Ekonomi-politik bir fıkra: biz bu pisliği niye yedik?

Fazla kurcalayınca her oyuncağı kırar, her fıkranın altında olmadık anlamlar arasınız. “Biz bu pisliği niye yedik?” fıkrası da öyle.

YetkinReport okurları hatırlayacaktır. 7 Kasım 2020’de ekonomi-politik çağrışımları olan “Ara sıra kuzuyu değiştirtiyoruz” fıkrasını anlatmıştım; hatırlamak isteyenler bu bağlantıya tıklayabilir. Bu defa “Bu pisliği niye yedik” fıkrası geliyor; tabii fıkra bu, kimse üstüne alınmak zorunda değil.
Ama önce kuzu fıkrasını neden altattığımı hatırlatayım. O fıkradan bir gün önce Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan daha 16 ay önce atadığı Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal’ı görevden almıştı. Fıkradan bir gün sonra da Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak, Hazine ve Maliye Bakanlığını İnstagram hesabından bırakıp gitmişti. Fıkrayı 22 Mart 2021’de “Kuzuların sessizliği” başlığı altında Erdoğan Naci Ağbal’ı 4 ay sonra TCMB başkanlığından alıp yerine Şahap Kavcıoğlu’nu atayınca hatırlatmıştım. Acaba Kavcıoğlu’nun ne kadar dayanacağını sormuştum. Kavcıoğlu son 20 ay içindeki 4’üncü TCMB Başkanı olmuştu.
Şaka maka Kavcıoğlu görevde 10 ayını tamamladı, Mart’ı da çıkarırsa bir yıl olacak. O arada Erdoğan Hazine ve Maliye Bakanı Lütfü Elvan’ı iki, üç ay süren “Alın beni lütfen” ricalarından sonra görevden “affetti”. Erdoğan onun yerine birkaç ay önce arkasında Albayrak’ın bulunduğu basına sızdırılan fotoğrafla vurgulanan Bakan Yardımcısı Nureddin Nebati’yi getirdi.

Fıkraya gelmeden ekonomi-politik kulis bilgileri

Nebati 2 Aralık’ta Bakan yapılmadan önce, Erdoğan 17 Kasım’da TBMM AK Parti grubuna hitabında ilk defa “Nas” tan söz etti. Merkez bankasını politika faizini indirmeye zorlamasını dini hükümlerle açıklıyordu.
Yeni su yüzüne çıkan bilgilere göre bunun öncesine Erdoğan’ın bazı danışmanları arasında görüş ayrılıkları çıkmıştı. Son dönemlerde Erdoğan’ın ekonomi kararlarına sıkça güvendiği üç kişi olduğu konuşuluyor Ankara kulislerinde. Bunlar Türkiye Varlık Fonu Başkan Vekili Erişah Arıcan, Cumhurbaşkanı Baş Danışmanlarından Cemil Ertem ve Cumhurbaşkanlığının yeni yükselen yıldızlarından Meltem Taylan Aydın.
Merkez Bankası Erdoğan’ın talimatıyla 23 Eylül’deki Para Politika Kurulu toplantısında faizi yüzde 19’dan 18’e indirip dolar kurunu yeniden tırmandırmaya başladığında kendisini münasip lisanla uyaran danışmanlarının da olduğu anlaşılıyor artık. Kulis bilgisine göre Erdoğan, üstelik İslamcı kökleri de bilinen bu danışmanlardan birini “Ne yani, dinimizde faiz var mı?” diye azarlamış da. “Nas” söylemi bundan sonra.

Fazla kurcalayıp kırılan oyuncak gibi

Oysa kimi uzmanlara göre faize hiç dokunulmasa Eylül başındaki rakamlar 2021’in ciddi büyümeyle kapanacağını gösteriyordu. Cari açık kapanmıştı. İstihdam rakamları 2019, yani Covid-19 öncesi düzeyine toparlanmıştı. Ekim’de TBMM’ye sunulan 2022 bütçe tasarısında yıl sonu dolar kuru 9,25 lira, enflasyon da yüzde 16 görülüyordu. Ekonomi-politik gerekleri Merkez Bankasının enflasyonla mücadele, Hazine’nin de cari açıkla uğraşması halinde oyuncağın aksayarak da olsa çalışmaya devam edeceğini gösteriyordu.
Öyle olmadı. Kasım-Aralık’ta fazla kurcalanan oyuncak kırıldı. 2021 sonu itibarıyla enflasyon yüzde 36, dolar kuru da (20 Aralık kararları ile 18 liradan birkaç gün döviz satışlarıyla 12 lira düzeyinde kaldıktan sonra 13,5 lira düzeyinde seyrediyordu.
Cumhurbaşkanı hâlâ kurun “köpüğünü almaktan” söz etse de Bütçe daha Meclis’te tartışılırken patlamıştı.

Belki de sadece Merkez Bankası faizini indirerek piyasadaki faizin indirilemeyeceği anlaşıldı da 20 Ocak’taki PPK toplantısında daha fazla indirilmedi, yüzde 14’te tutuldu faiz oranı.
Neyse, bu karamsar konuları bir yana bırakıp biraz gülümseyelim.

Gelelim “Bu pisliği niye yedik?” fıkrasına

Bir zamanlar köyün ağası, traktörüne kurulmuş, romörküne tıka basa doldurduğu ürünleri şehir pazarında satmaya gidiyormuş.
Giderken aynı köyden kenarında ürettiği sebze meyveyi küfesine yüklemiş, kan ter içinde şehir pazarına yürüyen bir çiftçiye rastlamış.
“Gel seni de götüreyim” demiş. Köylü “Sağol ağam” sevinciyle romörke atlamış, gitmeye başlamışlar.
Yolda ağanın aklına kendince bir muziplik gelmiş. Köylüye yolun kenarındaki duran taze pisliği göstermiş. “Bak” demiş, “Şu pisliği yersen bu traktörü içindekilerle beraber sana vereceğim”.
Ağa buna ihtimal veriyormuş, maksadı köylüyü ezip eğlenmekmiş. Köylü de çok kızmış ama bir taraftan da bir anda zenginleşme umudu var. Yolun kenarına çömelip pisliği yemiş. Hayretler içindeki ağa sözünü tutmuş, anahtarı vermiş, köylü traktöre kurulmuş, ağa romörke geçmiş.
Pazarda alışveriş bitmiş, köylünün cebi para dolmuş, köyün yolunu tutmuşlar. Ağa fena halde bozuk, hem traktör gitti, hem köylü bunu köyde anlatacak.

Her gidişin bir dönüşü

Ama köylünün de morali bozuk. Bir anda zengin oldu ama pisliği de yemiş oldu, ağa köyde anlatacak bunu.
Bakmış yolun kenarında bir taze inek pisliği daha var. Dönmüş, “Ağam” demiş, “Şu pisliği yersen traktör yine senin, ama bu aramızda kalacak.”
Ağa ikiletmeden traktörden atlamış, pisliği yemiş, köylüden anahtarı kapmış, traktöre yeniden kurulmuş.
Köye girerken köylü kederle fısıldamış, “Ağam köyden çıkarken de traktör sendeydi, şimdi de traktöre sende. Biz bu pisliği niye yedik?”
“Kim ağa, kim köylü pislik ne?” sorularıyla fazla kurcalamayın fazla bence.
Fazla kurcalayınca her oyuncak kırılır, her fıkranın altında olmadık anlamlar aramaya başlarsınız. Gülün geçin derim..

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...