Peker’in bile dilinde: kendisi iyi de çevresi kötü masalı

Gazeteci-Yazar

Erdoğan ve bir “yakın çevresi” kesiti. Soldan sağa; Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan (ayakta), MİT Başkanı Hakan Fidan, baş danışmanlardan Hamdi Kılıç (ayakta), Söcüsü ve Güvenlik ve Dış Politikalar Baş Danışmanı İbrahim Kalın, önceki ABD Başkanı Donald Trump ile telefon görüşmesi sırasında. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

B-planının mafyacılıktan siyasi muhalifliğe terfi edip bir yerlerden iltica almak olduğu anlaşılan Sedat Peker’in dahi dilinde olan bir masal var. Türkiye’de siyaseti daha Cumhuriyet öncesinden esir almış bir ikiyüzlülük bu. “Kendisi iyi de çevresi kötü” masalı.
Başta kim varsa onu doğrudan hedef almak istemeyen, hala baştakinden bir çıkar gözetenlerin en büyük sığınağı bu söylem. Peker de diyor ya, çevresi engel olmasa, “Tayyip Abi’ye” bir ulaşıp anlatabilse, her şey yoluna girecek. Gerçi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun canlı yayındaki “ya gönder ya destek ol” arzuhali sonrasında Soylu’nun arkasında durması ardından durum değişti. Ama o “çevresi kötü” masalı yerli yerinde.
Şimdi Erdoğan’ın yakın çevresinde kimlerin olduğunu teker teker sayacağız. “Çevresi kötü” masalı arkasına sığınıp hem eleştirel hem çıkarcı olanları da kimin “kötü” olduğu ile yüzleşmeye ya da bu masalı artık bırakmaya davet edeceğiz.
Ama önce zorunlu bir açıklama: bu durum Erdoğan’a özgü değil. Daha önce Bülent Ecevit’ten Süleyman Demirel’e, Adnan Menderes’ten İsmet İnönü’ye başta bulunan her lider için söylenmiştir bu söz.
İkiyüzlülüğümüzle yüzleşelim.
Peker için “çevresi kötü” listesinin başında İçişleri Bakanı Soylu bulunuyor. O engeli bir aşabilse “Tayyip Abi’nin” muhalefete, medyaya -iktidarın ellerini kirletmeden- gözdağı vermek için ne kadar kullanışlı olduğunu anlayıp affedecek Peker’i. O da itibarı iade edilerek Türkiye’ye dönüp işlerine devam edecek.
Ama aslında Soylu en dar ilk halkadaki yakın çevre içinde değil.

Gelelim Erdoğan’ın yakın çevresine

Erdoğan’ın en yakını kuşkusuz eşi. Emine Erdoğan sadece Cumhurbaşkanının eşi değil. Örneğin, bir Nazmiye Demirel değil. Tıpkı zamanında Rahşan Ecevit’in Bülent Ecevit’e olduğu gibi, onun yoldaşı, siyasi yol arkadaşı da. “Yakın çevresi” meselesine dışarıdan bakan bir gazeteci olarak görebildiğim kadarıyla Erdoğan’ın görüşlerine en değer verdiği, onun dışında her kesi gözden çıkarabileceği kişi. Örneğin, Berat Albayrak’ın gözden çıkarılamayacak olmadığı görüldü.
Bu gerçeği, örneğin Erdoğan’ı eleştirmeyi göze alamayıp çevresindeki diğer kişileri “kötü” ilan edenlerin bir kısmı gayet iyi biliyor ve o nedenle Emine Erdoğan’a yakın durup işlerini halletme çabasına giriyorlar.
Gelelim Erdoğan’ın Beştepe’de her gün muhatap olduğu, hem her toplantısına giren en yakın çevresine. Sayalım.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, Güvenlik ve Dış Politikalar Danışmanı İbrahim Kalın ve İletişim Başkanı Fahrettin Altun.
Hükümet işlerinde ikinci halka diyebileceğimiz, yani günübirlik olmasa da Erdoğan’ın bilgi ve görüşlerine değer verip mesaisine kattığı diğer isimler, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan, TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve duruma göre Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ile İçişleri Bakanı Soylu. AK Parti işlerindeyse Başkan Vekili Numan Kurtulmuş (şimdi Binali Yıldırım da devreye girebilir) ve AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik. Mücahit Arslan eskisi kadar öne çıkmasa da sır kâtibi olma özelliğini yitirmiş görünmüyor.

Yönetici yakın çevresinden sorumludur

Erdoğan’ın günlük mesaisi içindeki en dar çevresi bu. Çevresi kötü olmasa masalını tekrarlayanlar için saydım; bunu karşılaşırsanız kendilerine de söyleyecek tutarlılığınız varsa, buyurun, söylemeye devam edin.
Erdoğan’ı eleştirecekseniz, buyurun eleştirin ama onu eleştirmeyi çıkarlarınız için göze alamıyorsanız, çevresi kötü masalını tekrarlamaktan vaz geçin.
Çünkü yönetici, hangi kademede olursa olsun, ona bağlı çalışan mesai arkadaşlarından da sorumludur.
Kendimden örnek vereyim. Yıllar önce bir haber merkezini yönetirken en yakın çalıştığım kişilerden biri hakkında -ki geçmişteki kötü tecrübeme rağmen, araya girenler nedeniyle zaafıma yenik düşüp işe almıştım- şikayetler giderek artıyordu. Sonunda bu meslektaşımızın iş çıkışlarında, kendisine bağlı çalışan daha genç meslektaşlarla buluşup topluca bir başka şirkete geçme kumpası kurduğunu anladım. Kendi önlemimi aldım. O toplantılarda ne konuşulduğu da -tabii ki katılanlardan biri tarafından- hemen öğreniyordum. Fazla gecikmeden neşteri attım ve “kötü çevreyi” tasfiye ettim. Büroda işler yoluna girdi.
Yani mümkündür. Bir yöneticinin etrafında neler olup bittiğini anlamaması mümkün değildir. Özellikle de bütün gücü elinde toplamış bir yöneticinin. Olsa olsa eski Bizans-Osmanlı geleneğini devam ettirerek, zamanı gelince elinde “Nereden bilecektim? Güveniyordum. Kandırıldım. İhanete uğradım” demek için bilmezden geliyordur. Ama bu doğru bir yöntem değildir. Hele söz konusu olan ülke yönetimiyse, yöneticinin birinci görevidir eğer sepette çürük elma varsa ayıklamak. Yoksa, en hafifinden o yanlışlara ortak olduğu, en ağırındansa zaten o yanlışın içinde ve konumu gereği başında olduğu anlamına gelebilir.
Evet, “çevresi kötücüler”, sobe, bu masalı tekrarlarken bir daha düşünün derim.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...