Avatar

Gazeteci-Yazar

KKTC Başbakanı Ersin Tatar, 11 Ekim’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın desteğine sahip. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)


Kıbrıs Türkleri 11 Ekim Pazar günü Cumhurbaşkanlığı seçimi için sandık başına gidiyor. Seçim aslında altı ay önce yapılacaktı, ama Covid-19 salgını nedeniyle ertelenmişti. İlk turda oyların yüzde 50’sini alan aday çıkmazsa ikinci tur 18 Ekim’de tekrarlanacak. Kıbrıs Türklerinin önünde en güçlü görünen iki aday bulunuyor: Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Başbakan Ersin Tatar. CTP adayı Tufan Erhürman ile Dışişleri bakanlığından 6 Ekim’de istifa eden Kudret Özersay da ikinci kademede, son kamuoyu yoklamalarına göre.
Bu Kıbrıs Türklerinin 2004’teki Annan Planı öncesindeki seçiminden sonra belki en zorlu seçimi olacak. Kıbrıs Türklerinin, Kıbrıs Rumlarıyla birleşmesini asli siyasi programı yapan Mehmet Ali Talat’ın 14 Aralık 2003 Meclis seçimlerini kazanıp başbakan olması bir dönüm noktasıydı. Rumların 24 Nisan 2004’te iki kesimde de yapılan halk oylamasında birleşmeye hayır demesine rağmen Avrupa Birliği, Rum hükümetini adanın tamamını temsilen üye kabul etmişti. Yine de o rüzgârla 2005’te Talat, 2015’te de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Türklerinin siyasi eşitliği temelinde ihyasını öne çıkaran Mustafa Akıncı cumhurbaşkanı seçildi.

AB’nin kabul edilemez yanlışı

Akıncı’nın şansı yakın zamana dek yüksek görünüyordu. Ulusal Birlik Partisi (UBP) adayı Tatar ise rakipleri tarafından “Erdoğancı” olmakla eleştiriliyor, dengeci siyaset izleyen Özersay aradan sıyrılacak izlenimi veriyordu.
Akıncı’nın aleyhine olan gelişme, son olarak 2 Ekim AB Zirve Sonuç Bildirisinde gerçekten zirve yapan Kıbrıs Türklerinin yok sayılması tutumu oldu. Daha önce dolaylı olarak da olsa Adadaki Türk toplumunu ismen zikreden AB, bu defa Yunanistan ve Kıbrıs Rum Cumhuriyetinin etkisiyle Kıbrıs Türklerinin ismini dahi anmadı. AB’nin neticede kendi bünyesinde saydığı bir halk topluluğunu yok sayma yanlışına Dışişleri Bakanlığı tepki gösterdi.
AB iki yüzlü bir siyaset izliyor. Türkiye ve Yunanistan arasında Doğu Akdeniz’de yaşanan kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge, deniz yetki alanları ve doğal kaynakları sorunlarındaki çözümsüzlüğün acısını bir halkı tümden yok sayarak çıkarmak aslında acizliğin göstergesi. Eğer bu kadar tepkiliyse, AB’nin Kıbrıs’ta işgalci güç diye suçladığı Türkiye’yle neden bütün ilişkileri kesemediği de sorulmalı.
AB, özellikle de Almanya 2004’teki Kıbrıs hatasını sürdürüyor.

Erdoğan’ın Tatar’a desteği

Tatar’ın lehine olan gelişmelerin başında Doğu Akdeniz’de petrol ve gaz aranması için Türkiye ile yetki anlaşması yapması geliyor; bu hamleye halktan destek olduğu görülüyor. Son aşamada ise hem Akıncı hem de diğer adaylar tarafından seçim desteği sayılan (ve 1974’ten bu yana kapalı olan) Maraş kıyılarının halka açılması var. Özersay, bu proje kendi fikri olduğu halde Tatar’ın kendisine son anda bilgi vererek 6 Ekim’de Ankara’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ortak basın toplantısında ilan edilmesine tepki olarak Dışişlerinden istifa etmişti. Tatar’ın Geçitköy barajının hizmete alınmasını aynı gün Erdoğan ile açıklaması da rakipleri tarafından Erdoğan’ın seçim hediyesi görülüyor.
Maraş’ın açılması Rum tarafında tepkilere yol açtı. Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis Türkleri Maraş’taki mülkleri sahiplerine geri vermeye çağırdı. Oysa Kıbrıs Türk hükümeti ve Türkiye’nin üzerinde çalıştığı plan zaten mülklerini geri almak isteyen Rumların KKTC’yi muhatap alarak başvuru yapması üzerine kurulu; Anastasiadis’in iddiası sağlam değil. Türkiye tarafında bu siyaseti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay koordinasyonunda yürütülüyor.

Ve Azerbaycan-Yunanistan boyutu

Tatar’ın seçilip seçilmemesi Kıbrıs Türklerinin siyasi geleceği açısından da belirleyici olacak. Ankara bir süredir, Kıbrıslı Türk siyasetçilerin özellikle de Akıncı’nın atması gereken adımları “Rum tarafı ne karşılık verir” endişesiyle güçlü atmadığı kanısında.
Akıncı Rumlarla ancak siyasi eşitlik temelinde uzlaşma olmasını ancak egemenliğin Türkiye’ye de teslim edilmemesini öngörüyor. Tatar ise Rum tarafıyla kırk yıldır süren görüşmelerden bir şey çıkmayacağını düşünen kesimi temsil ediyor. Bu bakımdan, “Ermenilerle görüşmelerle bir otuz yıl daha mı oyalanacağız” diyen Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’i çağrıştırıyor.
Bu çerçevede sürpriz bir gelişme de Azerbaycan-Ermenistan ihtilafında ortaya çıktı. Basında Karabağ’a Azerilere karşı savaşmaya gelen Yunan vatandaşları üzerine haberler vardı. Yunanistan Büyükelçisi Nikolaos Piperigos, hem de güven mektubunu sunarken Aliyev tarafından adeta azarlandı. Atina bunun üzerine Büyükelçisini hemen çekince, Azerbaycan da Büyükelçisi Rahman Mustafayev’i Atina’dan çekti. Aliyev’in “Türkiye’yi her konuda destekliyoruz, Doğu Akdeniz dahil” sözleri Atina’yı ayrıca sarstı. “Her konu” ve “Doğu Akdeniz” ifadeleri aynı cümlede kullanılınca akla Kıbrıs’ın gelmemesi imkânsız çünkü.
11 Ekim’de olmazsa 18 Ekim’den sonra göreceğiz.