Barçın Yinanç

Gazeteci-Yazar

3 Kasım’daki Viyana saldırısında dört kişi hayatını kaybetmişti. (Fotoğraf: Twitter)

Viyana’da 4 kişinin öldürülüp 15 kişinin yaralandığı 3 Kasım saldırısı sırasında çekilen videoda duyulan Türkçe sesler çoğu kişinin tüylerini diken diken etti. Saldırıları cihatçı Türkler mi gerçekleştirdi diye endişe edenler oldu. Neyse ki tersi çıktı. Saldırının geçtiği mekandaki Türkler risk alıp polise yardım bile etmişlerdi.

Avrupa’da “İslam adına” gerçekleştirilen saldırılarda kabak Türklerin başına patlayacak korkusu yaşanıyor.

Şimdilerde Covid-19’a karşı geliştirilen aşının mucitleri arasında iki Türk asıllı Alman vatandaşın çıkmasının yarattığı sevinç dalgasında bu korkunun payı hiç mi yok?

Macron’un kolaycılığı

Türklerin Avrupa’da bulundukları ülkelerdeki toplumla ilişkileri önümüzdeki dönem çokça baş ağrıtacak. Başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron olmak üzere Avrupalı liderler sorunun içerdeki nedenlerine yoğunlaşmak yerine, dışarıyı, misal Türkiye liderini hedef gösterme kolaycılığına kaçıyor. Bütün Müslümanların sözcülüğüne soyunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bu fırsatı kaçırmıyor. İki liderin konuyu içeride puan kazanmak için araçsallaştırması Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun aleyhine oluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söyleminde şiddete teşvik olmasa da bazılarının durumdan yanlış vazife çıkarması olasılığını hafife almamak lazım.

Ancak işin çok az konuşulan bir boyutu var ki bunun özellikle Fransa’da çok daha fazla gündeme getirilmesi gerekir. Fransa’da yaşayan Türkler arasında radikalleşme oranı son derece düşük olduğu gibi, aralarından Suriye’ye gidenlerin sayısı da çok az. Üstelik Fransız vatandaşı “yabancı terörist savaşçılar” (YTS) konusunda Ankara ile Paris arasında Fransız yetkililerin hiç şikâyetçi olmadığı tersine gayet de memnuniyet duydukları bir işbirliği gerçekleşiyor.

Polis ve istihbarat işbirliği

Yani Erdoğan’la Macron arasında sert açıklamalar uçuşurken, perde arkasında iki ülkenin polis ve istihbarat yetkilileri arasında iyi işleyen bir işbirliği mekanizması var. Hatta konuyu bilen bir kaynağıma göre Türkiye’nin bu alanda en iyi işbirliği gerçekleştirdiği ülkeler arasında Fransa var.

Aslına bakarsanız, Türkiye’den hiç hazzetmediğini açıkça söyleyen ve iktidara geldikten sonra Ankara’nın gerek Avrupa gerekse Fransa’yla ilişkileri sabote etmek için elinden geleni ardına koymayan Nicolas Sarkozy döneminde bile iki tarafın polis ve istihbarat örgütleri arasında iyi bir işbirliği mekanizması kurulmuştu.

Günümüzde YTS konusunda oluşturulan işbirliği mekanizmasının geçmişi ise 2014’e gidiyor.

Sabah cihatçı peşinde akşam çikolata şovunda

2013-2016 tarihlerinde Fransa’nın İstanbul konsolosu olarak çalışan Muriel Domenach’ın o dönemde Fransa’nın İstanbul Başkonsolosluğu Kançılarya Şefi olan ve 2017’de Kapadokya’da balon kazasında hayatını kaybeden Vincent Caumontat anısına yazdığı yazının zamanlaması daha iyi olamazdı.

Domenach Esprit dergisinin Kasım 2020 sayısında yayınlanan ve istihbarat çalışanlarına bir nevi saygı duruşu olarak görülebilecek yazısında Fransa-Türkiye-Suriye üçgenindeki cihatçı trafiği anlattı.

2014’te bir cihatçının Türk makamlarınca Fransa’ya yollandıktan sonra, Fransızlara bilgi verilmesine karşın uçaktan indikten sonra elini kolunu sallaya sallaya kayıplara karışmıştı. Domenach’ın yazısına göre bu gelişme üzerine dönemin İçişleri Bakanı Bernard Cazeneuve Türkiye’ye geldi ve YTS’lerin iadesine dair ilk mutabakata varıldı.  

Mutabakatın ardından İstanbul konsolosluğunda kendiliğinden teslim olan ya da Türkiye’nin sadece Türk topraklarında değil Suriye’de de yakaladığı cihatçılarla çok sayıda görüşme yapıldı.

Sabahtan akşama cihatçı avında akşamsa misal Fransız çikolatalarının tanıtımında boy gösteren Domenach bu durumu çok uzun bir süre devam ettiremedi. Aldığı tehditler nedeniyle Paris’e dönen Domenach 2017’de radikalizasyonun önlenmesi için bakanlıklar arasında kurulan komitenin başına geçti. Halen Fransa’nın NATO daimi temsilcisi olarak görev yapıyor.

Domenach yazısında Fransız gençlerinde ve kadınlarında yaşanan radikalizasyonun kendilerinde yarattığı dehşetli şokun altını çiziyor. Yazısından Fransızların kendi ifadesiyle “İslam’ın radikalleşmesi” ya da “Radikalleşmenin İslamileşmesini” önce reddetme sonra anlayamama-kavrayamama evrelerinden geçtiğini anlıyoruz.

Fransa’nın Müslüman topluluklarla yaşama sınavına dair bazı özeleştiriler de var tabii.

Her hâlükârda hemen altını çizelim Caseneuve mutabakatı hala yürürlükte ve iki tarafın da bu işbirliğinden memnun olduğu anlaşılıyor.

Ancak Paris-Ankara hattında ilişkilerin daha kötüleşmesi istenmiyorsa bu konunun zaman zaman işlenmesinde yarar var.