

İran gazını kaybetmek yönetilebilir. Rusya ile enerji ticaretinin ciddi biçimde zorlaşması çok daha ağır sonuçlar doğurur. İkisinin aynı anda, istisnasız Amerikan ve Avrupa yaptırımlarının baskısı altına girmesi ise Türkiye için bir enerji meselesinin çok ötesinde ekonomik ve stratejik bir şoka dönüşebilir. (Görsel: Türkiye Doğal Gaz ve Petrol Boru Hattı Haritası)
Türkiye önümüzdeki kışa hazırlanırken yalnızca petrolün, doğal gazın ve elektriğin fiyatına bakmamalı. Bence masanın üzerine konulması gereken daha tatsız bir senaryo var: İran ve Rusya üzerindeki yaptırım baskısının aynı anda sertleşmesi ve bu kez Türkiye’ye geniş hareket alanı bırakılmaması.
İran güneyimizde, Rusya kuzeyimizde. İkisi de yalnızca enerji tedarikçisi değil; ticaret, turizm, taşımacılık, finans ve bölgesel jeopolitik bakımından Türkiye’nin günlük ekonomik hayatının içine girmiş iki büyük komşu. Bu nedenle Ankara’da bugün sorulması gereken asıl soru, İran’a veya Rusya’ya ne olacağı değil. Washington ve Brüksel, Türkiye’ye istisna tanımazsa bize ne olur?
Rusya’nın Yerini Doldurmak Kolay Değil
Rusya Türkiye için sıradan bir ticaret ortağı değil. 2025’te Türkiye’nin 365 milyar doları aşan mal ithalatının yaklaşık 42 milyar doları Rusya’dan geldi. 2026’nın ilk yarısında da Rusya’dan ithalat 20 milyar doların üzerinde seyretti.
Ama toplam rakamdan daha önemlisi ne aldığımız. Ham petrolümüzün çok önemli bir bölümü, ithal dizelin ise ezici ağırlığı Rusya kaynaklı. Buna doğal gazı, kömürü ve diğer enerji girdilerini eklediğinizde Rusya ile ilişkinin Türkiye’nin enerji maliyetlerinin içine ne kadar derinden yerleştiği görülüyor.
Rus petrolünü başka yerden bulabilirsiniz. Dizeli de bulursunuz. Gaz için de alternatif yaratabilirsiniz. Fakat aynı miktarı, aynı vadede, aynı lojistik kolaylıkla ve özellikle aynı fiyata bulabilir misiniz? Mesele burada başlıyor.
Rusya’dan enerji akışında ciddi bir daralma yalnızca benzin istasyonundaki fiyatı yükseltmez. Rafineriden petrokimyaya, elektrik üretiminden ulaştırmaya, gübreden cama, çelikten turizme kadar maliyet zincirinin tamamına yayılır. Türkiye gibi enflasyonla mücadele eden ve sanayide rekabet gücünü korumaya çalışan bir ekonomi açısından bunun etkisi küçümsenemez.
İran Gazı Bulunur Ama Maliyeti Ne Olur?
İran tarafı biraz farklı. Türkiye artık İran gazına on yıl önceki ölçüde bağımlı değil. Karadeniz üretimi devreye girdi. Azerbaycan’dan gelen gaz arttı. LNG altyapısı ciddi biçimde genişledi. Silivri ve Tuz Gölü depoları, FSRU’lar ve LNG terminalleri Türkiye’ye geçmişte sahip olmadığı bir esneklik kazandırdı.
Bu yüzden İran gazı tamamen kesilse bile Türkiye’nin karanlıkta kalacağı veya evlerin ısınamayacağı bir senaryoyu gerçekçi bulmuyorum. Gaz bulunur. Ama kaça? Kışın ortasında uluslararası piyasadan LNG kargosu aradığınızda yalnız değilsiniz. Avrupa da orada, Asya da. Navlun var, sigorta var, gazlaştırma maliyeti var; hepsinden önemlisi spot piyasanın zamanlaması var. Boru hattından yıllardır gelen gazın yerine kısa sürede LNG koyduğunuzda ortaya çıkan fiyat farkı ortadan kaybolmaz. BOTAŞ öder, Hazine üstlenir, sanayiciye yansır veya vatandaşın faturasına gider. Sonunda birileri öder.
Korkmamız Gereken Çifte Şok
Benim asıl kaygım İran veya Rusya değil; ikisinin aynı anda sıkışması. İran gazının azaldığı bir dönemde Rus petrolü, petrol ürünleri ve gazı üzerinde de yaptırım baskısı sertleşirse Türkiye küresel enerji piyasasına çok daha büyük bir alıcı olarak çıkmak zorunda kalır. Üstelik herkes Türkiye’ye mal satmaya hazır olsa bile sorun bitmez.
Enerji faturası yükselir, cari açık genişler, döviz ihtiyacı artar, kur üzerindeki baskı güçlenir. Elektrik ve doğal gaz maliyetleri sanayiye geçer. İhracatçının rekabet gücü zayıflar. Enflasyonla mücadele daha pahalı hale gelir. Türkiye büyük ihtimalle petrolsüz ve gazsız kalmaz. Fakat aynı enerjiyi daha pahalı satın alarak fakirleşebilir. Aradaki fark önemli.
Asıl Kırılma Bankalarda Yaşanabilir
Hatta enerji arzından daha fazla kaygı duyduğum alan bankacılık. Yaptırımların etkili olabilmesi için Washington’ın bütün ticareti tek tek yasaklaması gerekmiyor. Büyük bir Amerikan veya Avrupa bankasının Türk muhabir bankasına, “Rusya ve İran bağlantılı işlemlerinizi artık yüksek riskli görüyoruz” demesi bile zinciri başlatabilir.
Ödemeler daha uzun incelemeye girer. Akreditifler pahalanır. Ticaret finansmanı daralır. Sigorta şirketleri temkinli davranır. Gemiciler ek prim ister. Şirket yönetimleri hukuken yasak olmayan işlemlerden bile uzaklaşmaya başlar. Bunu uluslararası iş hayatında defalarca gördüm: bazen yaptırım metninin kendisinden çok yaptırım korkusu ticareti durdurur.
İşte o noktada mesele “Petrolü nereden bulacağız?” olmaktan çıkar. Parasını hangi bankadan göndereceğiz? Gemiyi kim sigortalayacak? Akreditifi kim açacak? Malı kim taşıyacak? Şirket yönetim kurulları bu riski almaya razı olacak mı?
TIR’dan Otele Kadar Etkilenir
Türkiye’nin Rusya ve İran ilişkilerini yalnızca enerji üzerinden okumak da hata olur. Karadeniz taşımacılığı, İran üzerinden Orta Asya’ya uzanan kara yolları, Türk limanları, antrepolar, TIR filoları, gemicilik şirketleri ve transit ticaret bu ekosistemin parçaları.
Yaptırım denetimi sertleştiğinde sınırlar kapanmak zorunda değildir. Bazen birkaç yeni belge, bankanın ilave incelemesi, sigortacının ek primi ve limanda iki günlük bekleme ticaretin kârlılığını zaten ortadan kaldırır.
Turizm de aynı zincirin içinde. Rusya Türkiye’nin en önemli ziyaretçi pazarlarından biri. İranlı ziyaretçiler özellikle İstanbul, Van ve bazı diğer şehirlerin ekonomisinde küçümsenmeyecek ağırlığa sahip.
Ödeme sistemleri, uçuş bağlantıları ve para transferleri zorlaşırsa bunun etkisini yalnızca büyük enerji şirketleri değil Antalya’daki otelci, İstanbul’daki mağaza, Trabzon’daki turizmci de hisseder.
Akkuyu’yu Unutmayalım
Rusya dosyasının bir de geleceğe dönük tarafı var: Akkuyu. Türkiye’nin Rusya ile enerji ilişkisi yalnızca bugün aldığımız petrol ve doğal gazdan ibaret değil. Rusya aynı zamanda Türkiye’nin ilk nükleer santralinin yatırımcısı, finansörü, teknoloji sağlayıcısı ve yakıt tedarikçisi.
Dolayısıyla Rus bankaları, şirketleri ve uluslararası ödeme kanalları üzerindeki yaptırımlar daha da ağırlaşırsa bunun Akkuyu’nun finansmanına, ekipman tedarikine ve takvimine yansımayacağını düşünmek fazla iyimser olur.
Ankara bu nedenle Akkuyu’yu olası yaptırım görüşmelerinde sıradan bir Rus yatırımı olarak değil, Türkiye’nin kritik enerji altyapısı olarak masaya koymalı.
Coğrafya Doğuya, Para Batıya Bağlıyor
Türkiye’nin açmazı aslında birkaç cümlede özetlenebilir.
Rusya’yı Karadeniz’in karşı kıyısından silemeyiz. İran’ı 560 kilometreyi aşan sınırımızın ötesinden başka yere taşıyamayız. Kafkasya’yı, Orta Asya’yı, Irak’ı, Suriye’yi yeniden haritalandıramayız. Coğrafya bizi doğuya ve kuzeye bağlıyor.
Fakat ekonomik yerçekimimiz büyük ölçüde batıda. Avrupa en büyük ihracat pazarımız. Bankalarımız uluslararası dolar ve avro sisteminin parçası. Büyük şirketlerimizin Batılı finansmana, sigortaya, teknolojiye, sermayeye ve pazarlara ihtiyacı var.
Devlet siyasi olarak Amerikan veya Avrupa baskısına direnebilir. Fakat ihracatçının, bankanın, armatörün veya uluslararası ortakları bulunan özel şirketin direnme kapasitesi aynı değildir.
Stratejik özerkliğin finansal sınırları vardır. Bunu kabul etmek teslimiyet değil, gerçekçiliktir.
Ankara’nın Çifte Şok Planı Hazır mı?
Ben Ankara’nın bugün yapması gereken en önemli işlerden birinin kapalı kapılar ardında ciddi bir Rusya-İran çifte yaptırım stres testi hazırlamak olduğunu düşünüyorum.
İran gazı tamamen kesilirse ve aynı dönemde Rus petrolü ile petrol ürünlerinin önemli bölümü yaptırım riski nedeniyle alınamaz hale gelirse ne olur? Bankalar ödeme yapmaktan kaçınır, LNG fiyatları sıçrar, tanker navlunları ve sigorta primleri yükselirse hangi sektör önce zorlanır?
Cari açık ne kadar büyür? BOTAŞ’ın bilançosuna ne kadar yük biner? Hazine ne kadarını taşıyabilir? Sanayiciye ne kadar maliyet geçer? Hangi bankalar ve şirketler daha fazla risk altında kalır?
Bunlar artık akademik sorular değil.
Aynı anda iki şey yapılmalı. Washington ve Brüksel’de enerji, Akkuyu, ödeme kanalları ve makul geçiş süreleri konusunda şimdiden sessiz fakat kararlı bir diplomasi yürütülmeli. İçeride ise Azerbaycan gazından LNG’ye, Karadeniz üretiminden depolamaya, petrol tedarikçilerinden finansman kanallarına kadar gerçek bir çeşitlendirme hızlandırılmalı.
Çünkü Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en kötü senaryo gazsız veya petrolsüz kalmak değil. Enerjiyi bulup çok daha pahalı almak; ticareti yapıp parasını transfer edememek; malı üretip rekabetçi fiyatla satamamak. İran güneyimizde. Rusya kuzeyimizde. Avrupa en büyük pazarımız. Amerika küresel finans sisteminin merkezinde.Biz tam ortasındayız.
Coğrafyayı değiştiremeyiz. Komşularımızı da seçemeyiz. Ama hangi riski ne zaman alacağımızı, alternatiflerimizi ne kadar erken hazırlayacağımızı ve büyük güçler arasındaki ekonomik savaşın maliyetini kimin sırtlanacağını büyük ölçüde kendimiz belirleyebiliriz.
Asıl mesele yaptırımlara meydan okumak ya da boyun eğmek değil. Türkiye’nin çıkarını, ekonomisini ve hareket alanını koruyacak kadar önceden hazırlanmak.


