Avatar

Gazeteci-Yazar

Metal işçilerinin 19 Ocak’ta Bursa’da yaptığı mitingten bir görüntü. KHAS araştırmasına göre toplum ekonomi kaynaklı olanları en önemli sorun olarak görüyor.

Türkiye’nin son yıllarda gördüğü en geniş katılımlı işçi mitingi 19 Ocak’ta otomotiv sanayiinin merkezi Bursa’da yapıldı. Türk-İş’e bağlı Türk Metal sendikası 130 bin işçiyi kapsayan toplu iş görüşmelerinde ekonomik zorluklara karşı durabilmek için resmî enflasyon oranı yüzde 8’in üzerinde zam istiyor. Elbette yalnızca bu mitingden yola çıkarak siyaseti de etkileyecek bir dip dalgadan söz etmek mümkün değil ama görmek isteyenler için başka alametler de belirdi. Kadir Has Üniversitesinin (KHAS) 16 Ocak’ta açıkladığı “Türkiye Eğilimleri – 2019” araştırması önemli veriler sunuyor.
Öncelikle “kutuplaşma azaldı” iddialarına karşı, ankete katılanların yarısının (%50,8) ülkede kutuplaşma olduğuna inandığını söylemesiyle başlayalım. Çalışmaya göre kutuplaşmanın ekseninde de değişiklik var. Kutuplaşma ekseni olarak laik-dindar zıtlığı hala ilk sırada ama bir önceki yıla göre yüzde 51,8’den, yüzde 43,5’e düşmüş. İkinci sıradaki sağ-sol kutuplaşması da yüzde 27,1’den yüzde 24’e azalmış. Buna karşın bir önceki yıl dördüncü sırada olan zengin-fakir çelişkisi, yüzde 13,7’den yüzde 20,5’e çıkarak üçüncü sıraya yerleşmiş.
Zaten en önemli sorun sorusuna ilk sırada verilen “terör” yanıtına rağmen onu izleyen hayat pahalılığı, işsizlik, enflasyon gibi yanıtları topladığınızda, ekonomi kökenli sorunlar yüzde 41,6 ile açık ara ilk sırada görünüyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın AK Parti hükümetinin ekonomi politikasını başarılı bulanların oranı yüzde 31,4 iken başarısız bulanlar yüzde 34,1; bu durumda birinciliği yüzde 34,5 ile bu soruya net yanıt vermek istemeyenler alıyor.
Bu tablo, rakamların ayrıntılarına girerek siyasette değişen dengelere bakmamızı gerekli kılıyor.

MHP, AK Partiden daha Erdoğancı

Örneğin, AK Partililerin yüzde 33,8’i ekonomi politikalarını “başarılı” bulurken, MHP’lilerde bu oran yüzde 40,9 çıkmış; belirgin bir fark. Yani ankette hükümetin başarı ortalamasını yükselten MHP’liler olmuş. MHP’lilerin ekonomik durumunun bu dönem diğer vatandaşlardan, ya da AK Partililerden daha iyi seyrettiği yolunda bir çalışma mevcut değil; o halde bu durumu MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verdiği siyasi ve ideolojik desteğe başlamak daha akla yakın görünüyor. Ve Bahçeli’nin MHP tabanındaki hakimiyetine… KHAS çalışmasının ekip başı Prof. Dr. Mustafa Aydın, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini kast ederek “Başkanlık MHP’ye yaradı” diyor.
Bu durum yalnızca ekonomi politikasıyla sınırlı değil. Örneğin dış politikayı başarılı bulan MHP’lilerin oranı yüzde 45,4 iken, AK Partililerin oranı yüzde 43,4’de kalmış. Dış politikayı başarılı bulma ortalaması yüzde 28,5. Başarısız bulan yüzde 33,2 çıkmış; burada da birincilik yüzde 38,3 ile net yanıt vermeyenlerde; bu da dikkat edilmesi gereken bir durum.
Aynı tablo hükümetin terörle mücadele programında da görülüyor. AK Partililerin terörle mücadeleye desteği 2018’den 2019’a yüzde 70,7’den yüzde 52’ye düşerken, MHP’lilerin desteği yüzde 41,1’den, yüzde 43,2’ye yükselmiş. Dahası, en büyük sorun olarak ekonomi kökenli sorunları gösteren coğrafi bölgeler, terör saldırılarından en az etkilenen, ancak milliyetçi ideolojinin daha güçlü olduğu İç Anadolu ve Karadeniz bölgeleri olmuş. Neredeyse dış politika ve terörle mücadelede Erdoğan’ın AK Partililerden çok Bahçeli’nin MHP’lilerini memnun ettiğini söylemek mümkün görünüyor.

Bugün seçim olsa ama bir de…

KHAS çalışmasında, “Bugün seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusuna, yüzde 10,4 kararsızlar da dağıtıldığında verilen yanıt, yüzde 40,2 AK Parti, yüzde 33,0 CHP, yüzde 9,2 HDP, yüzde 8,3 MHP ve yüzde 8,1 İYİ Parti olmuş. (Çalışma yapılırken Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisinin henüz kurulmamış olduğunu söyleyelim.)
Yani Erdoğan-Bahçeli önderliğindeki “Cumhur İttifakı”nın toplamı, bu çalışmaya göre yüzde 48,5’te kalıyor ve Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesi için gerekli olan yüzde %50 artı 1 oy eşiğinin altında kalıyor. Öte yandan Kemal Kılıçdaroğlu ve meral Akşener önderliğindeki CHP-İYİ “Millet İttifakı” oylarının toplamı da yüzde 41,1’de kalıyor. Özetle her iki cephe de kendi adayını cumhurbaşkanı seçtirmek için başka partilerle, gruplarla ittifaklar arayıp bulmak zorunda.
Bu durumda, ittifaklar arası geçişgenlik ve yakınsama ile “ikinci parti” tercihlerine bakmak gerekiyor; yani seçmenin kendi partisi olmazsa hangi partiye oy vermeyi düşüneceğine.
AK Partililerin ikinci parti tercihi yüzde 56,4 ile MHP. MHP’lilerin ikinci parti tercihi ise AK Parti ama oran yüzde 44,6; arada yüzde 12’ye yakın fark var. Diğer deyişle, Bahçeli fikir değiştirdiği anda çözülmeye daha yakın duran bir ittifak ilişkisi var. Oysa CHP’lilerin ikinci tercihi yüzde 41,6 ile İYİ parti, İYİ Partililerinki de yüzde 44,6 ile CHP olmuş; yani ittifakı benimseme, yakınsama daha fazla görünüyor.

Bir yanda HDP, bir yanda MHP

Peki, hala üçüncü parti konumunda, ama Meclis’e girmek için gereken yüzde 10 barajının biraz da olsa altında görülen HDP’de durum ne? HDP’lilerin ikinci parti tercihi yüzde 59,8, neredeyse yüzde 60 oranıyla CHP görünüyor. HDP’lilerin en az tercih belirttikleri “ikinci parti” ise, MHP’nin dahi gerisinde AK Parti olmuş. Yani, Erdoğan, belki yasadışı PKK’nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan ile yeni bir dolaylı görüşme süreci başlatmazsa, HDP oylarından bir geçişgenlik sağlayamayacak gibi görünüyor. O da Bahçeli varken zor görünüyor, siyasette hiçbir şey imkânsız olmasa da, çok zor görünüyor.
Dolayısıyla rakamlar, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını korumak için Bahçeli’ye mecburiyetini gösteriyor. Dolayısıyla, Erdoğan dış politika ve terörle mücadelede Bahçeli’ye daha çok kulak vermek durumunda kalabilir. Buna karşılık Bahçeli’nin de hayat pahalılığı ve işsizliğin halkı ne kadar zorladığı konusunun gündeme gelmemesini sağlamak için çaba sarf edeceği tahmini yapılabilir. Son günlerde bütün gücüyle CHP lideri Kılıçdaroğlu’na yüklenmesi, sadece İYİ Parti ve Akşener’le ittifakını bozmak amacına değil, gündemi ekonomik zorluklardan kaydırma amacına da bağlanabilir.
Ancak siyasetin gündemi nereye kayarsa kaysın, insanların geçim sıkıntısı ortada. Sosyal Güvenlik Kurumu 2014’ten bu yana çalışanların ne kadarının asgari ücretle çalıştığını açıklamıyor; tarihin cilvesine bakın ki o zaman muhalefet saflarında olan MHP milletvekilinin soru önergesiyle yüzde 40 olarak açıklanmıştı. Yani, en iyimser tahminle çalışanların en az yüzde 40’ı (DİSK’e göre yüzde 43’ü) –aslında istisna olması gereken- asgari ücretle çalışıyor. Yani 10 milyon küsur kişi ayda 2,340 lira 70 kuruş ile geçinmeye çalışıyor ve işsizlik korkusuyla ona da razı olmak durumunda kalıyor, ya da artık metal işçileri gibi sesini çıkarmaya başlıyor. Ekonomide yükselen bu dip dalga siyaseti etkilemez diyen varsa, o başka bir hesaptır.

Comments

Bir Cevap Yazın