

28 Şubat sabah saatlerinde İsrail, “önleyici saldırı” ilan ederek İran’ın nükleer tesislerini hedef aldı. Operasyonun ABD ile koordineli olduğu açıklandı. Tahran’da patlamalar duyuldu. İsrail hava sahasını kapattı. (Foto: Ekran Görseli)
Bu sabah dünya tek bir krize uyanmadı. Üç ayrı fay hattı aynı saatlerde hareketlendi.
Pakistan, Afganistan sınırındaki çatışmayı “açık savaş” olarak tanımladı. İsrail, ABD ile koordineli şekilde İran’ın nükleer tesislerini hedef aldı. İran, misillemeyle Körfez’de ABD varlığına yönelik saldırılara girişti. Aynı anda Rusya–Ukrayna savaşı da sürüyor.
Bu tabloyu tekil olaylar olarak okumak yanıltıcı olur. Bu, birikmiş jeopolitik gerilimin eş zamanlı boşalmasıdır. Ve bu boşalmanın adı yalnızca askeri değildir: enerji güvenliği, ticaret yolları, finansal istikrar ve bölgesel dengelerdir.
Pakistan–Afganistan: Sınır geriliminden “açık savaş”a
İslamabad’ın kullandığı dil artık net: “açık savaş.”
Pakistan, Kabil ve Kandahar çevresindeki Taliban hedeflerini vurduğunu açıkladı. Taliban sınır hattında karşılık verdiğini duyurdu. Krizin arka planında mezhep değil, sınır egemenliği ve militan geçişleri var. Pakistan, Taliban yönetimini TTP unsurlarına alan açmakla suçluyor; Taliban bunu reddediyor.
Ancak jeopolitik algı şunu kaydeder: Nükleer silaha sahip bir ülke batı sınırında açık savaş ilan ediyorsa, bu yalnızca iki ülkenin sorunu değildir. Güney Asya risk primi yükselir. Bölgesel yatırım iştahı azalır. Kredi maliyetleri artar.
Bu cephe, küresel ekonomi açısından ilk dalga değil belki; ama kırılganlığın arttığı bir hat.
İran Cephesi: Gölge savaştan açık angajmana
Asıl sistemik sarsıntı İran’da yaşandı.
İsrail, “önleyici saldırı” ilan ederek İran’ın nükleer tesislerini hedef aldı. Operasyonun ABD ile koordineli olduğu açıklandı. Tahran’da patlamalar duyuldu. İsrail hava sahasını kapattı.
Washington’dan gelen mesaj, askeri boyutun ötesine geçti. Operasyon “büyük çaplı muharebe” olarak tanımlandı ve İran halkına siyasi değişim çağrısı yapıldı.
Bu dil, dosyanın artık sadece nükleer caydırıcılık çerçevesinde kalmadığını gösteriyor. Yıllardır süren siber saldırılar, sabotajlar ve vekâlet savaşları bugün açık askeri angajmana dönüştü.
Bu bir stratejik eşiktir.
Körfez: Misilleme ve enerji jeopolitiği
İran’ın yanıtı gecikmedi.
Bahreyn’de ABD’nin 5. Filosu ile bağlantılı tesislerin hedef alındığı bildirildi. Katar hava savunma sistemlerinin devreye girdiği açıklandı. BAE’de patlama sesleri duyuldu. Hava sahalarında kısıtlamalar başladı.
Finans dünyasının baktığı asıl yer burası:
Hürmüz Boğazı güvenli kalacak mı?
Dünya petrolünün yaklaşık beşte biri Hürmüz’den geçiyor. LNG sevkiyatlarının önemli bölümü Körfez’den çıkıyor. Piyasalar “petrol var mı?” diye sormaz; “petrol güvenle akabilir mi?” diye sorar.
Enerji risk primi yeniden gündemde.
Kızıldeniz: İkinci dar geçit
Körfez ısınırken Yemen’den gelen haberler, Husilerin Kızıldeniz hattında yeniden saldırı hazırlığında olduğunu gösteriyor.
Eğer Hürmüz ve Bab el-Mandeb aynı anda risklenirse, Asya–Avrupa ticaret hattı iki dar geçitte sıkışır.
Navlun artar.
Sigorta primleri yükselir.
Teslim süreleri uzar.
Bu, küresel enflasyon baskısının yeniden güçlenmesi demektir.
Piyasalar: Güvenli liman refleksi
Böyle anlarda piyasa refleksi öngörülebilirdir:
• Borsalar geriler.
• Altın yükselir.
• Dolar güçlenir.
• Gelişen ülke para birimleri baskı altına girer.
OPEC+’ın üretim artışı seçeneklerini değerlendirdiği konuşuluyor. Ancak arz artışı, taşıma güvenliği riskini tek başına ortadan kaldırmaz. Fiyatı belirleyen sadece varil sayısı değil, sevkiyatın güvenliğidir.
Türkiye: İki sıcak kuşak arasında
Türkiye, coğrafi olarak iki aktif çatışma hattının arasında:
• Karadeniz’de Rusya–Ukrayna savaşı
• Doğuda İran merkezli tırmanış
Bu tablo Ankara için yalnızca diplomasi meselesi değildir. Enerji arz güvenliği, finansal istikrar, sınır güvenliği ve göç yönetimi aynı anda gündeme gelir.
En olumsuz senaryolar bellidir:
• Hürmüz’de uzun süreli aksama
• Körfez’de ABD varlığının sürekli hedef olması
• Kızıldeniz’in yeniden kapanması
• İran içinde istikrarsızlık ve sınır baskısı
Türkiye’nin çıkarı, yangına taraf olmak değil; yangının sıçramasını önlemektir.
Kontrollü tırmanış mı, zincirleme yayılma mı?
28 Şubat 2026 muhtemelen “çok cepheli tırmanışın başladığı sabah” olarak anılacak.
Ancak belirleyici olan ilk 48 saat olacak:
• Hürmüz açık kalacak mı?
• ABD kara angajmanına yönelecek mi?
• İran vekil aktörleri yeni cepheler açacak mı?
• Petrol fiyatı nerede dengelenecek?
Jeopolitikte ateşi yakmak kolaydır.
Onu sınırlamak ise strateji ve soğukkanlılık gerektirir.
Bugün dünya askeri değil, sistemik bir eşikte duruyor.
Mesele artık kimin haklı olduğu değil; kimin daha akıllı davranacağıdır.


