Türkiye ABD ile yeni anlaşma zemini arıyor

Gazeteci-Yazar

Türkiye’nin ABD ile yeni bir anlaşma zemini aradığına dair Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mavlüt Çavuşoğlu’dan gelen işaretler, Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın son sözleriyle daha belirginleşti. (Foto: Twitter/AKParti)

Türkiye Covid-19 salgınıyla değişimi hızlanan siyasi dengeler içinde ABD ile yeni bir anlaşma zemini arıyor; en azından Ankara’nın verdiği sinyaller o yönde.
ABD ile “daha eşit” bir ortaklık için bir süredir Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’dan gelen sinyaller, son olarak Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ifadeleriyle somutlaşmaya başladı.
İlginç olan bu işaretlerin Rusya ile Suriye başta olmak üzere hassas alanlarda gerilimin yeniden artmaya başladığı bir dönemde yapılıyor olması. Dolayısıyla taktik bir hamle mi, stratejik bir hamle mi olduğu konusunda erken yargıya varmamak gerekiyor. Rusya ve Suriye konusuna geleceğiz, ama Akar’ın ABD ile yeni ortaklık arayışı işareti sayılacak ifadelerine bakalım.
Akar, Sedat Ergin’in Türkiye-ABD ilişkilerine dair sorularını yanıtlarken şunları söylemiş:
“Türkiye bölgesinde ABD için güçlü, etkin ve güvenilir bir müttefiktir. Eğer ABD Ortadoğu coğrafyasında bulunacaksa Türkiye ile işbirliği yapması lazım. ABD’nin bölgede işbirliği yapacağı ülke biziz.”
Savunma Bakanı, Suriye ve Libya örneklerini vererek “Bizimle işbirliği yapmayınca ne olduğunu hep birlikte gördük” de demiş. “Amerika, Amerika gibi hareket etmeli” sözüyle Türkiye’nin ABD’ye hâlâ değer verdiğini göstermek istiyor.

Siyasi pazarlığa kapı açma girişimi

Önemli bir konu daha var Akar’ın vurguladığı ki bunu aylar önce daha örtülü bir şekilde Cumhurbaşkanı Güvenlik ve Dış Politikalar Danışmanı (ve sözcüsü) İbrahim kalın da söylemişti. Akar, hayli açık konuşmuş:
“ABD ile S-400 ya da F-35 meselelerini bir şekilde çözebiliriz. Ancak ABD, Suriye’de YPG ile bir ittifak içinde hareket ettiği sürece, bu ilişkilerin en önemli meselesi olarak kalır, ilişkilerde çok ciddi sıkıntılar yaşarız. Bu, ABD ile ilişkilerde birincil konumuzdur.”
Bu sözlerden üç sonuç çıkarabiliriz:
1- Ankara bir süredir kurduğu S-400/YPG denklemi somutlaştırmış,
2- Ankara’nın denklemi “Birincil konu Rusya’dan S-400 alımı” diyen Washington’un denklemiyle uyuşmuyor,
3-“Bir şekilde çözebiliriz” ifadesi ise de siyasi pazarlığa kapı açma isteğini gösteriyor.
Akar’ın devamındaki sözlerinden Türkiye’nin ABD ile yeni bir anlaşma arayışı doğrultusunda ilk adımı attığını gösteriyor. Bu adım, YPG konusunda ABD’ye belli bir “anlayış” gösterme adımıdır. Akar’dan aktaralım:
“YPG’nin terör örgütü olarak adını koyması lazım. ‘YPG ile taktik nedenlerle bir ittifak kurmak zorundaydık’ derseniz, bunu olumlu karşılamasak bile anlayabiliriz. Ama YPG’nin PKK olmadığını söylerseniz, bu bizim aklımıza hakaret etmek olur. ‘Bunu yapmayın’ diyoruz. ABD’nin TIR’lar dolusu yardım gönderdiği YPG ile ilişkisini kesmesi gerekiyor.”

S-400, F-35, Rusya, PKK ve Afganistan

Akar diyor ki, ABD, PKK’nın Suriye kolu YPG’yi Suriye’de IŞİD’e karşı “taktik” icabı kullandığını, ortak olarak görmediğini söylerse ve artık silah yardımı yapmayı keserse anlaşma imkânımız vardır. Ve belki bu çerçevede S-400/F-35 konusunun da “bir şekilde” çözülebileceğine inanıyor Ankara.
Hemen belirtelim, ABD yönetimi artık Türkiye’nin S-400 füzelerine sahip olduğu gerçeğini kabullenmeye başlamış görünüyor. Mesele artık ikinci parti S-400 teslimatına odaklandı. Ama Kongre’nin yaptırımlar yoluyla herkesi dize getireceği yolundaki algısı, dünya gerçekleriyle pek örtüşmüyor. Özellikle de Afganistan’dan çekilmeyle ortaya çıkan itibar kaybı bakımından.
Rusya eski belalısı Afganistan’da Çin ve Hindistan ile aynı safta görünüyor. Orta Asya’da siyasi İslamcı hareketlerin Afganistan’daki Taliban rejimiyle canlanması ihtimali hem Moskova hem Pekin’i rahatsız ediyor.
Ankara-Moskova geriliminin arttığı bir gerçek. Türkiye, Afganistan üzerinden ABD ile yakınlaşmaya başladığı sırada Rusya “İkinci S-400 teslimatı hazır olmak üzere” açıklaması yaptı. Ankara buna “Henüz değil, görüşüyoruz” diye ters bir yanıt verdi. O arada Çavuşoğlu, Kongre’den geçme ihtimali imkânsıza yakın olsa da, “Pahalı ama satarsanız Patriot da alabiliriz” dedi. İdlib civarında iki askerin şehit olmasıyla sonuçlanan saldırılar ardından 11 Eylül’de Suriye sınırına gitti ve usturuplu bir dille Rusya’yı “anlaşmalara uymaya çağırdı. (Bu arada saldırıların cihatçı örgütlerden geldiği yolundaki iddialar konusunda resmî açıklama yapılmadı, ama misilleme hedefi YPG mevzileri oldu.)
Rusya ile sadece Suriye değil, örneğin Türkiye’den yeni alımlarla İHA ve SİHA filosunu büyüteceğini duyuran Ukrayna konusunda da gerilim yaşanıyor. Türkiye’nin Karadeniz çıkarları Ukrayna ile ABD-Avrupa Birliği duruşuna daha yakın. Libya da bir sorun. Akar’ın ABD ile Libya’da işbirliği hatırlatması yapması da dikkat çekici.

ABD ile yeni anlaşma mümkün mü?

Ankara açısından mümkün. Türkiye, daha pek çok bölgesel güç gibi, Çin’in yükseldiği, Covid salgınıyla siyasi ve ekonomik dengelerin değiştiği yeni dünyada kendisine daha etkili yer arayışında.
Akar, ABD’ye 2014’te Kobani’de PKK ile değil bizimle işbirliği yapsaydınız biz de Rusya ile bu kadar yakınlaşmazdık demek istiyor. Aradan bir de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın arkasında açıkça ABD’yi gördüğü 15 Temmuz 2016 darbe girişimi var. Rusya geçtiğimiz günlerde yine o gece Erdoğan’a verdiği desteği hatırlattı.
ABD açısından Türkiye ile halen 1950’lerden kalan, NATO çerçevesinde yürüyen ilişkileri ikili düzeyde güncellemek istediği yolunda henüz bir işaret yok. Akar’ın sözlerinden de anlayabileceğimiz gibi, Türkiye Orta Doğu’da, Doğu Akdeniz’de, Karadeniz’de, Kafkaslar’da kendi dışlandığı oyunları bozma ve ABD’nin sorunlarını artırma potansiyelini kanıtladı son beş yıldır. Bu potansiyeli diğerlerine karşı birlikte kullanmayı teklif ediyor şimdi.
Tam da Erdoğan’ın BM genel Kurulu ve yeni Daimî Temsilcilik binasını açmak için ABD’ye gideceği günlerin öncesinde. ABD Başkanı Joe Biden’ın öyle bir programı henüz açıklanmış değil ama Erdoğan Biden ile yüz yüze görüşme isteğini defalarca dile getirdi.
Konuyu bir görüşmeye indirgemek istemiyorum, o kadar yüzeysel bakamayız. Ama Erdoğan’ın Türkiye’nin ABD ile ilişkileri güncelleyerek geliştirmesi isteğinin taktik bir hamle yerine stratejik bir tercih olup olmadığını görmek için biraz daha beklememiz gerekiyor.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...