İç ve dış hareketlilik Ankara’da harareti tırmandırıyor

Türkiye’nin Ukrayna Kriziyle artan dış ve ekeonomik kriz ile bazı bakanlara tepkilerle artan iç harareti, olağanüstü NATO zirnesi öncesinde Milli Güvenlik Kurulunda ele alınıyor. Fotoğraf 27 Ocak MGK toplantısından. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

Dün akşam, 22 Mart akşamı iki “son dakika” haberi iç ve dış hareketliliğin harareti nasıl artırdığını gösterdi.
İlk haber Moskova’dandı. Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in Rusya’ya “varoluşsal tehdit” görmesi halinde “nükleer silahlara başvurabileceğini” söyledi. Bu beyan, bir gün önce Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zeklensky’nin “Üçüncü Dünya Savaşı” uyarısını adeta teyit eden, küresel siyasi harareti artıran, tehlikeli bir tırmanışa işaret ediyordu.
İkinci haber Ankara’dandı. Bazı internet siteleri “Flaş” koduyla Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 23 Mart’ta yapılacak AK Parti Grubunun iptal ettiğini duyurdular. Acaba bu ekonomik kriz ve üst üste gelen zamlar nedeniyle AK Parti tabanından da gelmeye başlayan harareti soğutma önlemi miydi? Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin olur olmaz beyanlarına AK Parti içinden de tepki vardı. Yoksa AK Parti yönetimin bizzat Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in ağzından “kabul edilemez” bulduğu ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun hedef tahtasına konduğu Adana’daki siyasi İslamcı Furkan Vakfı gösterisiyle mi ilgiliydi?

Ne Nebati ne Furkan ne de Soylu

Polisin göstericilere -tıpkı kadın hakları, insan hakları, işçi hakları gösterilerinde olduğu gibi- aşırı şiddet kullanımı bu defa AK Parti’de tepkilere neden olmuş, ama Soylu’ya sahip çıkan bir kes daha MHP lideri Devlet Bahçeli olmuştu. Bahçeli’nin bu çıkışları nedeniyle Soylu adeta Erdoğan’ın AK Parti hükümetinde MHP’nin uzantısı gibi algılanmaya başlamıştı.
Kısa süre sonra Ankara’da harareti yükselten bu ikinci haberin, internet sitelerinin “dikkat çekip tık kapma” yarışı nedeniyle olur olmaz her şeye “flaş gelişme” ya da “son dakika” uyarısı koymasından kaynaklandığı anlaşıldı.
AK Parti grubu yapılmayacaktı, çünkü Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplanacaktı.
MGK toplantısındaki en önemli madde Rusya’nın Ukrayna’yı istilasıyla başlayan gerilimdi.
MGK toplantısı sadece küresel harareti yükselten Kremlin açıklaması nedeniyle değil bir gün sonra, 24 Mart’ta Brüksel’de yapılacak olağanüstü NATO zirvesi nedeniyle de önemliydi. Putin belli ki Rusya’ya karşı alınacak tavrın konuşulacağı bu toplantıya katılacak NATO liderlerine hitap etmeyi amaçlamıştı. Zaten Erdoğan da MGK toplantısının hemen ardından Brüksel’e hareket edecekti.

Ukrayna Krizi Türkiye’yi öne çıkardı

Türkiye’nin Ukrayna krizine çok da hazırlıksız yakalanmadığı, Rusya’nın istila harekâtından bir ay kadar önce, 27 Ocak’ta yapılan MGK toplantısının sonuç bildirisinden anlaşılıyordu. Bildiride Rusya ile Ukrayna arasındaki “artan gerginlik” ve bunun “hiç kimsenin menfaatine neticeler doğurmayacağı” konusu ele alınmıştı.
Türkiye’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi uyarınca Rus savaş gemilerinin Karadeniz’e geçişini kısıtlaması, NATO safını Rusya ile arayı bozmadan vurgulaması, ardından Rusya ve Ukrayna dışişleri bakanları Sergey Lavrov ve Dimitro Kuleba’nın Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ev sahipliğinde 10 Mart’ta bir araya getirmesi Ankara’yı ve Erdoğan’ı uluslararası siyasette öne çıkarmıştı.
Bunun sonucunda 2021 ortalarına kadar Batı sistemi bünyesinde yalnızlaştırılmaya çalışılan Türkiye dikkat odaklarından biri haline gelmişti. Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail ile temaslar gerçi Ukrayna Krizinden önce planlanmıştı. Ancak Erdoğan Krizden bu yana AK Parti’nin Avrupa gözünde kullanım değerinin yüksek olduğu ilk yıllarında dahi görülmedik sıklıkta Batılı lider ve şahsiyetle görüşmüştü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kritik NATO toplantısı öncesinde Ankara’yı ziyaret eden Hollanda Başbakanı Mark Rutte ile görüştü. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

Yoğun diplomatik trafik

22 Mart’ta Hollanda Başbakanı Mart Rutte Ankara’daydı. Erdoğan ve Rutte, krizin başlangıç evrelerinde 1 Mart’ta telefonla görüşmüştü. Erdoğan 21 Mart’ta da Romanya Başbakanı Klaus Iohannis ile telefonlaşmıştı. 16 Mart’ta Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda Ankara’daydı. Türkiye, Polonya ve Romanya, NATO bünyesindeki ABD “Füze Kalkanı” projesi çerçevesinde ayrı bir işbirliği içinde.
13 Mart’ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile telefonda görüştüğü gün Yunanistan Başbakanı Kriyakos Miçotakis, 14 Mart’ta Almanya Şansölyesi Olaf Scholz Türkiye’ye geldi. Erdoğan 11 Mart’ta Antalya Diplomasi Forumu çerçevesinde Türkiye’de olan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile görüşmüştü. ABD Başkanı Joe Biden 10 Mart’ta, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un ziyaretinden bir gün sonra Erdoğan’ı aradı. Öncesinde Erdoğan’ın 4 Mart’ta İngiltere Başbakanı Boris Johnson ve Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel ile görüşmeleri vardı.
Bu arada Putin ile 6 ve 17 Mart’ta ve Zelensky ile 16 Mart’taki telefon görüşmeleri var; bunlar Türkiye’nin kendi diplomatik harekâtı bakımından da önemliydi.

NATO Zirvesi, Türkiye, ABD, Rusya

Biden bu olağanüstü NATO Zirvesi öncesinde Rusya’ya karşı, ilk defa “Mali Atom Bombalarını” kullanmaya başladı. Mali Atom Bombaları, küresel sistemle bütünleşmiş ekonomileri bankacılık sistemi üzerinden uygulanan baskıyla felç etme esasına dayanıyor. Henüz bu silahın ayrıntılarını tam olarak anlayabilmiş değiliz, ama ABD siber evrende kullanıldığı ölçüde saptayabiliyoruz.
Putin’in “atom silahları” söylemi ise sadece bir ülkeyi ve o ülkenin milli ekonomisini tehdit etmekle kalmıyor. Kullanılması halinde kullanıldığı yerdeki sivil nüfusu da (ABD’nin 1945’te Japonya’da yaptığı gibi) yok etmekle de kalmıyor. Aynı zamanda yol açabileceği radyoaktif serpintiler yoluyla sınırları aşan bir tehdit oluşturuyor. Türkiye Ukrayna’nın Karadeniz komşusu. 1986’da Ukrayna’daki Çernobil nükleer santralindeki arızanın Türkiye’yi de etkisi altına alışını anımsayalım.
Türkiye şimdiye dek Rusya’yı tam olarak karşısına almadan ama açık şekilde NATO üyesi gereklerini yerine getirerek dikkatli bir diplomasi çizgisi izledi. ABD’nin de Rusya’ya karşı Türkiye’den yerine getiremeyeceği taleplerde bulunmamakta şimdiye dek dikkatli olduğu görülüyor. AB’nin övgüsü ise sadece güvenlik nedeniyle Türkiye’yi alkışlamakla kalıyor; stratejik miyopluk içinde Türkiye’yi uzakta tutmaya devam ediyor.
Erdoğan’ın Ukrayna konusunda mevcut çizgiyi bozmadan sürdürmesinde yarar var. Demek ki mahallenin sert abisi olmadan sürdürülen dış politika daha olumlu sonuç getiriyor.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...