Gece gündüz Türkiye Müzik sanat kitap yemek sinema: Müzik ve sanat festivallerinden kitaplara, arkeolojiden yemek kültürüne, sinemadan sokaklara dek Türkiye’nin zenginliklerine dair yazılar.
Tıpta uzmanlık derneklerinin oluşturduğu Türk Tabipleri Birliği-Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu (TTB-UDEK) ve Uzmanlık Dernekleri, hasta sayısı ve can kaybının her geçen gün arttığı COVID-19 salgınıyla ilgili bir uyarı yayınladı. Sekiz maddelik ortak bildiride “Salgın Ağırlaşıyor, Tükeniyoruz! Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Toplumun Sağlığının Garantisidir” denildi. 28 Ağustos 2020 tarihli bildirgede, TTB ve Uzman Dernekleri, sağlık sisteminin salgın
Dün Ankara’da bir doktor arkadaşım, Covid tanısı konup ilaç verilerek evine gönderilen, ama evde durumu ağırlaşan bir yakınına yoğun bakım yatağı bulmak için nasıl endişe içinde hastane hastane boş yer araştırdıklarını anlattı. Sonunda neyse ki küçük bir hastanede, tanıdığı bir başhemşirenin de yardımıyla bir yer bulunabilmiş. Telefonda bunları dinlerken, şehrin merkezi yerlerinden birinde sokaktaydım. Duyduklarımla
Covid-19 virüsünün daha fazla yayılmaması için verdiğimiz zorlu mücadelenin 6. ayındayız. Bu salgın, daha doğrusu bu salgınla mücadele kapsamında alınan kararlar sebebiyle, ekonomi başta olmak üzere pek çok sektörde kaçınılmaz olarak ödediğimiz ve ödeyeceğimiz bedelleri, geç kalmış olsak da tartışmaya başladık. Ancak neyi en az tartışıyoruz biliyor musunuz? Diğer hastalıklara ne olduğunu. Sonda söyleyeceğimi de
11 Ağustos günü dünyadaki bütün haber ajansları Putin’in bir basın toplantısını verdiler. Yok, konu Ortadoğu’daki çatışmalar, ya da dünya ticareti üzerine restleşmeler değildi. Karşımızda o alışkın olduğumuz kendine güvenen ve zengin, akıcı bir dille konuşan Putin de yoktu. Yerine oldukça gergin, kelimeleri ve alışkın olmadığı terimleri birbirine bağlamaya çalışan ve sık sık elindeki notlara bakan
Basınımız düğün ve Covid haberlerini seviyor. Şöyle bir tarama yaptığınızda damatla gelinin düğünde virüs kaptığı hikayesinden başlayarak ilginç bir dünyaya giriyorsunuz. Ama benim favorim Bursa’dan yerel Yeni Dönem gazetesine referansla “az okunan ama ana akım denen” gazetelere “kaynana düğüne katılanları yaktı” şeklinde düşen haber. Haberin, filyasyon ekiplerinde çalışanlara dayanarak iddia ettiğine göre PCR testi pozitif
Bir yandan korona yeniden canlanmış, hastaneler dolmuş, okulların açılıp açılmayacağı belli değil. Diğer yandan borsanın küçük bir kıpırdanışında, ortada ABD ile yeni bir kriz de yokken dolar yeniden 7 liraya dayanmış. Dış politikada takışmadığımız ülke sayısı giderek azalıyor. Aranızda belki “siyaset zaten her şeye müdahale ediyor, futbola da etmiştir, bunu mu konuşacağız?” diye kızanlar olacaktır.
Sizi bilmem ama ben akşamları gösterilen yeşil slaytları izlemeyi çoktan bıraktım. Bu slaytlarda gösterilen sınırlı sayıda veriden vaka sayıları diye gösterilen rakamların salgının gidişatı hakkında bir fikir vermekten uzak olduğunu geçen yazımda gerekçeleriyle anlatmıştım. Bir süre yoğun bakımlara yatış sayılarını toplayıp çıkararak salgının hızı konusunda dolaylının dolaylısı bir fikir sahibi olmaya çalıştım. Sonunda Sağlık Bakanı
29 Temmuz sabahına sosyal medya düzenlenmesinin yasalaştığı haberiyle uyandık. Sağ olsunlar, iktidar ve destekçisi partinin millet vekilleri bizi koruma ve kollama görevlerini çok ciddiye aldıkları için sabahlayıp güne yepyeni bir mutluluk ile başlamamızı sağladılar. Şöyle bağırmak istiyorum; Sansüre özgürlük! Yaşasın Yasaklar!Elbette benim sade bir vatandaş olarak onlardan sabahlamalarını beklediğim tek konu zaten 400000 adet yasaklı
Türkiye’de artık her gün binlerce irili ufaklı sosyal medya mahkemesi kuruluyor. Milyonlarca insan adaleti sosyal medyada arıyor. Bunun pek çok sebebi var. Öncelikle eğer bir hashtag “trend topic” olur ve orada uzun süre kalmayı başarırsa gündemi belirliyor. Gündemi belirleyen hashtag ise tüm toplum kesimleri tarafından daha çok dikkate alınıyor. Daha çok dikkate alınan konu ise
Geçtiğimiz günlerde sosyal medya ve yazılı basında çıkan haberler ve bazı resmî kurumlar ile doğa korumacılardan gelen yoğun tepkiler neticesinde, avcılık tehdidine rağmen, Tunceli’de doğa gerçek sahiplerine kaldı. “Hızır’ın davarı” olarak isimlendirilen dağ keçileri için av ihalesi iptal edildi. Kontrolsüz avcılığa kapı açan yanlış kararların önüne geçilmeye başlandı. Böylece insanın neden olduğu, içinde bulunduğumuz bu









