Tayvan sahasında Çin: 1, ABD: 0. Acaba gerçekten öyle mi?

ABD Tayvan krizinde Çin’in sınırları ne kadar zorlayabileceğini sınamış oldu. ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi’yse (solda) sadece Çin Devlet Başkanı Şi’ye değil, aynı zamanda ABD Başkanı Biden’a da gol attı. Pelosi Taypey’de Tayvan Cumhurbaşkanı Tsai Ing-wen ile görülüyor. (Foto: Twitter/Ingwen)

Çin 4 Ağustos’ta Tayvan adası etrafında askeri tatbikatlar başlatacakmış, adayı hilal şeklinde denizden ve ayrıca havadan kuşatacakmış dört gün boyunca. Böylece Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Pekin’in bütün uyarılarına karşı Tayvan ziyaretinden vaz geçmemesi nedeniyle ABD’ye sert bir cevap verilmiş olacakmış.

Bence bunlar pek karşılığı olmayan değerlendirmeler. Bu askeri tatbikat belki Çin iç politikasında bir gövde gösterisi olarak propaganda değeri taşıyabilir. Belki bu sayede Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Ekim ayında yapılması muhtemel Komünist Parti Kongresinde devrilmekten kurtulur. Ama Pelosi’nin 2-3 Ağustos Tayvan ziyaretiyle ABD’nin Çin’e göstere göstere bir gol attığı görülüyor. ABD, Çin’in sınırları ne kadar zorlamaya hazır olduğunu sınadı.

Çin’e geleceğiz ama Pelosi’nin sadece Şi’ye değil, ABD Başkanı Joe Biden’a da sıkı bir çalım attığı, Kasım’daki Kongre seçimleri öncesinde Biden’ın dengesini de -biraz daha- bozduğu söylenebilir. Bir taşla iki kuş, Pelosi ABD’ye ve özellikle de Çin ve Kore kökenli Amerikalıların yoğun yaşadığı seçim bölgesi Kaliforniya’da kahraman gibi karşılanması şaşırtıcı olmamalı.

Önce Biden’a attığı çalım

Kaliforniya deyip geçmeyin. Yılda 3,4 trilyon dolarla G7 ülkeleri Fransa ve İngiltere’den, Hindistan’dan büyük bir ekonomiye sahip; ülke olsaydı dünyanın beşinci zengin ülkesi olurdu.

Kaliforniyalı Temsilciler Meclisi Başkanı da deyip geçmeyin. Sadece 435 üyeli Meclis’e en çok milletvekili gönderen eyalet (53) olması nedeniyle değil. Aynı zamanda ABD yönetim zincirinde üçüncü sırada olduğu için. Yani Biden görevden ayrılmak zorunda kalsa, yerini alacak Başkan Yardımcısı Kamala Haris’in de başına bir aksilik gelse, otomatik olarak Başkan Vekili olacak kişi 82 yaşındaki Pelosi.

Pelosi’nin Pasifik seyahatinde Tayvan’a da gideceğini açıklaması ardından Şi, Biden’ı aradı. İki saatten fazla süren bir video görüşmesi yaptılar. Şi, Biden’ı “Ateşle oynayan yanabilir” diye uyardı. Bunun üzerine Beyaz Saray Amerikan basınına bilgi sızdırdı. Biden daha Şi görüşmesi öncesinde Pelosi’yi, Pentagon’un Tayvan ziyareti riskli bulduğunu söyleyerek caydırmaya çalışmıştı. Ama işte Şi’ye de söylediği gibi, Başkan’ın Temsilciler Meclisi Başkanı üzerinde, her ikisi de Demokrat Parti’den olmasına rağmen bir yetkisi yoktu.

ABD ana akımında Pelosi’nin Çin’le arayı bozarak ulusal çıkarlara zarar verdiği yolunda çıkan yorumların kaynağının Beyaz Saray olması dahi çok şey alnatıyor.

Tayvan üzerinden Çin’e önleyici atış

Biden ve Pelosi’nin iyi polis, kötü polis oyunuyla Şi’yi açmaza düşürdüğü senaryosu elbette yabana atılmamalı.

Geniş açıdan bakınca Rusya’nın Ukrayna istilasından cesaret alan Çin’in de Tayvan iştahının kabardığını düşünmek de akla uzak değil. Komünist Parti yönetimindeki Çin Halk Cumhuriyeti’nin dış politikasındaki birinci ve neredeyse tek şartı Tayvan’ın resmen tanınmamasıdır; Çin’in de kazandığı ticaret tamam ama siyasette Pekin tanınmalıdır, Tayvan’ın başkenti Taypey değil.

Oysa Pelosi, Şi’nin adeta tehdit ettiği Biden’ın -görünüşte de olsa- uyarılarını dinlemedi, Tayvan’ın kadın Cumhurbaşkanı Tsai İng-ven’i ve parlamentoyu ziyaret etti, geceyi de orada geçirdi; adeta adı öyle konmamış bir resmî ziyaretti. Adeta Şi’ye “Senin sözün bana geçmez” dedi.

Bu siyasi bir goldür. Bu görü atan da Biden değil Pelosi olmuştur.

Şi, iç kamuoyunu belki askeri tatbikat görüntülerinin hamasetiyle bunun da bir gol olduğu, yani skorun 1-1 olduğunu göstermek isteyebilir. Kitleler buna inanabilir ama Kongre kılıçlarının çekildiği Komünist Parti yönetimini inandırmak kolay olmayabilir.

Komünist Partide Şi sarsıntısı

Elbette sadece Pelosi’nin restini görüp Tayvan ziyaretinden vaz geçmemesi nedeniyle değil, ama 2017 Kongresinden ismini Anayasa’ya yazdıracak kadar güçlü çıkan Şi Cinping -kesin açıklanmasa da- Ekim ayında beklenen 20’inci Komünist Parti Kongresine eski gücünde girmiyor.

Çin’de çok partili rejim yok ama Çin Komünist Partisi (ÇKP) içindeki fraksiyonlar benzer rekabet içinde. Şi’nin güç kaybı nedenlerinin başında Çin’den başlayan Covid-19 salgınını aşırı önlemlerle bastırmasıyla gelen moral bozukluğu ve yine salgının yol açtığı ekonomik kayıplar geliyor. Bu saptama daha 2020 yılında Korona zirvedeyken Çin dış politikası ideologlarından Fu Ying tarafından YetkinReport’a yapılmıştı.

ÇKP içinde Şi’nin katı politikalarını milliyetçi bulan bir ekip var. Hem Şi’nin Çin’i yeniden dünyadan kopma sürecine götürmesinden hem de Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’i örnek alıp bir maceraya girişerek kırk yıllık kazanımları tehlikeye atmasından endişe ediyorlar. Dışarıdan görünenin aksine, Pekin, Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’ya uygulanan yaptırımlardan etkilenmişe benziyor.

Şi muhaliflerine yaş itibarıyla “gençler” ya da Amerikalıların etiketlemesiyle “liberaller” demek tam doğru olmaz ama yeni kuşak denebilir. Ama Şi’yi devirmek hala güç. O yüzden amaçları ÇKP Merkez Komitesi Politbüro içindeki Şi dahil 7 kişilik Daimi Komitede yer tutmak, hatta çoğunluğa geçmek.
Amerikalılar da bunu bildiklerinden eleştirilerinde Çin’i değil, doğrudan Şi’yi hedef alıyorlar.

Küresel dengeler bakımından

Tayvan krizi bir anda dünyaya Ukrayna’dan daha büyük ve genişi çaplı bir savaşa süratle sıçrayacak bir krize ne kadar yakın durulduğunu hatırlattı. Ve dünyada Orta Doğu ve şimdi Doğu Avrupa’dan daha büyük bir barut fıçısının Pasifik bölgesinde olduğunu.

İki şey daha gösterdi Tayvan krizi.

Birincisi, ABD artık kendi askerlerinin ölmediği, kendi adına başkalarının rakipleri karşısında kaldığı bir strateji izliyor. Ukrayna bunun açık örneğiydi, şimdi Tayvan var ama Türkiye özelinde ABD’nin Suriye’de PKK ve türevlerinden kolayıyla vaz geçmek istemeyeceği görülüyor. Bunu dünyanın başka bölgelerinde, örneğin Orta Asya ve Balkanlarda görebiliriz yakında.

İkincisi, siyasi bakımdan her istediğini eskisi kadar kolay yaptıramayan ABD en büyük silahını çekmiş görünüyor. O da dolar ve dolar üzerinden yürüyen dünya ticaret ve bankacılık sistemi.

Olan biteni yeniden düşünmek için iyi bir fırsat oldu şimdilik atlatılmış görünen bu kriz.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...