Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 9 Aralık’ta TRT’de Libya hükümetinden talep gelmesi halinde Türkiye’nin asker gönderebileceği yolundaki sözleri üzerine dünyanın dikkati Suriye’nin yanı sıra Libya krizine döndü. Bunu 14 Aralık’ta “16 yaşından küçük ve 55 yaşından büyük” Libya vatandaşlarına vize muafiyeti tanıyan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi izledi. Bu durum, adeta silahaltına alınamayacak sivillerin tahliyesine kapı aralıyor, Suriye’den sonra Libya’dan da Türkiye’ye bir mülteci dalgasının mı geleceği sorusunu akla getiriyordu. Fiilen ikiye bölünmüş Libya’nın (BM tarafından tanınan) Ulusal Mutabakat Hükümetinin başındaki Fayez Al Sarraj kontrolünde bulunan başkent Trablus, iki gün önce, 12 Aralık’ta isyancı Khalifa Haftar’ın Libya Milli Ordusu güçlerince kuşatmaya alınmıştı. Erdoğan’ın 15 Aralık’ta (ikiye bölünmüş Libya’nın BM tarafından tanınan) Ulusal Mutabakat Hükümetinin başı Fayez Al Sarraj ile İstanbul’da Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakatı imzalayıp 16 Aralık’ta bunu yasalaşması üzerine Meclis’e gönderince durum ciddiye bindi.
Mutabakat, Volkan Bozkır başkanlığındaki Meclis Dışişleri Komisyonunda, sunumu Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakçı’nın yaptığı bir oturumda ele alındı. Sunum sonrasında basına kapatılan Komisyon toplantısında sert tartışmaların ardından CHP, İYİ Parti ve HDP’nin karşı oylarına rağmen AK Parti ve MHP oylarıyla kabul edildi.
Bu arada uluslararası diplomasi Almanya ve Rusya merkezli olarak hareketlendi.

Putin Libya’da da başrolde

Meclis Komisyonunda tartışmalı oturumun yaşandığı gün Almanya Şansölyesi Angela Merkel, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i aradı. Merkel, Almanya’nın Eylül 2019’da ortaya attığı ve Libya’da çatışan tarafları bir araya getirip uzlaştırma amacını taşıyan “Berlin Süreci” için Putin’in desteğini istiyordu.
Rusya, sadece Suriye değil, Libya ihtilafında da kilit roldeydi; Putin, terörist saydığı Müslüman Kardeşler örgütüne savaş açan Haftar’ı destekliyordu. Haftar’ın Trablus’a saldırısını durdurabilecek kişilerin başında Putin geliyordu çünkü.
Haftar’ın destekçileri arasında, hepsi Müslüman Kardeşleri terörist sayan Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri de vardı. İşin ilginç yanı, Sovyetler Birliği döneminde Moskova’daki Frunze Askeri Akademisinde kurmaylık eğitimi alan Haftar’ın daha sonra ABD’ye gitmiş ve CIA merkezinin de bulunduğu Langley’de yirmi yıl yaşadıktan sonra ABD vatandaşlığı da almış olmasıydı. Buna karşı açıkça Sarraj’a açıkça destek olan ülkeler, Türkiye ve Katar’dı.
Putin, Merkel’in Libya için Berlin Sürecine destek çağrısına olumlu yanıt verdi. Böylece 2011’de ABD ve AB tarafından Libya krizinde devre dışı bırakılmasının yanıtını masada yer alan değil, masayı kuran kişi olarak veriyordu.
Ertesi gün, 17 Aralık’ta, Putin’i iki lider daha, hem Libya, hem Suriye’yi konuşmak üzere aradı. Bunlar, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu. Sürpriz gelişme, Putin’le görüşmesi ardından Erdoğan’ın da Merkel’in girişimine destek vermesiydi. Macron ise zaten daha önce bu desteği vermişti. Şimdi, Erdoğan ve Putin’in 8 Ocak’ta İstanbul’da TürkAkım doğal gaz hattı töreni dolayısıyla görüşmesi ardından Berlin’de bir Libya Konferansı toplanması bekleniyor.

Asker gönderme tartışması

Tartışma Sarraj’ın 27 Kasım’da İstanbul’a gelip Erdoğan ile Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması mutabakatını imzalaması ardından başladı. Anlaşma önce, biraz da Yunanistan’da Kyriakos Mitsotakis hükümetinin çıkışlarıyla, Türkiye ile Kıbrıs etrafındaki doğal gaz ve petrol aramaları anlaşmazlığı çerçevesinde görüldü. Türkiye’nin Ege sahil şeridine hapsedilme girişimlerine karşı Akdeniz’de çıkış aradığı doğruydu. Ayrıca Ankara, Haftar güçlerinin Kıbrıs üzerine oluşan Mısır-Yunanistan-İsrail ittifakı doğrultusunda Türkiye’nin Akdeniz çıkışını engelleme çabasında olduğuna inanıyordu. Anlaşmanın 8 Aralık’ta yürürlüğe girmesinden bir gün sonra Erdoğan’ın asker gönderme ihtimalinden söz etmesi ve 15 Aralık’taki askeri işbirliği anlaşması, tartışmayı Meclis’e taşıdı.
Bunun öncesinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun anlaşmanın doğrudan asker göndermeyi içermediğini, ancak karşı taraftan talep gelirse Meclis’ten ayrı bir izin isteneceğini söylemesine rağmen, muhalefet temsilcileri –Komisyon Başkanı, deneyimli diplomat Volkan Bozkır’ın basına kapattığı bölümde- sert sözlerle karşı çıktılar. Her ikisi de deneyimli diplomatlar olan CHP’li Ünal Çeviköz ve İYİ Partili Aydın Sezgin, Libya krizinin Suriye’dekinin aksine Türkiye’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturmadığını, Türkiye’yi Libya iç savaşının tarafı haline getireceğini söylediler. CHP ve İYİ gibi HDP de karşı oy kullandı. MHP lideri Devlet Bahçeli ise 17 Aralık’ta yaptığı yazılı açıklama ile Erdoğan’ın asker gönderme kararını alması halinde de desteğinin süreceğini vaat etti.

SADAT ve “sivil ordu” tartışması

Meclis’e sunulan anlaşmada “sivil” unsurlardan söz etmesi muhalefet sözcülerinin Erdoğan hükümetinin Türk Silahlı Kuvvetleri yerine Libya’ya gayrı resmî milis birlikleri mi göndermeyi planladığını sormasına yol açtı. Erdoğan’ın 10 Aralık’ta Bilkent’teki bir toplantıda, “asker mi gönderileceği” sorusu üzerine Rusya’nın Libya’da özel güvenlik şirketi elemanlarının bulunduğundan, talep olursa bu tür “elemanlar” gönderilebileceğinden söz etmesi bu soruları güçlendiriyor. Erdoğan isim vermese de Irak işgali sırasında –ağır insan hakları ihlallerine yol açan- Amerikan Blackwater gibi, ya da Ukrayna krizinde görülen Rus Wanger gibi özel güvenlik şirketleri, ya da yaygın deyimle “sivil orduları” ima ettiği Ankara’da konuşuluyor.
Bu çerçevede Uluslararası Savunma ve Danışmanlık Şirketinin (SADAT) adı geçti. SADAT’ın kurucusu, halen Cumhurbaşkanlığı Baş Danışmanı sıfatıyla, Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Kurulunda yer alan, emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi idi. SADAT adı daha önce Suriye’de Beşar Esad rejimini yıkmak için silahlanan Özgür Suriye Ordusuna (ÖSO) askeri eğitim verilmesi konusunda geçmişti. Ancak Tanrıverdi, SADAT’ın özel birlik kurmadığını, buna karşı olduğunu, sadece askeri eğitim ve danışmanlık işleri üstlendiğini söylüyor. Bununla birlikte Tanrıverdi’nin gerekirse Libya’ya bu tür özel milis güçlerinin gönderilmesinden yana olduğu hükümet yanlısı medyada yer alıyor.

Arap medyası Haziran sonunda bir grup Türk askeri personelinin Haftar güçlerince tutuklandığını öne sürmüş, Dışişleri Bakanlığı bunu yalanlayarak 6 sivil Türk gemicisinin alıkonulmasını protesto etmişti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Türk vatandaşlarının derhal serbest bırakılmaması haline alıkoyanların Türkiye’nin “meşru hedefi” haline geleceği uyarısında bulunması ardından siviller serbest bırakılmıştı.

Hükümetin Türkiye’yi Libya iç savaşında taraf olmaktan sakınması, Suriye’den sonra bir de Libya’dan gelecek göç dalgası ve güvenlik risklerine yol açacak adımlardan kaçınması ve sorunun diplomasi yoluyla halline odaklanmasında yarar var.

Bir Cevap Yazın