

Türkiye’nin geliştirdiğini ilan ettiği 6000 km menzilli “Yıldırımhan” kıtalararası balistik füzenin (ICBM) Türkiye’nin değişik yerlerinden fırlatılması durumunda erişebileceği bölgeleri gösteren, “Gemini” yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış, tahmini harita.
İstanbul’da 5 Mayıs’ta başlayan SAHA fuarının en büyük sürprizi kıtalararası balistik füze (ICBM) imalatı aşamasına geldiğini açıklaması oldu. 3 tonluk savaş başlığını 6 bin kilometre öteye fırlatma kapasitesine sahip olduğu açıklanan “Yıldırımhan” füzesinin maketi, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in de bulunduğu bir törenle açıklandı.
10 Yıllık Çalışma Ürünü

MSB Ar-Ge Müdürü Nilüfer Kuzulu.
Füze, Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) Merkezi tarafından tasarlanmıştı. MSB’nin Ar-Ge Merkezi ilk kez 2025 IDEF Fuarı’nda haberlere konu olmuştu. Kamuoyu, Merkezin Başkanı Nilüfer Kuzulu’yu da ilk kez o zaman, termobarik (ısıyla düştüğü yerdeki etki alanında havayı tüketen) “Gazap” ve toprağa nüfuz edip sığınak delen “Hayalet” bombalarını tanıtırken tanımıştı. Bombaları tasarlayıp imal edilmesini sağlayan MSB Ar-Ge ekibinin başında makine mühendisi Kuzulu vardı. Gazap önemliydi, çünkü bu kapasitede bir termobarik bombayı o zamana da üreten sadece ABD, Rusya ve Çin vardı; İran ve Hindistan daha düşük kapasiteli modeller üzerinde çalışıyordu.
Türkiye’nin ICBM tasarım ekibini de yöneten Kuzulu, 10 yıldır bu proje üzerinde gizli bir çalışma yürüttüklerini söylüyor.
SAHA Fuarında sergilenen bir makettir; yetkililer yakında ilk test sonuçlarının da açıklanacağını söylüyor. Halen silahlı kuvvetlerinin elinde ICBM olduğu bilinen 8 ülke var: ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere, Hindistan, İsrail ve Kuzey Kore; Türkiye dokuzuncu olacak.
Kıtalararası Balistik Füzenin Siyasi Anlamı
Kıtalararası balistik füze (ICBM) sahibi olmak o ülkenin kendi komşuluk sınırlarını aşan siyasi-askeri iddiaya sahip olması anlamına geliyor. Örneğin Kuzulu, dünyada roket yakıtı olarak nitrojen tertroksit üretebilen çok az sayıda ülkeden biri olduğumuzu gösterdiklerini vurguluyor.
Nitekim, az önce saydığımız 8 ülkeden ilk beşi zaten Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin veto yetkisine sahip 5 daimî üyesi.
Menzili 5500 kilometreden fazla olan füzeler ICBM sayılıyor. Bu ölçü Soğuk Savaş sırasında ABD ile Sovyetler Birliği arasında stratejik önemde en kısa mesafe olarak saptanmış.
Dolayısıyla ICBM sahibi olmak demek, o ülkenin komşularını aşan tehditler görüp iddia sahibi olması anlamına geliyor. Örnek vermek gerekirse, Pakistan nükleer bomba sahibi ama ICBM’si yok; Hindistan, İran, Afganistan ve Körfez’deki Arap ülkelerini kapsayan balistik kapsama alanına sahip orta menzilli füzeleri var. (Bu arada Pakistan’ın Türkiye’den Gazap bombası almak istediği haberleri çıkmaya başladı.)
Türkiye’nin 6000 km menzilde ICBM sahibi olduğunda muhtemel kapsama alanı ise Avrupa’nın tamamını, Asya’nın ve Afrika’nın büyük bölümünü kapsıyor. Türkiye’nin sadece komşularından gelebilecek tehditlere karşı, Yunanistan’dan İran’a, Rusya’dan İsrail’e erişebilecek Tayfun füzeleri zaten var.
Yıldırımhan İle Verilen Mesaj
Kıtalararası balistik füze çıkışıyla verilen mesaj, bu füzenin mutlaka kullanılabileceği mesajından çok bu teknolojinin artık Türkiye’de Türk mühendisleri tarafından üretilebildiği mesajıdır.
Türkiye’nin nükleer silahı yok, ama örneğin ne nükleer ne kimyasal sınıfa giren termobarik “Gazap” bombasıyla, kitle imhasına da yol açmadan hedef etrafındaki 200-300 metreyi savaş dışı bırakmak mümkün; farklı bir birleşim. Bu akla Türkiye-Pakistan işbirliğinin farklı birleşimlerini de getiriyor.
Bu birleşim 5-7 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesi Türkiye’nin Avrupa açısından rolünü, özellikle de AB’deki Türkiye karşıtı lobi bakımından düşündürmesi gereken bir gelişme.
Füzeye Yıldırımhan adı verilmesi de ilginç. Türk tarihinde Yıldırım lakaplı bir Sultan var, Birinci Beyazıt, Yıldırım Beyazıt, 1402 Ankara Savaşı’nda Timur’un Moğol ordusuna yenilmesi en büyük askerî-siyasi travmalardan sayılır.
Devamı Gelecek Gibi
MSB Ar-Ge Müdürü Nilüfer Kuzulu’nun kıtalararası balistik füze projesine başlama tarihi olarak verdiği 2016’ya döndüğümüzde Türkiye’nin son on yıllardaki en büyük siyasi ve askeri travması olan 15 Temmuz 2016 darbe girişimini bulabiliyoruz.
Bu Türkiye’nin ABD ve NATO ilişkilerini “stratejik özerklik” rotasına çevirmesinin dönüm noktasıdır. Ne kadar isabetli bir karar olduğu hâlâ tartışılsa da Rusya’dan S-400 füzesi alınmasından Suriye/PKK siyasetinin değişmesine, askeri sanayi projelerinin sivil rekabete açılarak çeşitlendirilip desteklenmesine dek pek çok kararın başlangıcı da 2016 oldu.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Çelik Kubbe” gibi yerli hava savunma sistemleri ile birlikte ICBM projesine de bu yıl onay verdiği anlaşılıyor.
Yıldırımhan, Türkiye’nin son on yılda ürettiği silah sistemlerinin devamının geleceğini de gösteriyor.


