

İran’a ABD-İsrail saldırısında öldürülen Hamaney’in yerine geçici dini lider seçilen Ali Reza Arifi. Hamaney de Humeyni’nin ölümünden sonra bir yıl “geçici” sıfatını taşımıştı ama savaş sürerse Arifi’nin geleceği tartışılır.
İran’da yaşananlar artık yalnızca “lider nasıl öldürüldü?” sorusunun ötesine geçti. İran örneğinde Dini lider Ali Hamaney’in öldürülmesi, sıradan bir lider kaybı değil; sistemin omurgasına yönelik eşzamanlı ve çok boyutlu bir darbe.
Hamaney’in öldürülmesi tek başına da tarihsel bir kırılma olurdu. Ancak tablo bununla sınırlı değil. Aralarında İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musavi, Savunma Bakanı Aziz Nasırzade, Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Pakpur, Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri (ve Hamaney’in başdanışmanı) Ali Şemhani ve (nükleer araştırmaları yürüten) Savunma İnovasyon ve Araştırma Örgütü Başkanı Hüsseyn Cebel Amelyan da bulunuyordu. Önceki İran Cumhurbaşkanlarından Mahmud Ahmedinejat’ın da saldırılarda öldürüldüğü duyuruldu. Üst düzey askeri ve bilimsel kadroların tasfiyesi, komuta zincirinin ciddi biçimde kırıldığını gösteriyor.
Bu bir lider tasfiyesi ya da değişimi değil. Bu, İran’ın güvenlik mimarisine doğrudan bir müdahale.
Ancak tam bu noktada rejim süratle refleks gösterdi.
Uzmanlar Meclisi’nin Hamlesi
Uzmanlar Meclisi’nin 1 Mart 2026 tarihli olağanüstü toplantısında Ali Reza Arafi’yi geçici Rehber olarak seçmesi, bir kopuş değil, kontrollü süreklilik üretme hamlesidir. Hamaney de Humeyni’den sonra bir yıllığına geçici olarak seçilmiş, ancak 36 küsur yıl bu görevi sürdürmüştü.
Arafi, 1959 Meybod doğumlu bir Şii din adamı. Anayasa Koruma Konseyi ve Uzmanlar Meclisi üyesi. Aynı zamanda polis gücü Besic yapılanmasının başında yer aldı. El-Mustafa Uluslararası Üniversitesi rektörlüğü, Kum Cuma imamlığı ve ilahiyat kurumsal yapılarında üst düzey görevler yürüttü.
Bu tercih üç mesaj içeriyor:
1- “Hanedanlaşma” eleştirilerine konu olan Mücteba Hamaney senaryosundan uzak durulmuş. Kaldı ki henüz doğrulanmasa da Mücteba Hamaney’in de öldürüldüğü iddiası var,
2- Güvenlik aygıtının doğrudan askeri bir figürle sahneye çıkmasının engellenmek isteniyor,
3- Şii ilahiyatının Velayet-i Fakih doktrini kurumsal zeminde korunmak isteniyor.
Bu ara formül, İran’da dini meşruiyet ile güvenlik bürokrasisi arasındaki dengeyi muhafaza etmeyi amaçlıyor.
Kurumsal Süreklilik: Velayet-i Fakih
İran siyasal sistemi kişisel karizma üzerine değil, doktriner çerçeve üzerine kurulu. “Velayet-i Fakih” rejimin ontolojik temelidir. Bu doktrinden sapma beklenmemelidir.
Ancak Hamaney döneminde kişisel otorite ile sistem arasında kurulan denge artık daha bürokratik ve kolektif bir forma evrilebilir. Arafi karizmatik bir lider değil; kurumsal bir figürdür. Bu durum, liderliğin ideolojik değil teknik bir çerçevede yeniden tanımlandığını gösterir.
İran’da şu an yaşanan bir devrim değil; sistem içi revizyondur. ABD-İsrail saldırılarının devam ettiği müddetçe de geleceği belirsizdir.
Füze Dalgaları ve Karşılıklı Tehditler
ABD-İsrail eşgüdümündeki saldırılar devam ediyor. Başta Tahran, İran’ın büyük şehirlerindeki komuta merkezleri, nükleer tesisler, yeraltı füze siloları vuruluyor. Kaç kişinin öldürüldüğüne dair henüz güvenilir tahminler dahi yok.
İran ise Cumartesi gününden bu yana, İsrail, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Irak genelindeki hedeflere yönelik dalgalar halinde füze ve insansız hava aracı saldırıları başlattı.
İsrail’de Beyt Şemeş kentinde bir füze saldırısında dokuz kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. ABD destekli hava savunma sistemine rağmen Tel Aviv’e bombalar düşüyor. Devrim Muhafızları Ordusu, Abraham Lincoln uçak gemisini balistik füzelerle vurduğunu öne sürdü ama bu haber doğrulanmadı. Dubai, Doha, Bahreyn ve Kuveyt’te de saldırı haberleri geldi.
İran, ABD üsleri ve İsrail’e karşı “en yıkıcı taarruz operasyonunu” gerçekleştirme tehdidini savurdu. Buna karşılık ABD Başkanı Donald Trump, “daha önce hiç görülmemiş bir güç” kullanacağını açıkladı.
Pentagon’un “Destansı Öfke” adını verdiği askeri harekât, yalnız İran’ın nükleer programını hedef almakla kalmıyor; aynı zamanda rejimin liderlik çekirdeğini de ortadan kaldırmayı amaçlayan stratejik bir risk içeriyor.
Trump’ın İran’daki İddiası
Trump açısından bu, önceki başkanların başaramadığını başarma iddiası: Amerikan askeri gücüyle Orta Doğu’yu yeniden şekillendirmek. Eğer İran’ın nükleer kapasitesi tamamen imha edilir ve Tahran’da rejim değişikliği sağlanırsa, bunu tarihsel bir zafer olarak sunacaktır.
Ancak başarısızlık ya da uzun süreli bölgesel savaş ihtimali hem Trump’ın siyasi mirasını hem de Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluğunu riske atabilir.
Kıbrıs’taki İngiliz F-35 ve Eurofighter Typhoon uçakları ile Katar’daki Typhoon filosu bölgede devriye uçuşları yapıyor. Irak’ta konuşlu bir İngiliz birliği, bir İran insansız hava aracını koalisyon üssüne ulaşmadan önce düşürdü.
Bu tablo, krizin artık yalnızca İran-ABD-İsrail ekseninde değil; Avrupa iç siyasetinde de fay hatları oluşturduğunu gösteriyor.
Devrim Muhafızları ve Güç Dengesi
İran Devrim Muhafızları Ordusu İran’da paralel değil, kurucu aktördür. Ekonomiden savunmaya, dış operasyonlardan iç güvenliğe kadar geniş bir alanda belirleyicidir.
Yeni Rehber’in askeri kökenli olmaması Devrim Muhafızlarının ağırlığını azaltmaz; aksine karşılıklı bağımlılığı artırır.
Ortaya çıkacak yapı bir “ikili hegemonya” modelidir: dini meşruiyet + güvenlik gücü.
Kısa vadede bu denge istikrar üretir. Orta vadede ise elit içi rekabeti tamamen ortadan kaldırmaz.
Sistem çöktü mü?
Hayır. Ama omurga ağır darbe aldı.
Güvenlik devletleri kriz anında dağılmaz; sertleşerek konsolide olur. İran kişisel bir diktatörlük değil; kurumsallaşmış bir güvenlik devletidir. Lider kaybı travmatik olsa da sistem boşluk bırakmaz.
Ancak bu kez fark şudur: Darbe yalnız içeriden değil, dışarıdan da eş zamanlı gelmiştir. Füze saldırıları, bölgesel tırmanış, Körfez’de risk priminin yükselmesi ve enerji fiyatlarındaki artış, İran’ın iç konsolidasyon sürecini daha kırılgan hale getirebilir.
Türkiye Açısından Stratejik Okuma
Türkiye için mesele yalnızca Tahran’daki yeni isim değil; güç mimarisinin nasıl yeniden kurulacağıdır.
Irak’ta İran bağlantılı milis ağları güçlü. Yeni dönemde daha sert bir güvenlik yaklaşımı benimsenirse Türkiye’nin Kuzey Irak’taki operasyon alanları etkilenebilir. Suriye’de İran varlığı Ankara’nın sınır güvenliği hesaplarıyla doğrudan bağlantılıdır.
Körfez hattındaki risk primi yükseldikçe petrol ve gaz fiyatları artacaktır. Bu Türkiye için cari açık ve enflasyon baskısı anlamına gelir. Enerji güvenliği artık makroekonomik istikrarın merkezindedir.
Eğer kriz uzar ve ABD-İran hattında doğrudan çatışma derinleşirse, Türkiye hem NATO üyesi kimliği hem de İran’la komşuluk ilişkisi nedeniyle hassas bir denge politikası yürütmek zorunda kalacaktır.
İyimser Senaryo Mümkün mü?
İran toplumu derin yorgunluk yaşıyor. Ekonomik kötü yönetim, yaptırımlar ve ideolojik baskı geniş kesimleri yabancılaştırdı. Ancak Irak, Libya, Suriye ve Afganistan örnekleri nedeniyle rejim çöküşü de korku yaratıyor.
Toplumun psikolojisi şu: “Rejim değişebilir ama devlet çökmesin.”
Eğer yeni liderlik iç konsolidasyonu ekonomik rasyonalite ile birleştirirse, İran’ın uluslararası sisteme daha pragmatik entegrasyonu mümkün olabilir.
Türkiye için en rasyonel strateji; İran’ı ne romantize etmek ne de şeytanlaştırmaktır. Temkinli angajman modeli gereklidir: rekabet alanlarında caydırıcılık, ortak çıkar alanlarında işbirliği.
İran’da şu an yaşanan bence bir çöküş değil. Gücün yeniden inşasıdır. Ancak bu inşa, füze dalgaları ve küresel güçlerin sert angajmanı eşliğinde gerçekleşiyor. Bu nedenle yönü yalnız İran’ın değil, Orta Doğu’nun jeopolitik geleceğini belirleyecektir.
İyimser senaryolara kafa yorarsak İran halkının refahı, özgürlüğü ve uluslararası topluma eklemlenmesi bölgesel barışın anahtarı olabilir. Zira İran çökerse ve uzun süreli istikrarsızlık döngüsüne girerse, bunun Türkiye açısından orta ve uzun vadeli yansımaları çok daha ağır olur.
