklar konusunda da durum değişmeyecek. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

Hürriyet gazetesinin ağır topu Abdülkadir Selvi, yıllardır yaza yaza sonunda kabine değişikliği yaptıracak galiba, velev ki yeni bakanlıklar kurulması, bakanlık sayısının artırılması yoluyla. Sadece yeni bakanlıklar da değil, yeni TBMM Komisyonları da kurulacakmış Selvi’nin bildirdiğine göre. Bir gün önce Meclis başkanı Mustafa Şentop ile mülakat yapmıştı meslektaşımız, bir bildiği vardır. İkinci Cumhurbaşkanı Yardımcılığı ihtimali içinse bir süredir Binali Yıldırım’ın adı konuşuluıyordu ama, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan başkasının bilmesi mümkün değil günümüzde.
Ayrıntıya birazdan girmek üzere şurada bir nefes alalım. Yeni bakanlıklar, yeni Meclis komisyonlarının Ankara siyasetinde bir tek anlamı vardır: kopma tehlikesi olanlara yeni makamlar, yeni kırmızı plakalı makam araçları, yeni müşavirler ve özel harcama kalemleri. Bu konuda geçmişten trajikomik bir hikâye vardır ama, şimdi konuyu dağıtmamak için onu en sona bırakayım.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, milletvekillerinin bakanlık yapmasına izin vermiyor ama Meclis komisyonlarının artırılması suretiyle AK Partili vekillere yeni makam üretilmesi yoluna gidileceği anlaşılıyor. Bir ayrıntı daha: milletvekilleri bakan olamıyor ama, bakanlar da milletvekilleri gibi özlük haklarına iki yıl görev yaptıktan sonra kavuşuyor. Bu tarih 10 Temmuz’da doluyor. Yani o tarihten sonra mevcut bakanlar görevden alınsa bile “eski bakan” sıfatıyla kırmızı pasaporttan THY de VIP hakkı dahil her türlü devlet ayrıcalığından yararlanabilecek. Tersine, o tarihten sonra milletvekilliğinden istifa edenlere de bakanlık kapısı açılabilir. Ne güzel, değil mi?

Peki hangi bakanlıklar?

Selvi, “köklü değişiklikler” olabileceğini yazıyor. Örneğin daha iki yıl önce birleştirilen Tarım ve Orman Bakanlığı, daha iki yıl önce birleştirilen Aile ve Çalışma Bakanlığı ayrılabilirmiş; AK Parti iktidarının ilk yıllarında birleştirilen Kültür ve Turizm Bakanlığı da öyle.
Açık söyleyelim, bunlar köklü değişiklik değil, makam üretme hamleleridir. Ankara’da kime sorsanız size kabineden en fazla beş isim sayar, değiştirildiğinde bir Erdoğan’ın politikalarında bir farklılık anlamına gelebilecek. Bu isimler, lütfen diğer bakanlar alınmasın ama Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’dür. Tabii bu listeye Cumhurbaşkanlığının dar ekibinden birkaç ismi de eklememiz gerekiyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanı Hakan Fidan, Güvenlik ve Dış Politikalar Baş Danışmanı İbrahim Kalın, Strateji ve Bütçe Başkanı Naci Ağbal, konjonktür itibarıyla İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve konjonktürden bağımsız olarak iki sır kâtibi: Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan ile özel danışmanı Mücahit (Ali İhsan) Arslan. Bu isimler arasındaki değişimler de bir farklılık ifade eder ama “köklü kabine değişikliği” dendiğinde, kimse kusura bakmasın, o ilk beş bakan isminde birden fazla değişiklik anlamamız gerekiyor. Gerisi siyaset ve menkul kıymetler borsası oyunlarını ilgilendirir.

Makam dağıtmaya başlamak neyin işareti?

Türk siyasetinde kuraldır. Kendinizi güçlü hissettiğinizde makam azaltır, güçsüzlüğünüze ilaç olacağı umuduyla makam üretirsiniz. Bir tür “ver kurtul” siyasetidir bu ama sadece kısa vadede bir ferahlık getirir.
Örneğin, şimdiye dek en fazla bakanlık sayısına sahip hükümeti, Bülent Ecevit başbakanlığında gayet kırılgan kurulmuş DSP-MHP-ANAP üçlü koalisyon hükümetiydi; yola 35 bakanla başlamış, 37 bakanla bitirmişti. Oysa tek başına iktidara geldiğinde ANAP lideri Turgut Özal kendisi dahil 25 bakanlık kabine kurmuştu.
AK Parti ilk iktidara geldiğinde, bir güç gösterisi olarak önce bakanlık sayısını azaltmış ve takdir toplamıştı. Şimdi Erdoğan’ın kendisini en güçlü hissettiği noktalardan birindeki sözlerini hatırlatalım. Tarih 22 Haziran 2018. Erdoğan, MHP lider Devlet Bahçeli’nin desteğiyle iki gün sonra, 24 Haziran 2018’de Cumhurbaşkanı seçileceğinden emin olarak aTV ve aHaber ortak canlı yayınında şunları söylemiş:
“Bürokratik oligarşi’ diye benim sürekli ifade ettiğim bu yapıların hantallığı, kurumlardaki iş ve işleyiş süreçleri önümüze hep birer engel olarak çıktı. (…) Yeni yönetim modelinde yalın, makamların azaldığı, yeniliklere hızlı adapte olan, insan kaynağının gelişmesine imkân sağlayan, yetki ve sorumluluk alanları net, dijital dönüşümü gerçekleştiren, karar alma süreçleri hızlı, küresel rekabet gücü yüksek, ortak aklı kurumsallaştıran bir yapı var. (…) Bunun için bakanlıkların sayısını azaltmak, işlevselliğini arttırmak ve verimliliğini arttırmak için bazı birleşmeler gerçekleştiriyoruz. Örneğin başbakan olduğum zaman 37 bakanlık sayısı vardı. Bu sayıyı 26’ya indirdik. Şimdi ise bunu 16’ya indiriyoruz.”
Şimdi öğreniyoruz ki, bakanlıklar ve Meclis komisyonları sayısının yeniden artırılması için çalışmalar yapılıyor.

Belediyeler kapısı kapanınca

Bütün bunların bir ucunda 31 Mart 2019’da (ve 23 Haziran İstanbul seçim tekrarında) AK Parti’nin İstanbul ve Ankara başta olmak üzere pek çok büyükşehir belediyesini kaybetmiş olması var. Her biri en az bir icra bakanlığı ağırlığındaki büyükşehir belediyeleri, sadece ekonomik güçleriyle siyasi tabanı bir arada tutma imkânı anlamına gelmekle kalmıyordu. Aynı zamanda müthiş bir makam üretme kapasitesi anlamına geliyordu. CHP’nin İYİ Parti desteğiyle bu belediyeleri alması, AK Parti’yi bu makamlardan da etti.
Oysa kamuoyu araştırmalarında ne AK Parti ne MHP’nin yukarı doğru kımıldadığı görünüyor. Ali Babacan’ın Deva Partisi ve Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi anketlerde henüz çıkış yakalamış değil ama yüzde 50+1 oy sisteminde yüzde 1 oy bile iktidar getirebilir, ya da götürebilir. Bu da herhangi bir makam, mevki, etki sahibi olmadan, sadece kurşun asker görünümünde AK Parti’de kalmanın cazibesini azaltıyor.
Hal böyle olunca, muhtemel kayıpların önüne geçmek üzere “ver kurtul” taktiğiyle makam üretmek bir yol gibi görünebilir. Bu açıdan bakıldığında, Bakanlıklar ve Meclis komisyonları sayısının yanı sıra başka bürokratik makamların da üretilmesi de sürpriz olmaz.

Gelelim yazının başında söz verdiğim hikâyeye.

“Heva civa” Bakanlığı

Sadece Ecevit değil, Süleyman Demirel (ve devamında Tansu Çiller, Mesut Yılmaz da) koalisyon ve parti içi dengeleri koruyabilmek için yeni bakanlıklar kurdururdu. Mali krize gidiş sürecinde, her birine “görev zararı” yazdırılan kamu bankalarından her birinden ayrı bir bakan sorumluydu neredeyse, başka baktıkları iş de olmazdı genel olarak.
Ama hikâye Ecevit’in en büyük siyasi hatası olan Güneş Motel olayıyla Demirel’in Adalet Partisinden transfer ettiği milletvekillerine bakanlık dağıttığı (Ocak 1978-Kasım 1979 arasındaki) 42’inci hükümetten. Bu hükümetteki devlet bakanlarından birisi de Elazığ Milletvekili Ali Rıza Septioğlu idi. Aşiret reisi ve krom madenleri işletmecisiydi. (1991 seçimlerinde Leyla Zana milletvekili yeminini Kürtçe tekrarlarken, en yaşlı üye sıfatıyla ve yine Demirel’in DYP’sinden- Meclis’i yönetirken arkasından “Kız gel buraya, yemini doğru oku” diye seslenecekti.)
Ecevit, Septioğlu’na devlet bakanlığı vermişti ama altındaki en önemli “bağlı kuruluş” Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü idi. Palu’dan hemşerileri hayırlı olsun ziyaretine gelmişti. Çay faslı bitip iş isteme faslına geçildiğinde, aşiret üyelerinden birisinin cesaretini toplayıp sormuştu:
-Ağam, sen şimdi neye bakıyorsun?
Septioğlu’nun kendi şivesiyle yanıtı hâlâ konuşulur Ankara siyaset kulisinde:
-Heç yahu… Heva civa…