Avatar

Gazeteci-Yazar

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve dar ekibi 17 Mart’ta İstanbul Vahdettin Köşkünde Almanya, İngiltere ve Fransa liderleriyle İdlib, mülteciler ve korona salgınını tele-konferans yöntemiyle görüştü. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın koronavirüs salgının Türkiye’de de bulunduğunun 11 Mart’ta açıklanmasından sonra ilk konuşmasını bir hafta sonra 18 Mart’ta yapacağı duyuruldu. Daha önce günde en az bir kere konuşan Erdoğan’ın konuşacağı açıklandığı günün gecesinde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, koronadan ilk ölüm vakasını da 89 yaşında bir erkek olarak duyurdu. 15 Mart’ta 18 olarak açıklanan ve 16 Mart’ta 47’ye yükselen vaka sayısı ise 17 Mart’ta 98’e yükselmişti. Bu vakalar arasında bulunan İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu koronaya yakalandığı belirlenen ilk sağlık çalışanı, aynı zamanda virüsü yurt dışı temas yoluyla kapmayan ilk hasta oldu. Umreciler ve Avrupa’dan dönenler dışında virüse en açık grup sağlık çalışanları zaten.
Dışarıdan bakıldığında Türkiye’deki önlemler, Sağlık Bakanı ve Bilim Kurulu’nun gayretleriyle nispeten başarılı görünüyor. Çin’de de kanıtlandığı üzere amaç virüsün yayılma hızını azaltmak. Durdurmak diye bir imkân, kesin tedavisi henüz bilinmediği için şimdilik görünmüyor, yayılmasını önlemek içinse temassızlık, toplumsal tecrit şart. Umrecilerin ardından uçuşların yasaklandığı Avrupa ülkelerindeki 2,807 vatandaş da -birkaç saate sığdırılabilen bir THY operasyonuyla- yurda getirilip karantinaya alındı.

3 konu, 4 lider ve 1 saat 15 dakika mı?

Koronanın nasıl bir numaralı tehdit haline geldiği Erdoğan’ın 17 Mart’ta Almanya Şansölyesi Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile yaptığı video-konferansta da görüldü. Öncelikle bu toplantının yüzyüze değil elektronik ortamda yapılmasının gerekçesi korona salgını. İkincisi, uydu aracılığıyla toplantı demek, zaten casus uydusu olan her ülkenin canlı yayında konuşulanları dinlemesi ihtimali demek; yani orada gizli kapaklı bir şey konuşma ihtimali çok zayıf. Üçüncüsü, önce İdlib’teki durum ve Türkiye’nin dayanışma çağrısı diye belirlenen konuya, daha sonra Türkiye’nin mültecilere kapıları açmasıyla Yunanistan sınırındaki durum da eklenmişti ama Erdoğan’ın Twitter mesajından da anlaşılıyor ki, asıl konu koronavirüse karşı ortak mücadele olmuş.
Zaten düşünsenize, kendi başına saatler sürebilecek bu üç konunun birden gündemde olduğu, konuşmayı seven dört liderin söz aldığı bu video-toplantı 1 saat 15 dakika sürmüş.
Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İdlib’te şehit edilen Türk askerleri ve sonrasını ele aldığı 5 Mart konuşmasının 5 saat 40 dakika sürdüğünü dikkate alarak sormak gerekiyor. Dördü NATO müttefiki, ikisi (İngiltere ve Fransa) BM Güvenlik Konseyi Daimî Üyesi, ikisi (Almanya ve Fransa) AB üyesi dört lider bu kadar kısa sürede hangi konu, ne ayrıntıyla görüşülüp karara bağlanmış olabilir? Ayrıca koronavirüs konuşulduğu da açıklandı, ama konuya hâkim görünen Sağlık Bakanı toplantıda yok, fakat örneğin AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik orada; sorsak İletişim Başkanı Fahrettin Altun “Cumhurbaşkanının takdiri” diyecek. Ne desin?

ABD’nin İdlib iddiası ağır, cevaplanmalı

Öte yandan toplantıda ne İdlib’teki durum ve Türkiye’nin NATO’dan olan dayanışma talebi, ne de Yunanistan’a geçiş yapan mültecilerin -korona günlerinde ağırlaşan- durumu üzerine bir karar alınıp alınmadığı açıklandı henüz.
Ama bu video-toplantıdan kısa süre sonra ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’dan ortalığı karıştıran bir iddia geldi. Pompeo, Rusya’nın İdlib’te “onlarca Türk askerinin öldürdüğüne inanıyoruz” dedi. “Türkiye’nin yanındayız” diye ekledi.
Oysa -ilk gün saldıranların Rus uçağı olduğu yönünde, resmen teyit edilmeyen haberlere karşı- Erdoğan ve diğer hükümet yetkilileri, İdlib ve civarındaki -yalnızca 27 Şubat günkü saldırıda 34 asker şehit edilmişti- saldırıdan Suriye ordusunu sorumlu tutuyorlardı. Sanki Beşar Esad’a bağlı güçlerin arkasında Rusya yokmuş gibi, Esad’ı Putin’e şikâyet eden Erdoğan’dı. 5 saat 40 dakika bu konuşulmuş ama sonuçta sadece yeni saldırılar durdurulmuş, Türk gözlem noktaları etrafındaki ablukanın kaldırıldığı yolunda bir açıklama dahi gelmemişti.
Bu gelişme üzerine Türkiye NATO’yu olağanüstü toplantıya çağırmış, NATO da ABD desteğiyle Rusya’ya ve Suriye’ye karşı Türkiye’nin siyaseten arkasında durduğunu ilan etmişti. BM Güvenlik Konseyi, İngiltere’nin çağrısıyla toplanmıştı. ABD Başkanı Donald Trump, BM Temsilcisi Kelly Craft’ı Erdoğan’a gönderip desteğini tekrarlamıştı.
Pompeo’nun açıklamasını Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini bir şey olmamış gibi sürdürmesine, Erdoğan’ın Putin ile rutine dönmesine tepki olarak, hatta ara açma girişimi olarak görebilirsiniz, ama ciddiye almamak mümkün değil. Bu iddianın yanıtı verilmeli. Türk askerini Suriye’de şehit edenler (Yine Rusya desteğine rağmen) Suriye uçakları mıydı, yoksa Rusya uçakları mı? Bunu bilmek bizlerin de, ailelerin de hakkı.
Korona için dayanışma halindeyiz, en az hasarla geçmesi için devlet de, biz vatandaşlar da üzerimize düşeni ciddiyetle yapmalıyız. Ama bu soru geçiştirilecek, halının altına süpürülecek türden değil. Erdoğan’ın korona açıklamalarında buna da yanıt vermesinde, iddiayı ortada bırakmamasında yarar var.