Prof. Dr. Utku Perktaş, Hacettepe Üniversitesi, Biyoloji Bölümü öğretim üyesi.
Neptün topları denizlerdeki kirliliğin görünmeyen yüzünü bir ayna gibi bize gösteriyordu; üstelik Akdeniz’in en önemli türlerinden biri aracılığıyla. Deniz, adeta atıklarımızı bize iade ediyordu. Biyoçeşitlilik belli ölçüde bu yükü hafifletmeye çalışıyor, ama gücü bir yere kadar. Türkiye’de yapılan çalışmalar ise Akdeniz’deki mikroplastik kirliliğinin yansımalarını bu kez soframızdaki tuz ve balık aracılığıyla gözler önüne seriyor.
Akdeniz’in sığ kıyılarında yürürken, dalgaların ayaklarınızın dibine bıraktığı yosun parçaları arasında farklı bir şeye rastlayabilirsiniz. Avuç içi büyüklüğünde, lif lif sarımtırak toplar… İlk bakışta sıradan yosun gibi görünebilir, oysa bunlar Neptün’ün armağanı olan Posidonia oceanica türünün oluşturduğu deniz çayırlarının ölü yapraklarından doğan “Neptün toplarıdır.” (*) Fakat bu topların içi artık doğal değil; insanın ardında bıraktığı
Sık sık büyük yangınların, sellerin, fırtınaların fotoğrafları giriyor hayatımıza. O anlarda hepimiz bir şeylerin yanlış gittiğini hissediyoruz, sonra unutuyoruz. Bu davranışımız bile mevsimsellik gösteriyor. Orman yangınlarını yaz aylarında anımsıyoruz; kış gelince aşırı yağışlar ve seller çıkıyor karşımıza. Her biri manşet olsa da mevsimsel olarak hatırlanıyor ve unutuluyor. Oysa asıl değişim çoğu kez bu manşetlerin gölgesinde,
2025 yazı, Akdeniz coğrafyası için yeni bir kırılma noktası oldu. Eskişehir ve Afyon’daki yangınlarda on itfaiyeci yaşamını yitirdi. İspanya’da elli noktada çıkan yangınlarda üç kişi hayatını kaybetti, 9.500 kişi tahliye edildi. Kıbrıs’ta Limasol yakınlarında çıkan yangında iki kişi yanmış araçta ölü bulundu; onlarca köy boşaltıldı. Bunlar ölümlü yangınlar. İzmir’de günler süren yangında 50 binden fazla
Son dönemde gündemi meşgul eden sahte diploma skandalı, üniversitelerin yalnızca bilgi değil, aynı zamanda değer ve güven üreten kurumlar olarak yaşadığı nitelik kaybını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Bir kurumun verdiği diplomanın, topluma ve bireye sunduğu güven unsurunu kaybedip içi boş bir belgeye dönüşmesi, temsiliyet ve sorumluluk kavramlarını da tartışmaya açıyor. Bugün, mezuniyet törenlerinde törensel
Bu metine düşünerek başlamak istiyorum. Akademi denince akla, fikirlerin özgürce çarpıştığı, yeni düşüncelerin cesaretle filizlendiği alanlar gelir. Oysa bugün üniversitelerde “çok seslilik” iddiası çoğu zaman yalnızca bir vitrinden ibaret. Farklı görüşler varmış gibi görünse de bu çeşitlilik çoğunlukla aynı ideolojik çerçevenin içinde, birbirine zarar vermeyen, makbul ve güvenli mesafelere sıkıştırılmış durumda. Bir üniversite koridorunda yürürken,
Türkiye, nihayet bir iklim kanununa kavuştu; tabii tartışmalarla birlikte. 2025’in sıcak yaz günlerinde 3 Temmuz 2025’te TBMM’den geçen bu yasa, emisyon ticaret sisteminden (ETS) idari yaptırımlara, yerel eylem planlarından İklim Değişikliği Başkanlığı’na kadar pek çok başlıkta bir çerçeve sunuyor. Ancak bu çerçevenin içeriği, boşluktan çok belirsizlikle malul. Sivil toplumun dışlandığı, bilimsel kaygıların ticari çözümlere dönüştüğü
Bilimsel bilgi kamuya nasıl ulaşır? Yalnızca akademik dergilerle değil; onu sadeleştiren, çoğul seslere alan tanıyan, bilime samimiyetle yaklaşan medya organlarıyla. Bir bilim insanı olarak halkla buluşmamı sağlayan bu alanlar, yalnızca içerik değil; aynı zamanda anlam, merak ve güven üretir. Bugün bu yazıyı yazıyor oluşum da böylesi bir alanın bana açılmış olması sayesinde. Tıpkı bir zamanlar
Bugünlerde Orta Doğu’da ve hemen kuzeyimizde, toprakla bağı olan halklar bir kez daha savaşın yıkımına tanıklık ediyor. Evlerini, ürünlerini, çocuklarının geleceğini kaybeden bu insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey belki de hâlâ barış. Ve bu barışı simgeleyen şeylerden biri, binlerce yıldır Akdeniz’in kıyılarında varlığını sürdüren zeytin ağacı. Kökleri derine inen, gövdesi zamanla buruşan ama hâlâ
Türkiye’de akademi ve üniversite kavramları gündeme geldiğinde, aklımıza gelen ilk şey genellikle bilimsel üretim oluyor. Üretim dediğimizde ise durum hemen sayılara hapsoluyor: Kaç araştırma makalesi, kaç tez, kaç proje, indekslerdeki sıralama, üniversitelerin dünya listelerindeki yeri gibi… Elbette, değerlendirme için istatistiklere bakılır. Ama bir üniversiteyi sadece sayılarla ölçebilir miyiz? Peki ya nitelik? Temsil? Akademiyi değersizleştirme dönemi









