Murat Yetkin

Gazeteci-Yazar

Fotoğrafta AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile görülen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ABD ve AB’den 2021’de kurulmaya başlayacak dengelerde daha etkili konum talebinde ama işi kolay değil. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ne yapmaya çalıştığını anlamak aslında o kadar karmaşık değil. Dünyadaki pek çok lider gibi Erdoğan da siyasi ve ekonomik ilişkilerin, güç dengelerinin 2021 yılında yeniden tanımlanmaya başlayacağını görüyor. Tarihte eşi büyük çaplı savaşlardan sonra görülen bir al-ver sürecinin eşiğindeyiz. Erdoğan hem Türkiye’nin bu süreçten kayıpsız, tercihan kazançlı çıkmasını hem de bu süreçte Türkiye’deki idari yapıyı kendisini daha uzun süre başta tutacak şekilde yeniden tasarlamayı hedefliyor. Bunu sadece Türkiye yapmadığı, gücü yettiğince (Doğu Akdeniz’de Yunanistan’dan Körfez’de Birleşik Arap Emirlikleri’ne dek) herkes yapmaya çalıştığı için de işi zor.
Ama Erdoğan’ın işi sadece dış unsurlara bağlı olarak zor değil. İşi zorlaştıran başka etkenler de var.
Dünyada ve Türkiye’deki gelişmelere aynı çerçeve içinde baktığımızda karşımıza neredeyse Birinci Dünya Savaşı öncesi güç politikaları andıran basitlikte bir paylaşım savaşı tablosu çıkıyor. O zamandan farkı ise oyun kurma ya da oyun bozma yetenek ve imkânlarına sahip küresel ve yerel aktör sayısının artmış olması.

Çin’in yükselişi virüsün gelişi

Türkiye bu aktörlerden biri. Küresel olmasa da bölgesel planda önemli aktörler arasında. Hindistan gibi, Brezilya gibi, Japonya, Avustralya gibi. Ancak dünya düzenini siyasi ve ekonomik olarak dönüşüme, yeniden tanımlanmaya zorlayan asıl aktör Çin.
Sovyetler Birliğinin yıkılışıyla “tek kutuplu” kaldığı sevincini yaşayan ABD öncülüğündeki kapitalist sistemin işi, şimdi Çin’in Komünist Parti idaresinde geliştirdiği devlet kapitalizmiyle zorlaşıyor. Bir zamanlar “Üçüncü Dünya” sınıfında sayılan Çin bugün dünyanın ABD’den sonra ikinci büyük ekonomisine sahip. Çin’in yükselişi Donald Trump ile zincirden boşanmış aşamasına ulaşan kapitalist ekonomilerin siyaseten de yeniden yapılanmasını zaten gerekli kılıyordu. İngiltere’nin ayrılmasıyla (Brexit) AB’nin ilk defa küçülmeye başlaması bunun bir başka göstergesiydi. Hem sınıfsal hem bölgesel çelişkiler derinleşiyordu.
Tarihin acı tesadüfüyle Çin’den başlayan kovit salgını çelişkilerin daha görünür hale gelmesine yol açtı, gelişmeleri hızlandırdı. Trump’ın sonu koronavirüs etkisiyle dört yıl erken geldi. Herkesin işi zorlaştı. ABD’de Joe Biden ile başlayacak 2021 böylece küresel, bölgesel ve ulusal ölçekte yeniden yapılanma yılı görülmeye başlandı.

Oyuna almazsan oyununu bozarım

Türkiye öteden beri oyun bozma gücü oyun kurma gücünden daha fazla bir bölgesel aktör. Dışarıdan bakıldığında Çanakkale böyledir, hatta Kurtuluş Savaşı, Kıbrıs Harekâtı da başkalarının oyununu bozma örnekleridir. NATO’ya giriş dahi oyun bozabileceğini göstermesiyledir.
Bu yetenek daha çok coğrafya ve ordu vasıtasıyla kullanıldı.
Erdoğan’ın Batılı müttefikleri kızdıran riskli dış politikası aslında Türkiye’nin oyun bozma gücünü onların adeta gözlerine sokarak gösterme üzerine kurulu. Erdoğan siyasi ve ekonomik dengelerin yeniden tanımlanması sürecinde masada daha güçlü bir konum için el yükseltiyor bu yöntemle.
Erdoğan’ın Türk dış ilişkilerinin eksenini oluşturan ABD ve AB siyasetini böyle özetlemek mümkün. Beni kendinden sayarsan, başkalarına karşı -ki burada kastedilen temel olarak Rusya ve Ortadoğu kaynaklı, göç ve terörizm dahil sorunlardır- birlikte savaşırız. Aksi halde benden tek taraflı yardım bekleme. Rusya’dan S-400 füzesi alınmasından Libya’da Fransa’nın Afrika nasırına basılmasına, öte yandan Azerbaycan’da Rusya ve İran’a karşı denge oluşturulmasına dek yapılan budur.
Uluslararası dengeler bu tür zorlamalara uygun. İlham Aliyev açıkça 30 yıldır diplomasiyle alınamayanın 44 günde askerle alınabildiğini söylerken küresel bir eğilimi de dile getiriyordu.

Erdoğan’ın işi neden zor?

Erdoğan’ın işi birkaç nedenden zor.
İlk olarak ulusal çıkarların sadece askerin baş rolde olduğu çatışma stratejisiyle korunabileceğini düşünmek siyasi miyopluktur. Savaş kuramcısı Carl von Clausewitz’in dediği gibi “Savaş politikanın başka araçlarla devamıdır”, yani politikanın kendisi değil, uzantısıdır. Ordunun işi uzadıkça politika üzerindeki gücü artar.
İkincisi, elbette askeri gücünüzü de siyasetin, diplomasinin emrine vereceksiniz ama bunu ekonomik olarak destekleyecek, sürdürebilecek gücünüzün de olması lazım. Altı ay önce faizi sadece haram değil, ekonominin düşmanı gören Cumhurbaşkanı, bugün vatandaşları elindeki doları bozdurup yükselttiği faizlerle bankaya yatırmaya çağırıyor. Ekonominin tıkırında olduğuna inananlar azınlıkta.
Üçüncüsü, 2021 dünyada yeniden yapılanma yılı olacaksa bu ülkelerin iç siyasi ve ekonomik yapılarında da reformu gerektiriyor. Erdoğan da reform sözü verdi. Ama daha ilk günden -sadece MHP lideri Devlet Bahçeli değil, bütün iktidar paydaşları “istemeyiz” demeye başladı. Hukuk reformu siyasi suç ve terörizm tanımını değiştirmeyecekse, siyasi reform yalnızca bir sonraki seçimi de kazanmayı garanti edecekse Erdoğan’ın işi gerçekten zor olacak.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.