Avatar

Gazeteci-Yazar

Muharrem İnce CHP Cumhurbaşkanı adayı olarak oy kullanırken. (Foto: CHP)

Son olarak “Muharrem İnce, Nagehan Alçı’ya konuştu” başlığında olaydan koptum ben. Çünkü o haber hükümet yanlısı sitelerden “son dakika” diye ekranıma düşmeye başladığında Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın “Liranın değerinin düşmesinin önemi yok, çok başarılıyız” mealinde konuştuğu “Sor Kurtul” programında söylediklerini okuyordum. Muhalefetin “Damat olmasa bir gün orada kalır mıydı? Neden ortada görülmüyor?” soruları üzerine gereken soruların sorulmayacağından emin olarak atmıştı kendini o ekrana.
Albayrak liranın değerinin düşmesi önemli değil dediğinde Türkiye’de sanayinin ara mal ithalatına ne kadar bağımlı olduğunu, enerjiden bahsettiğinde acaba petrol ve gazı dövizle alıp almadığımızı da sormak gerekir tabii. Bakan “iki sene önce de bu fiyattaydı” dediğinde, 7,3’ün en düşük değer olduğunu ayrıca kendisinin Maliye ve Hazine dümenine geçtiği 2018 Temmuz ayında 1 doların 4,8 lira olduğunu sormak gerekirdi.
Ama bunları sormamız istenmiyor bu aralar, daha çok Muharrem İnce’nin CHP bombalarıyla ilgilenmemiz tercih ediliyor. Bu “bombalar” patladığında başka bomba açıklamalar gündeme düşürülecektir. İnce olmazsa başkası tarafından.

Neleri sormamız istenmiyor?

Tutup Irak’ta “PKK’lı Cemil Bayık yerine iki Iraklı subayı mı öldürdü SİHA’larımız? Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Bağdat ziyaretini bu yüzden mi iptal etti?” diye sormamız istenmiyor örneğin. Beştepe’ye gizlice İnce değil de hangi CHP’linin gittiği çok daha önemli çünkü.
Bir yandan PKK şefi avlarken, diğer yandan Amerikalı petrol şirketinin Suriye’deki PKK ile yaptığı anlaşmaya karşı ne yaptığımızı, ABD’nin aslında Türkiye’ye iki yıldır fiili silah ambargosu uygulayıp uygulamadığını sormamız istenmiyor örneğin. Uyguladığı ittifak politikasıyla 2019 yerel seçimlerinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın AK Partisinin belediyeler üzerindeki egemenliğine son veren CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun neden başarısız olduğunu sorgulamamız isteniyor onun yerine.
CHP’nin bitmek bilmez hizip kavgaları dizisinin Muharrem İnce – Tuncay Özkan bölümünü izlemek çok önemli, ama Suriye ve Libya cephelerinden sonra Doğu Akdeniz’de “Mavi Vatan”, Azerbaycan’da Kafkas cephesi açma hazırlığımız o kadar önemli değil. Özellikle de orduyu bu kadar cephede aynı anda teyakkuzda tutmanın sadece güvenlik ve diplomasiye getirdiği riskler bakımından değil, ekonomiye getirdiği yükler bakımından da sorgulamamız kesinlikle caiz değil.

Kadın hakları mı, İnce bombaları mı?

İnce, CHP “bombalarını” bugün patlatacağını söylemeden önce 13 Ağustos tarihi iç siyasette neden önemliydi, hatırlayan var mı?
Ben hatırlatayım. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Hata etmişim” diyerek kadınlara şiddete karşı İstanbul Sözleşmesinden imzasını çekip çekmemeye karar verecekti. Aslında bir hafta önce bu konu AK Partinin gündemine gelecekken 13 Ağustos’a alınmıştı. Çünkü o arada, Cumhurbaşkanına oy şantajıyla erkek egemen ideolojilerini dayatmak isteyen baskı grupları, tarikat ve cemaatlerin kadın düşmanı niyetleri açığa çıkmıştı. Bu grupların sözcüsü Akit yazarı Abdurrahman Dilipak’ın İstanbul Sözleşmesinden yana duran AK Partili kadınlara ağır hakaret etmesi bardağı taşıran damla olmuştu. 12 Ağustos’ta 81 ilin AK Parti kadın kolları bu kadın düşmanına karşı dava açtı.
Bence AK Parti bu sayfayı sessizce kapatacak, belki sırf bir şey yapmamış olmak için Hırvatistan’ın yaptığı gibi bir şerh koyarlar. Aksi halde, MetroPoll yöneticisi Özer Sencar’ın dediği gibi, Erdoğan yaptığı en ağır hatayı, yani kadın seçmeni küstürmeyi devam ettirmiş olacak.
Ama CHP bombaları dururken kadın haklarının önemi ne olabilir ki? Burada mesele İnce’nin demokratik bir hakkını fazla popülist bir üslupla kullanması değil, onun alabildiğine istismarı.

Artık bıktıran iki yüzlülük

AK Parti ve MHP, kendi tabanını genişletemedikçe rakibini küçültmeye CHP ve İyi Parti’nin arasını açmaya çalışıyor. Ama Erdoğan ve Bahçeli’nin ayrı ayrı Meral Akşener’e davetiye çıkarması bile “İnce bombaları” cenahı tarafından zafiyet değil güç gösterisi olarak sunuluyor.
Koronavirüs önlemlerinin ticaret ve turizm lobisinin baskısıyla aniden kaldırılmasının sonuçlarını görüyoruz: okulların açılışı bir ay ertelendi.
Ama en çok konuşulmasını istemedikleri konu ekonomi, geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, liranın değer kaybı. Başa döndük, o zaman “Sor Kurtul” programını da açıklayalım.
Süleyman Demirel cumhurbaşkanı iken TRT’de kıdemli gazeteci Kurtul Altuğ’un sunduğu aylık bir programa çıkardı. Gerçi her gün ekranlardaydı ama “tarafsız” bir gazetecinin sorularına çekinmeden yanıt veren Cumhurbaşkanı algısına ihtiyaç duyuyordu. Altuğ’un daha ilk sorusunda “Şimdi oraya gelmeden önce…” diye başlayıp uzun uzun kendi söylemek istediği ne varsa anlatır, programın bitimine birkaç dakika kala sözünü bitirip “Şimdi sor Kurtul” derdi. O da sorar kurtulurdu.
Şimdi de biz soruyoruz ama kurtulamıyoruz bu ikiyüzlülüklerden.
Diyeceksiniz ki Demirel nerede, Albayrak nerede? Haklısınız. Demirel’i özler olduk.