

AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması iki ticari partnerin aralarında bugüne dek yaptıkları en kapsamlı anlaşma ve tam bir jeoekonomik hamle örneği.
Avrupa Birliği, 27 Ocak 2026 tarihinde Hindistan’la serbest ticaret anlaşmasını bağlamasından kısa süre önce, 17 Ocak’ta da Latin Amerika’da, Mercosur ülkeleriyle ortaklık anlaşması imzalayarak dış ticaret politikasında önemli bir yön değişikliğine gitmiş görünüyor. Türkiye, AB’nin “Made in Europe – Avrupa Malı” projesinden dışlanma endişesi içindeyken AB’nin ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük vergilerini siyasi amaçlarla silah olarak kullanma siyasetinden kaçmak için Hindistan ve Latin Amerika ile yeni ticaret anlaşmalarıa girmesi Türkiye’nin dış ticaretini, dolayısıyla sanayi üretimini daha da zorlayabilir.
Mercosur (Brezilya, Arjantin, Paraguay ve Uruguay) bölgesel blok olarak AB’nin Latin Amerika açılımının temel ayağını oluşturuyor; Brezilya bu grubun sürükleyici gücü. AB, 2024 yılında 57 milyar avroluk ihracatla Mercosur’un mal ticaretinde ikinci büyük ortağı idi. 2023 yılı itibariyle de AB 390 milyar avroluk hissesiyle Mercosur’daki en büyük yabancı yatırımcı konumunda. Mercosur üyesi 4 devletin toplam nüfusu yaklaşlık 284 milyon, AB üye devletlerinin toplam nüfusuysa 445 milyon.
Bu adımlar, ABD Başkanı Donald Trump’ın yeniden gündeme getirdiği gümrük tarifelerinde siyasi baskı unsuru olarak oynama ve ticaret tehditleri bağlamında, AB’nin transatlantik ilişkilerde artan belirsizliklere karşı kendine yeni manevra alanları açma çabası olarak da okunabilir. Hindistan ve Mercosur açılımları, AB’nin ticaret politikasını yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir araç olarak kullandığını gösteriyor.
AB, Hindistan, Latin Amerika
AB-Hindistan anlaşması, otomotiv, kimya ve gıda gibi sektörlerde gümrük vergilerinin kademeli olarak düşürülmesiyle, Avrupa şirketleri için Asya’nın en büyük ve en hızlı büyüyen pazarlarından birine daha güçlü erişim sağlayacak. Mercosur anlaşması ise Latin Amerika ile ticari ilişkilerin yanı sıra, tarım, hammadde ve sürdürülebilirlik boyutlarını da kapsayan daha geniş bir ortaklık çerçevesi sunuyor.
Bu yeni tablo, Türkiye açısından dikkatle izlenmesi gereken riskler içeriyor. AB–Türkiye Gümrük Birliği’nin uzun süredir güncellenmemiş olması, Türkiye’nin AB’nin yeni nesil ticaret düzeninin giderek daha fazla dışında kalmasına yol açıyor. AB’nin Hindistan ve Mercosur gibi büyük ekonomilerle kapsamlı tercihli anlaşmalara yönelmesi, Türkiye’nin AB pazarındaki göreli avantajını zayıflatma potansiyeli taşıyor.
Buna ek olarak, AB’de giderek daha fazla gündeme gelen “Made in Europe” yaklaşımı ve buna eşlik eden sanayi politikaları, üçüncü ülkelerden yapılan ithalata yönelik daha seçici bir döneme işaret ediyor. Gümrük Birliği güncellenmediği sürece, bu eğilimlerin Türkiye’nin AB tedarik zincirlerindeki konumunu daha da kırılgan hale getirmesi olası.
Sonuç olarak, Hindistan ve Mercosur anlaşmaları, AB’nin küresel ticaret haritasını yeniden çizdiğini gösteriyor. Bu süreç, ABD ile ticarette yaşanan belirsizliklere karşı bir çıkış yolu arayışı olarak okunabileceği gibi, Türkiye açısından da mevcut kurumsal çerçevenin güncellenmemesi halinde dışlanma riskinin artabileceği yeni bir döneme işaret ediyor.


