Bir göçmen politikamız var da biz mi bilmiyoruz?

“Avrupa ülkelerinin göçmen politikaları, eğitimli, yüksek yetenekli kişileri göçmen kabul etmeye dayalı. Bizimki acaba bunun tam tersi mi? Bizim politikamızın ne olduğunun bilinmemesi, endişelere ve maalesef düşmanlığa neden oluyor.”

Türkiye’nin göçmen politikasının belirsizliği, büyük bir karşı dalga yarattı. Geçici koruma statüsündeki sığınmacılar, kaçak göçmenler, konut satın alma karşılığı oturma izni ve yurttaşlık vaad edilenler, farklı kategoriler olsa da, hepsi beraberce değerlendiriliyor. Bunun nedeni, açıkça tanımlanmış ve halktan onay almış bir politikanın olmayışı.

Göçmenlik, insani bir durum: Kimisi savaştan kaçıyor; kimisi de bizim gençlerimiz gibi, daha iyi bir hayat hayaliyle ülkesini bırakıp başka yerlerde iş, eğitim fırsatı ve yeni bir hayat arıyor. Türk gençlerinin çoğu, Avrupa’ya gidiyor. Avrupa’nın göçmen politikası belli: Eğitimli ve yüksek nitelikli çalışanlara açık. Onun için doktorlar, mühendisler Avrupa’ya çalışmaya gidiyor. Tabii ki bunun için yüksek nitelikli çalışanlara cazip iş fırsatları sağlayacak bir altyapınız olması lazım.

Matematikçilerin soyağacı

Benim ABD’deki doktora tez danışmanım Richard Haddad’ın ailesi Suriye göçmeniydi. Osmanlı İmparatorluğu parçalanırken, aile Amerika’ya göç etmiş. Danışmanım, New York’ta doktora yapmış, ve orada öğretim üyesi olmuş. Matematikçilerin Soyağacı projesi diye bir web sitesi var. Matematik ve matematiksel bilimlerde çalışan akademisyenlerin akademik soy ağacını gösteriyor: Girdiğiniz akademisyenin tez danışmanı kimmiş; hangi tarihte hangi üniversitede kiminle doktora tezi yapmış, geriye doğru giderek bakabiliyorsunuz. Ben danışmanım Prof. Haddad’ın adını orada bulunca çok heyecanlanmıştım. Acaba kimlerin öğrencisi olmuştu? Tez danışmanım tezini, Polytechnic Institute of New York’ta, 1962’de yapmıştı. Onun danışmanı Truxal, tezini 1950’de, MIT’den almıştı. Ondan sonra soyağacı, Almanya’ya, meşhur fizikçi ve matematikçiler Guillemin, Lindemann ve Klein’a uzanıyordu. Avrupa’daki savaşlar, matematikçilerin Amerika’ya, yeni dünyaya göçüne neden olmuş; oralarda bilimin gelişmesini hızlandırmıştı.

Matematikçilerin soyağacı projesinin gösterdiği şey, bilimin bir ülkesi, milliyeti olmadığıdır. Ben Gauss’un, Fourier’in 9. Kuşak akademik torunuyum. Onların kurdukları teorileri, buldukları yöntemleri kullanıp üstüne yeni bir şey inşa eden herkes bu soy ağacında yerini alabilir. Bilimin bir milliyeti yok; soy ağacında yer almanın yolu, çalışmak, öğrenmek, ve öğrendiklerinin üstüne bir şey koymak. Bu nedenle, yerli ve milli, bizim kültürümüze has diye bir bilim yok; bilim evrensel.

Eğitimli insan kaynağının katkıları

Göçmenler, yurtdışına eğitim almaya gidip geri dönenler, hem gittikleri ülkelerin bilimine, hem de kendi ülkelerinin bilimine katkı yapıyorlar. ABD, en başarılı öğrencilere burs vererek okutuyor ve iş bulan yetenekli kişilere oturma izni ve vatandaşlık veriyor. ABD ekonomisinin gelişmesinde, bu değerli insan kaynağının payı çok. Almanya, aynı şekilde, son yıllarda göçmen politikasını değiştirdi ve yüksek eğitimli kişilere oturma izni ve vatandaşlık vermeye başladı.

Ülkelerin gelişmesi, yurttaşlarının eğitim düzeyleri ve bilime-teknolojiye katkıları ile oluyor. Bir ülkenin gelişmişlik seviyesinin ölçümünde, eğitim düzeyleri önemli yer tutuyor. Birleşmiş Milletlerin her yıl yayınladığı insani gelişme endeksinin önemli bir bileşeni, eğitim endeksi. Eğitim seviyesini ölçmenin pek çok yolu var. Eğitimin kalitesi şüphesiz önemli bir faktör olsa da, ölçülmesi zor. Ölçülmesi en kolay olan, eğitimin süresi. Eğitim endeksinde en yüksek eğitim seviyesi, yüksek lisans kabul ediliyor. Yüksek lisans derecesi almanın 18 yıl sürdüğünü düşünürsek, o ülkedeki herkes 18 yıl eğitim alsa, ülkenin eğitim endeksi 1 olurdu. Bazı ülkelerin eğitim endeksi bire yakın: Örneğin Almanya, 0.943; ABD, 0.9. Türkiye, son 20 yılda eğitim endeksini, 0,52’den 0,73’e çıkardı. Eğer yerli ve milli olacağız hayalleriyle kaliteyi yerle bir etmeye odaklanmasak, çok büyük bir başarı.

Son 10 yılda, Suriye nüfusunun yarıdan çoğu yerinden yurdundan edildi. 13.2 milyon insan. 6 milyondan çoğu Suriye dışına çıktı; yarısından çoğu da ülkemize sığındı. Benzer bir süreç, şu anda Ukrayna’da yaşanıyor. Orada da 13.5 milyon insanın evini terk etmek zorunda kaldığı söyleniyor. 6.7 milyon Ukraynalı, çeşitli Avrupa ülkelerine sığındı. Avrupa, Suriyelilere davrandığından çok farklı davranıyor Ukraynalılara.

Eğitime endeksli göçmen politikası

Bunun ana nedenlerinden birisi, Ukrayna ve Suriye’nin gelişmişlik seviyesi farkı: Suriye’nin savaştan önce 0,567 olan eğitim endeksi değeri, şimdi 0,416’ya düşmüş. Türkiye’nin 20 sene gerisinden gelen, savaş nedeniyle daha da gerilere giden bir ülke. Ukrayna ise, özellikle eğitimde Türkiye’den daha gelişmiş bir ülke, eğitim endeksi 0,79, ve eğitim kalitesi oldukça iyi. Bilgisayar Mühendisliği alanında, üniversite seviyesinde programlama yarışmalarında, Ukrayna, en üst seviyelerde yer alır; o nedenle, Doğu Avrupa elemeleri Ukrayna’da yapılır. Son 10-15 yıldır, Bilgisayar Mühendisliği bölümünden öğrencilerimiz oraya yarışmalara gider; Ukraynalı eğitmenler üniversitemizde kurs vermeye gelir. Ukrayna’nın insan kaynağı değerli. Bu eğitimli insan kaynağı, Avrupa’ya gidecek; orada iş bulup bir kısmı yerleşecek.

Avrupa ülkelerinin göçmen politikaları, eğitimli, yüksek yetenekli kişileri göçmen kabul etmeye dayalı. Bizimki acaba bunun tam tersi mi? Bizim politikamızın ne olduğunun bilinmemesi, endişelere ve maalesef düşmanlığa neden oluyor. Oysa göçmenler, eğer iyi tasarlanmış bir eğitim ve entegrasyon programı sunulursa kaldıkları ülkeye faydalı olabilir; geçici bir süre kalırlarsa da ülkelerin arasında ilişkilerin güçlendirilmesine vesile olabilir.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...