Jeopolitik kriz dönemlerinde karmaşık gerçekliklerin basit anlatılara indirgenmesi neredeyse kaçınılmaz. Bugün Orta Doğu’da İran ile ABD–İsrail ekseninde tırmanan ve çevre ülkelere sıçramakta olan savaş, bölgede yeni bir kırılma yaratırken, Azerbaycan da bu tartışmaların içine çekilmiş durumda. Uluslararası medyada ve bazı siyasi çevrelerde Bakü’nün İsrail ile ilişkileri neredeyse tek başına belirleyici bir unsur gibi sunuluyor. Hatta
Türkiye, sıkça dillendirdiği “Dünya beşten büyüktür” iddiasını enerji sahasında da hayata geçirebilecek potansiyele sahip bir ülke. Geniş yenilenebilir kaynakları, güçlü mühendislik geleneği, stratejik jeopolitik konumu ve dünya çapında deniz taşımacılığı kabiliyetiyle aslında küresel enerji oyununda ön saflarda yer alabilecek niteliklere sahip. Ancak ne yazık ki, Türk enerji şirketlerinin küresel enerji arenasındaki varlığı hâlâ silik. Ne
Enerji artık yalnızca bir kaynak değil—bölgesel sınırları yeniden çizen jeopolitik bir kaldıraç. Bunun en güncel örneği, Azerbaycan devlet enerji şirketi SOCAR ile Ahmed el-Şara liderliğindeki Suriye geçici yönetimi arasında 12 Tammuz’da Bakü’de imzalanan anlaşmadır. İlk adımda Azerbaycan’ın Türkiye üzerinden Suriye’ye doğalgaz satışını öngören bu mutabakat, konvansiyonel bir yatırım adımının çok ötesindedir: Ortadoğu’daki güç dengelerinin yeniden


