Enerji politikaları artık bir üretim meselesi değil, bir gelecek meselesi. İklim krizinin soyut bir risk olmaktan çıkıp ekonomik, siyasi ve stratejik kararları doğrudan şekillendirdiği bir eşikteyiz. Bu nedenle enerji politikaları yalnızca çevre başlığı altında değil; güvenlik, ekonomi ve egemenlik ekseninde yeniden yazılıyor. Davos 2026 Dünya Ekonomik Forumu’nun verdiği temel mesaj da buydu: Enerji tartışması, kaynak
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 25 Eylül’de Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesi sırasında imzalanan 20 yıl vadeli LNG anlaşması, Türkiye’nin enerji-jeopolitik dengesinde yeni bir sayfa açtı. BOTAŞ’ın ABD kaynaklı doğal gazı pazarlayan şirketlerle yaptığı bu anlaşma yalnızca uzun vadeli enerji arzı değil, Türkiye’nin Rusya’ya bağımlılığını azaltma, enerji sepetini çeşitlendirme ve jeopolitik özerkliğini artırma kararlılığının
Uzun yıllar boyunca Çernobil (1986) ve Fukuşima (2011) kazalarının gölgesinde kalan nükleer enerji, bugün enerji güvenliği, karbon nötr hedefleri ve fosil yakıt bağımlılığını azaltma çabaları doğrultusunda küresel gündemin üst sıralarında yer alıyor. Özellikle şu gelişmeler, nükleer enerjiyi 21. yüzyılın temel enerji kaynaklarından biri haline getirme potansiyeline sahip: • Avrupa’daki enerji krizi ve Rusya-Ukrayna savaşının derinleştirdiği



