Yetkin Report - Murat Yetkin

  • English
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Hafıza Kartı
  • Hayat
  • Yazarlar
  • Arşiv
  • İletişim

İran Savaşı Sonrası: İstikrarsızlık Döngüsü mü, Karşılıklı Bağımlılık mı?

Yazar: Alpaslan Özerdem / 06 Nisan 2026, Pazartesi / Oda: Siyaset

 

İran’ın elindeki en büyük silah, küresel petrol ticaretinin yüzde 20–25’inin, küresel LNG ticaretinin yüzde 20’sinin gerçekleştiği, günlük 100’den fazla büyük tanker ve kargo gemisinin geçiş yaptığı Hürmüz Boğazından geçişleri savaşın başlamasından bu yana sınırlamış olması (Foto: Ekran görseli)

Savaşın en yoğun anlarında, füzelerin aralıksız atıldığı, gerilimin her an tırmandığı bir ortamda, savaşın sonrasını düşünmek kimi zaman erken, hatta naif görünebilir. O anın aciliyeti içinde dikkatler doğal olarak bugüne ve sahadaki gelişmelere yönelir.

Ancak tüm savaşlar bir noktada sona erer.

Çoğu zaman belirleyici olan da, savaşın kendisinden çok, sonrasında neyin inşa edildiğidir. Bu nedenle, henüz savaş devam ederken bile, savaş sonrası dönemin nasıl şekilleneceğini düşünmek bir lüks değil, stratejik bir zorunluluktur.

İran’ı içine alan bu savaş nasıl ve ne zaman sona ererse ersin, asıl belirleyici olan o günün kendisi değil, sonrasıdır. Çünkü savaşın ertesi günü sadece bir geçiş anı değildir; aynı zamanda bölgenin kendi hatalarından bir şey öğrenip öğrenmediğinin de testidir.

Ortadoğu için temel soru şudur: Bölge, çatışmayı sürekli yeniden üreten mevcut yapısal koşulları koruyacak mı, yoksa bu koşulları dönüştürecek yeni bir stratejik mantık mı geliştirecek?

Bu bir iyimserlik meselesi değil, bir tasarım meselesidir.

Aynı Döngüye Geri Dönmek

En olası senaryo, aynı zamanda en tanıdık olanıdır.

Savaş sona erer, en azından geçici olarak, ama onu mümkün kılan dinamikler olduğu gibi kalır. Güvenlik ikilemleri sürer. Mezhepsel ve jeopolitik fay hatları ittifakları şekillendirmeye devam eder. Bölgesel rekabet biçim değiştirir, ama ortadan kalkmaz. Dış aktörler ise çoğu zaman çatışmayı çözmekten ziyade yönetmeyi tercih eder; hatta zaman zaman doğrudan müdahaleler, vekalet savaşları ve stratejik rekabet yoluyla bu dinamikleri derinleştirir.

Bu durumda bölge ilerlemez; sadece yeniden başlar.

Ortadoğu’da bu tür “reset”ler istikrar üretmez. Tam tersine, bir döngü üretir: tırmanış, geçici kontrol, ardından yeni bir kriz.

Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de ve Gazze’de bunu defalarca gördük. İran söz konusu olduğunda farklı bir sonuç beklemek için, mevcut yapısal koşulların değişmesi gerekir. Aksi takdirde en büyük risk ani bir çöküş değil, yönetilen istikrarsızlıktır: Krizlerin kontrol altında tutulduğu ama çözülmediği, her ateşkesin bir sonraki çatışmanın zeminini hazırladığı bir durum.

Alternatif Yol: Karşılıklı Bağımlılık

Bunun bir alternatifi var.Daha zor, daha yavaş ve daha fazla siyasi irade gerektiren bir yol: karşılıklı bağımlılık.

Karşılıklı bağımlılık, uyum ya da çatışmasızlık anlamına gelmez. Rekabeti ortadan kaldırmaz. Ancak bu rekabetin mantığını değiştirir. Ülkeler ekonomik, siyasi ve toplumsal olarak birbirine bağlandıkça, çatışmanın maliyeti artar, itidalin teşviki güçlenir.

Gerilimler devam eder. Ama savaş:

  • daha zor meşrulaştırılır,
  • daha zor sürdürülür,
  • ve daha fazla karşılıklı zarar üretir.

Bu özellikle Ortadoğu gibi enerji kaynakları, ticaret yolları ve jeostratejik konumu nedeniyle sürekli dış müdahaleye açık bir bölge için kritik bir dönüşümdür. Daha entegre bir bölge dış baskılardan tamamen bağışık olmaz; ancak bu baskılara karşı daha dirençli hale gelir.

Stratejik Bir Çerçeve Olarak Bağımlılık

Uluslararası ilişkiler literatüründe karşılıklı bağımlılık, uzun süredir istikrar üretmenin bir aracı olarak görülür. Ticaret, yatırım, kurumlar ve ortak sistemler yoluyla ülkeler birbirine bağlandıkça, çıkarlar örtüşmeye başlar. Bu durum zamanla sadece hassasiyet değil, aynı zamanda ortak risk üretir.

Bu süreç, askeri gücün merkeziliğini ortadan kaldırmaz, ama onu yeniden konumlandırır. Güç sadece zorlayıcı kapasiteyle değil, aynı zamanda etki, müzakere ve kurumsal tasarım yoluyla kullanılır.

Ortadoğu için bu bir idealizm çağrısı değil, bir gerçeklik tespitidir: Güvenlik artık yalnızca “diğerine karşı” değil, giderek daha fazla “diğeriyle birlikte” inşa edilmek zorundadır.

Kurumsal Eksiklik

Sorun şu ki, Ortadoğu’da bu tür bir karşılıklı bağımlılığı taşıyabilecek işlevsel bir bölgesel yapı yok.

Arap Ligi siyasi bir platform sunar, ama koordinasyon kapasitesi sınırlıdır. İslam İşbirliği Teşkilatı daha geniştir, ama bu genişlik etkinliği azaltır. Körfez İşbirliği Konseyi daha dar bir çerçeve içinde yapılandırılmıştır, ancak alt-bölgesel kalır ve kendi iç gerilimlerinden bağımsız değildir.

Gerçek bir dönüşüm için, bu yapıların ötesine geçen, zaman içinde genişleyebilen ve farklı aktörleri kapsayabilecek bir çerçeve gerekir. Bu çerçeve başlangıçta kapsayıcı olmak zorunda değildir; önemli olan, kademeli olarak kapsayıcılığa doğru ilerleyen inandırıcı bir yön sunmasıdır.

Bir Tercih Anı: Savaşın Ötesi

İran savaşının ertesi günü bir planla gelmeyecek. Ama bir fırsat penceresi açacak.

Savaşlar nadiren kendi başına belirleyicidir. Belirleyici olan, sonrasında ne yapıldığıdır. Bu nedenle, bölge bu savaşı bir başka geçici kriz olarak görüp aynı döngüyü yeniden üretebilir. Ya da bu savaşı, mevcut düzenin ne kadar maliyetli ve sürdürülemez olduğunu gösteren bir kırılma anı olarak değerlendirebilir.

Ortadoğu mevcut parçalanmış yapı içinde kalırsa, bir savaşın bitişi sadece bir sonraki döngünün başlangıcı olur. Ancak bölge, sabırla ve stratejik bir yaklaşımla karşılıklı bağımlılık inşa etmeye başlarsa, çatışmanın kaçınılmaz olduğu bir coğrafyadan, ortak çıkarların giderek belirleyici olduğu bir düzene doğru evrilebilir.

İlk seçenek daha kolaydır. İkincisi ise liderlik gerektirir.

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

Etiketler: Arap Ligi, Hürmüz, İran Savaşı, İslam İşbirliği Teşkilatı, Körfez İşbirliği Konseyi, Ortadoğu

OKUMAYA DEVAM EDİN

ABD’yle İsrail-Hamas üzerine ayrım derinleşiyor
Suriye sahasında üstünlük, hatalı siyaseti örtecek mi?
Erdoğan ABD’ye uçarken henüz Biden randevusu yoktu
  • İran Savaşı Sonrası: İstikrarsızlık Döngüsü mü, Karşılıklı Bağımlılık mı?6 Nisan 2026
  • Erdoğan-Zelensky Görüşmesinden Şara Çıktı ve Açıklanmayan Bir Ayrıntı6 Nisan 2026
  • Küresel Enerji Krizinde Türkiye Aktif Oyuncu Olabilir mi?5 Nisan 2026
  • Özel’in “İmamoğlu Hapiste. Yerine Cumhurbaşkanı Adayı Lazım” Sözleri4 Nisan 2026
  • NATO’nun Kimlik ve Yön Krizinde Türkiye’nin Konumu4 Nisan 2026
  • Londra’nın Hürmüz Hamlesi: Starmer Ne Hedefliyor?3 Nisan 2026
  • İBB Davasında Ara Karar: 18 Tahliye, Başkanların Tutukluluğu Devam Ediyor3 Nisan 2026
  • CHP’nin Ara Seçim Önerisinin İki Ciddi Riski ve İmamoğlu’nun Durumu3 Nisan 2026
  • Ankara, İran Savaşı’nın Sünni-Şii Çatışmasına Dönüşmesi Endişesinde2 Nisan 2026
  • Hürmüz Asya’nın Şah Damarıysa, Malakka Onun Boğazıdır1 Nisan 2026
Haberler arşivinde arama yapın...

Siyaset

Ekonomi

Hafıza Kartı

Hayat

Arşiv

English

Hakkımızda

Künye

Yazarlar

Yardım

Reklam & İşbirliği

Bize Ulaşın

tbtcreative.com | UFKZDN © 2024 yetkinreport.com

Kurumsal Bilgiler     ·      Yardım     ·      Kullanıcı Sözleşmesi     ·      Yasal Çekince

TOP