Perde arkası: 24 Nisan fırtınası nasıl çabucak dindi?

Gazeteci-Yazar

Biden’ın “Ermeni soykırımı” demesi üzerine Erdoğan’ın koparacağı tahmin edilen 24 Nisan fırtınası nasıl Nisan yağmuru gibi geçti? Bir perde arkası hikayesi. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

ABD Başkanı Joe Biden’ın “Ermeni Soykırımı” demesiyle Türkiye’de esen 24 Nisan fırtınası çabuk dindi. ABD Başkanlarının “S” sözcüğünü kullanmaması, yıllardır Türk dış politikasının birkaç temel amacından biri olmuştu. Biden’ın İngilizce “genocide – soykırım” deyip durumu ABD mahkemelerince yasallık kazandırması halinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın buna sert tepki vereceği söyleniyordu. Bu durumda daha önce Süleyman Demirel’in yaptığı gibi İncirlik üssünü ABD kullanımına kapatma, hatta yeni stratejik değerlerden Malatya-Kürecik radarının faaliyetini durdurma gibi misillemelerde bulunabileceği yorumları yapılıyordu. Biden’e gereken cevap misliyle verilirdi.
Ne var ki, Erdoğan’dan iki gün sonra gelen ilk tepki, öyle “Eyy Macron” ya da “Eyy Avrupa” hitabında değil, “Sayın Biden” hitabındaydı. Biden’ın “Ermeni soykırımı” demesi, “Türkiye’yi “üzmüştü”. Daha önce -aynı zamanda Güvenlik ve Dış Politikalar Danışmanı- Sözcüsü İbrahim Kalın’ın söylediği üzere “cevabın önümüzdeki haftalar ve aylar içinde verileceği” tehdidi de yoktu. Tersine, Biden ile Haziran ayında NATO Zirvesi çerçevesindeki görüşmede ABD ile ilişkilerin yeni bir yola gireceği umudu vardı.

Kovit kapanması içinde saklanan tepki

Üstelik -bu defa İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un propaganda başarısı hesabına yazalım- bu açıklama, halkın pür dikkat kesildiği kovit kapanması ilanının öncesine, adeta sıkıştırılmıştı. Haber başlıkları ve programları doğal olarak kovit önlemlerine yoğunlaştı. Cumhur İttifakı ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli de TBMM Grup toplantısında beylik sözlerden öteye gitmeyen bir tepki verdi. Kapanmaydı, aşı tartışmasıydı, alkol satış yasağıydı derken, yıllardır halkın Türk dış politikasının temellerinden olduğuna inandırıldığı “Ermeni soykırımı” konusu, Nisan yağmuru gibi yağıp geçti.
Peki, bu yalnızca Erdoğan’ın aniden dış politikada artık şahin değil güvercin olma kararından mı kaynaklandı? Yoksa işin başka boyutları da var mıydı?
Hemen “Çünkü 3 Mayıs’ta Halkbank Davası yeniden görülmeye başlayacak. Kim bilir Reza Zarrab AK Parti yönetimiyle ilişkileri konusunda ne itiraflarda bulunacak?” demeyin. Konu çok daha çetrefil.
24 Nisan konusunun AK Parti hükümeti ve ortağı MHP tarafından nasıl çabucak atlatıldığını anlamaya çalışırken konuştuğum kaynaklar, bırakın isim vermeyi dolaylı atıf yapılmasını dahi istemediler. Dolayısıyla size aktaracaklarını lütfen “güçlü izlenimlerim” olarak kabul edin.

Önce Türkiye kamuoyu hazırlandı

Aylar öncesinden Amerikan medyasında “Biden’ın seçim vaadini tutup Ermeni soykırımını 24 Nisan günü tanıyacağı” haberleri çıkmaya başladı. Bu haberler Türkiye’de kamuoyunu konuya hazırlamaya başladı. Tartışma Biden’ın bunu söyleyip söylemeyeceği değil, Erdoğan’ın ne tepki vereceği üzerine yoğunlaştı.
Çünkü vatandaş da Erdoğan’ın Biden ile (daha önce Donald Trump ile olduğu gibi) bir ilişkisi olmadığını biliyordu. Biden, Erdoğan’ın tebrik telefonuna dahi cevap vermemişti henüz. Ayrıca ABD, Rusya’dan alınan S400 füzeleri nedeniyle Türkiye ortak üreticisi olduğu F35 savaş uçağı programından çıkarıp uçaklarına el koymuştu. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin arkasındaki Fethullah Gülen, ABD’de faaliyetine devam ediyordu. Halkbank Davası vardı. ABD askeriyesinin PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG ile ilişkisi vardı.
Dolayısıyla kamuoyunda da Biden kafasına koymuşsa Erdoğan’ın bunu engelleyemeyeceği algısı oluştu.

Biden, Erdoğan’a alıştırarak söyledi

ABD, Afganistan Barış görüşmelerine ev sahipliğini Türkiye’ye önermek suretiyle ilişkileri S400 nedeniyle diğer ilişkileri kesmeme niyetini gösterdi. Bu Erdoğan’ı biraz rahatlattı; demek ki Biden, NATO dışındaki konularda da Türkiye’ye ihtiyacının farkındaydı. Sonra, tam da Ukrayna krizi, Montrö ve emekli amiraller tartışması sırasında Karadeniz’e iki savaş gemisi çıkarmaktan vaz geçerek Türkiye’yi Rusya karşısında rahatlattı.
Biden 23 Nisan günü Erdoğan’ı aramadan önce Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan’a İbrahim Kalın’ı arattı. 24 Nisan açıklamasının yapılacağını ama bunun Türkiye’yi hedef almayacağını söyledi. ABD, Türkiye’nin asıl kaygısının yasal zeminde olduğunu saptamıştı. 1915’ten sonra ABD’ye göçenlerin varislerince açılabilecek mülkiyet davaları nedeniyle ortalığın karışmasını onlar da istemiyordu. Bu görüşme medyaya Kalın-Sullivan görüşmesinde açıklamada “Türkiye” sözcüğünün geçmemesi mutabakatı olarak yansıtıldı. Biden “soykırım” diyecekti ama Erdoğan bunu Türkiye üstüne alınmasındı; Osmanlı dönemi suçlanacaktı.
Sonra Biden aradı. Aradı ve konuşmaya “Sizinle yüz yüze görüşmeyi arzu ediyorum” gibi bir cümleyle başladı.
Bu kilit cümle zaten Erdoğan’ın muhtemel tepkisini yarı yarıya ortadan kaldırdı. İYİ Parti lideri Meral Akşener’in dediği gibi “Telefonu yüzüne kapama” ya da “Haziran randevusunu geri çevirme” gibi seçenekler bu cümleyle masadan kalkmıştı. Erdoğan da görüşmeyi çok istiyordu.
Hemen arkasından Washington’dan Ankara’ya üçüncü telefon geldi. Bu defa Dışişleri Bakanı Blinken, Çavuşoğlu’nu arıyordu. Türkiye’nin sert tepki vermemesini sağlamak önemliydi.
Biden yönetimi 23 Nisan günü iki saat içinde Ankara’ya en üst düzeyde üç telefon açarak, 24 Nisan fırtınasının çabucak geçmesini sağlamıştı.

Döviz rezevrleri tepki şokunu kaldırabilir miydi?

Ama Biden’ın bu yumuşatma operasyonu dışında da Erdoğan’ın ABD ile ilişkileri daha da kötüleştirecek sertlikte tepki göstereceğine zaten fazla ihtimal vermediği anlaşılıyor.
Yani Biden, Erdoğan’ın şiddetli tepkisini yarı yarıya -altı ay sonra açtığı telefona “görüşmek istediği” cümlesiyle başlayarak önlediyse, yarı yarıya da başka bir hesaba güveniyordu.
Amerikalı uzmanlar Beyaz Saray’a Türkiye’nin kamu bankalarında ciddi miktarda döviz kalmadığını, Merkez Bankasının döviz sıkıntısı içinde olduğunu bildirmişlerdi. Erdoğan, Biden’ın “Ermeni soykırımı” demesine askeri, ya da siyasi anlamda (sert açıklamalar ve diplomatik protestolar dışında) fiilen bir tepki verirse, para piyasaları da buna tepki verebilirdi. Merkez Bankasının elindeki rezerv, dolar kurunun yeni bir krize tırmanmasını önlemeye yetmeyebilirdi ve Erdoğan da bunu biliyordu.
Anlaşılan Amerikalı bankacılık uzmanları Türkiye’de muhalefetin Erdoğan’a sorduğu “128 milyar dolar nerede?” sorusunun yanıtını, Türkiye’deki muhalefetten daha iyi biliyorlardı.
Ayrıca 2018’de Trump’ın bir Twitter yayınıyla ülkeyi kur krizine sürüklemesinden sonra, 2019’daki küstah “aptal olma, kabadayılık yapma” mektubuna, Erdoğan o da Trump’ın kabulü sırasında “mektubu iade” gibi tepki bile sayılmayacak bir şekilde karşılık vermişti.
Amerikalı uzmanlar, 24 Nisan çıkışı üzerinden iki gün geçtikten sonra bu hesaplarının sağlamasını da yapmışlardı. Biden’ın açıklamasından 20 saat öncesinden 20 saat sonrasına dek geçen sürede Türk lirası ABD doları karşısında Erdoğan sert tepki vermemesine rağmen yüzde 5 dalgalanmıştı.
Özetle, ABD Başkanının 24 Nisan çıkışının Türkiye Cumhurbaşkanı tarafından çabucak geçiştirilmesinde sadece Biden’ın Erdoğan’la görüşme vaadi değil, Merkez Bankasının içine düşürüldüğü zafiyetin kullanılması da söz konusu olmuştu.

Bir son not: Yanlış anlaşılmasın. “Neden fırtına patlamadı, neden kriz yaşamadık?” diyr sormuyorum. Her kriz bizleri biraz daha ekonomik sıkıntı, siyasi baskı altına alıyor. Ama o keskin hamasetin altında neler yaşandığı aktarmak istedim.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...