Avatar

Gazeteci-Yazar

Yukarıdaki fotoğraf dün Millî Savunma Bakanlığı tarafından yayınlandı. Türk petrol ve gaz arama gemisi Oruç Reis’in hem Türkiye hem Yunanistan tarafından Ekonomik Münhasır Bölge (EMB) ilan edilen Kıbrıs’ın güney batısındaki sularda 5 Türk savaş gemisi eşliğinde seyredişini gösteriyor.
Gemiler 10 Ağustos itibarıyla Antalya limanından açıldı. Aynı anda Türkiye 23 Ağustos’a kadar sürecek NAVTEX duyurusunu yaptı, yani diğer bütün askeri ve sivil gemilere o tarihlerde o bölgede olacağını duyurdu. Aynı hamle Yunanistan tarafından da geldi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, daha önceden ilan edilip “Almanya ve AB’nin ricası” üzerine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından askıya alınmış arama faaliyetinin yeniden başlatılmasının gerekçesini açıkladı. Buna göre Türkiye’nin diyaloga zemin vermek üzere yaptığı “iyi niyet jesti” karşılık görmemiş ve Yunanistan 6 Ağustos’ta Mısır ile bir EMB imzalamıştı. Bu anlaşma, Türkiye ve Libya’nın imzaladığı anlaşmayla çelişiyor ve kıta sahanlıklarını “ihlal ediyordu”.

Güç gösterisi, diyalog arayışı

Tabii Oruç Reis araştırma gemisine sadece Türk savaş gemileri (bildiğimiz kadarıyla 11 gemi) değil, savaş uçakları ve İHA’lar da eşlik ediyor.
Bu durum hem Yunanistan hem Türkiye’deki milliyetçi sosyal medya kullanıcılarını adeta çıldırtmış durumda. Yunan sosyal medyasında Atina’nın Ankara’ya (10 Ağustos gecesinden) 1 saat mühlet verdiği haberleri yayılınca, Türk sosyal medyasından gece yarısından itibaren “Biz buradayız, neredesiniz?” mesajları yağmaya başladı. Yunan sosyal medya savaşçıları hükümeti “80 milyon koyuna karşı 10 milyon aslan arkanızda” hakaretiyle doldurmaya çalışıyordu. Karşılık 1922 İzmir’e atfen “Dedelerinize sorun Ege’nin serin sularını” yanıtları veriliyordu.
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’e Türkiye’yi “kışkırtıcılıkla” suçlayıp şikayet ederken, Erdoğan’dan “Bütün Akdeniz ülkelerinin bir araya gelip hakkaniyetli çözüm bulması” önerisi geldi.
Önerinin askeri hamlede bulunup meydan okuyan taraftan gelmesi ona ayrı bir boyut katıyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu 6 Ağustos’ta Malta’da görüştüğü AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borell’e, Türkiye’nin savaş istemediğini, ama Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin haklarını de yedirmeyeceğini söylemişti; 11 Ağustos’ta tekrar söyledi.

Savaş çıkar mı?

Türkiye ve Yunanistan 1996’da Kardak/Imia kayalıkları yüzünden birbirine girmek üzereyken ayıran ABD olmuştu. Çünkü 1974’te Türkiye’nin Kıbrıs uyarısını blöf sanmanın maliyetini görmüşlerdi. Ancak şimdi ABD yönetimi kendi seçim derdine düşmüş durumda. ABD’li petrol şirketlerinin Kıbrıs ve Doğu Akdeniz çıkarları bulunuyor ve Kongre’deki Yunanistan lobisi şu anda diğer (İsrail, Ermenistan, Suudi gibi) Türkiye karşıtı lobilerle işbirliği içinde. Fransa ile Türkiye zaten Libya’dan Lübnan’a dek Akdeniz’le ilgili her konuda karşı karşıya. Lübnan’da 4 Ağustos patlaması ardından tahmin edilen oldu ve hükümet 10 Ağustos’ta istifa etti. Libya’da şu anda fiili ateşkesin getirdiği suni sükûnet her an yerini yeniden çatışmaya bırakabilir. Rusya da Türkiye ile karşı saflarda Libya’da. Suriye nedeniyle zaten Doğu Akdeniz’de mevcut silah birikimini hesaba katınca barut fıçısının patlaması için dikkatsiz bir kıvılcımın yeterli olduğu görülebiliyor.
Öte yandan Atina, bir çatışma ihtimalinde, belki ABD, AB ve Rusya’nın Türkiye’yi sert kınayacağının, hatta ambargo dahi koyabileceğinin ancak kimsenin Yunanistan istedi diye savaşa girmeyeceğinin farkında.

Ankara ne yapıyor, Atina ne yapıyor?

Atina, Akdeniz’de en uzun sahile sahip Türkiye’yi Ege ve Akdeniz’deki sahil şeridine hapsetmeye, iddia ettiği Yunanistan kıta sahanlığı ve ekonomik bölgesinden geçmeden açık denize çıkamaz hale getirmeye çalışıyor. Kaş’a 2 km uzaklıktaki 10 km karelik Meis adasına 40 bin km kare yetki alanı ilan etmesi bardağı taşıran damla oldu. Türkiye de sahil şeridine hapsedilemeyeceğini, kendisinin dâhil olmadığı Akdeniz anlaşmalarını tanımayacağını askeri diplomasiyle göstermeye çalışıyor. Kıbrıs ihtilafı bu çekişmenin tam ortasında.

Dışişleri Bakanlığının 10 Ağustos’ta uluslararası muhataplar için yayınladığı harita. Kırmızı bölge, TPAO’ya arası ruhsat verilen alanlar. Açık gri bölge yeni ruhsat verilen alanlar. Yeşil bölge Kıbrıs Rum Hükümetinin arama ruhsatı ilan ettiği alanlar. Siyah çizgi, son Mısır-Yunanistan anlaşması sınırı. Noktalı beyaz çizgi Yunanistan’ın idda ettiği ve Türkiye’yi Meis’te kilitlemeyi öngören hat. Şefaf gri bölge Türkiye-Libya anlaşması sınırı. Oruç Reis’in Türk savaş gemileri refakatinde arama başlatacağı alan ise yeşil çizgiyle sınırlı.

Gelişmeleri biraz daha geri sardığımızda Kıbrıs Rum Hükümetinin, adadaki Türkleri muhatap almadan petrol ve gaz arama sahaları ilan etmesini görebiliriz. Buna karşılık Kıbrıs Türk Hükümeti de Türkiye Petrollerine arama ruhsatı vermeye başladı. Yani petrol ve gaz aramaları Doğu Akdeniz’deki egemenlik savaşının gerekçesi oldu ama asıl nedeni değil. Çünkü Kıbrıs etrafındaki enerji kaynakları tek başına çıkarılıp satılmasını kârlı kılacak kadar çok değil. Yunanistan’ın Mısır ve İsrail’i işin içine sokmaya çalışan EastMed boru hattı projesinin İtalya’nın çekilmesi ardından boşa düşmesi de bunu gösteriyor.

İşin iç siyaset boyutu

Türkiye ve Yunanistan arasında şimdiye kadar her ihtilaf iktidardaki partilerin işine gelmiştir. Şimdi de öyle olması beklenir.
Diğer AB ülkelerinden seyahat kısıtlaması olmamasına rağmen Covid-19 salgını nedeniyle Yunanistan’ın turizm gelirleri Miçotakis’in alenen şikâyet edeceği kadar düşük kaldı, ekonomi zorda. Miçotakis’in Türkiye ile sıcak çatışmadan kaçınmasının bir nedeni de Erdoğan’ın istediği an kapıları mültecilere sonuna dek açabileceğini geçen yıl göstermiş olması. Bu durumdan endişelenen Almanya Başbakanı Angela Merkel o nedenle sürekli devrede kalmak istiyor. AB Dışişleri Bakanlarının 27-28 Ağustos Berlin toplantısında Türkiye önemli gündem maddesi olacak gibi görünüyor.
Yunanistan’la gerilim şu sıra sorunlarla başı dertte olan Erdoğan bakımından da bir yan fayda olarak görülebilir. Ayasofya’nın cami olarak yeniden ibadete açılmasının etkisi beklendiği kadar uzun ömürlü olmadı. Yunanistan’a “haddini bildirme” propagandası, dikkatlerin ekonomik tablo, korona salgınının geri gelişi, kadın hakları nedeniyle oluşan iç çatlağa dair eleştirilerden dikkatleri bu tarafa çekebilir.
Ancak Erdoğan’ın Akdeniz konferansı önerisi, Ankara’nın da çıkarını uzlaşmadan yana gördüğünün işareti. Miçotakis bunu değerlendirirse gerilim düşer, çatışma ihtimali kalkar, doğrusu da budur.