

Özgür Özel destek ve dayanışma ziyaretinde bulunan Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) heyeti ile TBMM’de bir araya geldi. Özel’in Sosyalist Enternasyonal çerçevesinde kurduğu İspanya, Almanya gibi bazı bağlantılar dışında, hükümetler düzeyinde Avrupalı “dostların” Erdoğan ile arayı bozma niyetinin olmadığı görülüyor. (Foto X/OzgurOzel_Foto)
ABD Başkanı Donald Trump’ın 7-8 Temmuz’daki NATO Zirvesi için Ankara’ya geleceğinin duyurulması hem diğer NATO başkentlerinde geçici de olsa “ABD henüz Avrupa’yı bırakmıyor” rahatlamasına yol açtı, hem de Türkiye’nin jeopolitik kartını güçlendirdi. Bu durum Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın içeride, diğerlerine de ibret olması dileğiyle, CHP’yi bölüp, ilk seçimde tehdit olmaktan çıkarmayı amaçlayan siyasetine Batı’dan gelmesi muhtemel tepkilere de kalkan oluyor.
İlk kez bir NATO zirvesi bu kadar çok savaş ve çatışmayla çevrili bir ülkede yapılıyor; sadece Rusya-Ukrayna değil, ABD/İsrail’in İran’a savaşı, İsrail’in Lübnan’a ve Filistinlilere durmak bilmeyen saldırıları, Kafkaslarda hafta sonu yapılacak Ermenistan seçimleriyle hafiflemesi beklenen gerilim Türkiye’yi üç taraftan kuşatmış durumda. Batıda da NATO müttefiki Yunanistan, artık İsrail’in de desteğiyle, ikide bir kendisini hatırlatıp duruyor.
Türkiye’de de Demokrasi Olmayıversin
ABD’nin sürekli askeri harcama baskısı altında olan bazı NATO ülkeleri, Erdoğan ve ekibinin bundan 10-15 yıl önce Ankara’nın (başta PKK olmak üzere) önceliklerine göre yorumlayıp uygulamaya aldığı “stratejik özerklik” kavramını Trump’ın iş başına gelmesinden itibaren, biraz geç de olsa keşfettiler. Aynı şekilde Türkiye’nin Avrupa güvenliğine olan ve olabilecek katkılarını da.
Bu ortamda Özel’in Sosyalist Enternasyonal çerçevesinde kurduğu İspanya, Almanya gibi bazı bağlantılar dışında, hükümetler düzeyinde Avrupalı “dostların” Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılması ya da CHP örneğinde görüldüğü gibi hukuk güvencesi ve adil siyasi rekabet koşullarının ihlal edilmemesini isteyerek Erdoğan ile arayı bozma niyetinin olmadığı görülüyor.
Rusya korkusu kalplerine değerken demokratik dayanışma bir yere kadar, değil mi? Türkiye’de de demokrasi olmayıversin, zaten aralarına alacak değiller ya?
İç Politikada Dış Politika Kartı
Kapalı kapılar ardında hepsi İmamoğlu’nun tutuksuz yargılanması gerektiğine, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın AİHM kararlarına uyularak tahliye edilmesi gerektiğine inanıyor görünüyor ama resmî düzlemde Ankara programlarına TUSAŞ ya da ASELSAN ziyaretini eklemeyi ihmal etmiyorlar. Bu hayatın bir gerçeği.
Türkiye, NATO müttefiklerinin onlarca yıllık askeri ambargo ve yaptırımlarından usanıp son olarak F-35 haksızlığına isyan ederek kendi yolunu çizmekle iyi yaptı ve benzer durumdaki ülkelere örnek oluyor. Erdoğan’ın Türkiye’nin kazandığı bu dış politika ve savunma avantajını iç politikada, başka zaman olsa Batılı “dostların” görmezden gelmeyeceği uygulamalara perde çekeceğini hesaba katmadığını düşünmek safdillik olur.
Yarın Özel’e de Aynısı Olsa
Dün DEVA lideri Ali Babacan’la söyleşirken “Ana muhalefetin başına bunlar geliyorsa…” diye başlayan, demokrasi adına çok acı bir cümle kurdu; bu bağlantıdan okuyabilirsiniz.
Siyaset psikolojisi medya manevralarıyla öyle hazırlandı ki, yarın bir gün Özel’in dokunulmazlığı kaldırılsa ya da Mansur Yavaş da gözaltına alınıp tutuklansa epey bir insan “Belliydi, ben demiştim” türünden feci bir kanıksama içinde olacak. Benzeri bir kanıksamanın, yani Erdoğan yönetiminde yargı-siyaset ilişkilerinin geldiği noktada bunun diplomatik çevrelerde de fazla yadırganmayacağını, örneğin AB’den gelen kınamalarla sınırlı kalabileceğini diplomatik çevrelerde katıldığım sohbetlerde gözlüyorum.
CHP’nin “seçilmiş” Genel Başkanı Özgür Özel’in 4 Haziran akşamı Koç Grubunun 100’üncü yıldönümü töreninde MHP lideri Devlet Bahçeli’yle el ele, samimi selamlaşması başlattığı tartışmanın bu psikolojik atmosferin bir parçası olduğunu da görebiliyorum. Bahçeli daha o gün Özel’i “ergen devrimci” tavrı içinde olmakla eleştirmiş, daha önce “atanmış” (*) Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’dan “feragat isterken, bu defa Özel’in adeta Kılıçdaroğlu’na biat etmesini istemişti. Bir yandan Antalya ve İstanbul’daki dosyalar Ankara’da birleştirilirken, işin şakası kalmadığının anlaşılması isteniyor; Özel’e ya hapse gir ya da uzlaşıp CHP’nin dağılmasını önle baskısı artıyor.
NOT:
(*) Kılıçdaroğlu’nun çevresindeki radikaller, medyada söyleyiş kolaylığı sağlayan “atanmış” ve “seçilmiş” tanımlarına karşı çıkıyorlar. “Şaibeli kurultayla koltuğu gasp edilmiş” gibi tarifler kullanmalıymışız. CHP’yi yarım asır sonra 2024 seçimlerinde birinci parti yapan Özel’e de “şaibeyle koltuğu almış” filan gibi hitap edilmeliymiş. Kıymetli önerilerine çok teşekkür ediyorum.


