Rebecca Solint’in 6 Ocak’ta, yani ABD’deki Kongre baskınından birkaç saat sonra The Guardian’da yayımlanan yazısını Ali Cengizkan çevirdi. Rebecca Solnit* Çarşamba günü, Amerika Birleşik Devletleri başkanı önderliğinde bir darbe teşebbüsünde bulunuldu. Sağ kanat bir güruh, bir şiddet kalkışması içeren biçimde ABD Kongre Binası’na baskın düzenledi. Joe Biden ve Kamala Harris’in başkan ve yardımcısı olarak seçilmelerini
ABD’de yaşanan “sivil darbe girişimini” ve ABD-Türkiye ilişkilerinin geleceğini daha geniş bir bakış açısıyla değerlendirmek gerekiyor. 230 yıllık bir geçmişe sahip Amerikan demokrasisi, sokaktaki insan tarafından tahayyülü mümkün olmayan bir kriz yaşadı. Peki, böyle bir olayın vuku bulacağı öngörülemedi mi? Kurumsal yapısı böylesine sağlam bir demokrasi, kendisini koruyacak reflekslere sahip değil miydi? Geçmişte yaşadığı iç
Yılbaşı partilerine izin verilmeyeceği ve parti yapılırsa müdahale edileceği duyuruları ile gündeme gelen İçişleri Bakanlığı’nın 30 Kasım 2020 tarihli Yeni Kısıtlama ve Tedbirler Genelgesi’nin (“Genelge”) 6.maddesinde evlerde toplanılmasına sebep olacak etkinliklere müsaade edilmemesi (örnek olarak gün, mevlit, taziye, yılbaşı kutlaması verilmiş) ve evlere misafir kabul edilmemesi hususları hatırlatılmaktadır. Altını çizdiğim bölümler arasındaki fark önemli; etkinliklere müsaade etmemesi gereken kişi yetkili mercii,
Barack Obama döneminde Ortadoğu’daki önemli tartışmalardan biri ABD’nin bölgeden çekilip çekilmeyeceğiydi. Bu tartışmalar Donald Trump döneminde de devam etti. ABD bölgeden çekilmedi ancak bölge ile ilişkilerini yeniden tanımladı. Bu çerçevede hem bölgenin Washington’un gözünde öneminin azalması, hem de küresel düzlemde yükselen ülkelerin bölgede artan ağırlığı ve etkisi, ABD’nin bölgesel politikayı belirleme isteği ve kapasitesini eskiye
Seçimle geldiği koltuktan seçimle indirilmeyi hazmedemeyen -resmen hala- ABD Başkanı Donald Trump’ı izleyen güruhun Kongreyi basmasını dünya canlı yayında izledi 6 Ocak’ta. CNN yayınında “Asker nerede?” cümlesinin defalarca sarf edildiğini, darbe girişiminden, iç savaş endişesinden söz edildiğini duyduk. Polisin dur ihtarına uymadı diye siyahların sokakta sırtından vurulduğu Amerikan demokrasisinde ırkçı-faşist beyazların Kongreyi basmalarına, ABD Bayrağı
ABD’nin başkenti Washington’da Donald Trump’ın seçimleri kaybetmesine itiraz eden bir grup Kongre binasına zorla girerek şiddet eylemlerinde bulundu. ABD tarihinde benzeri görülmeyen olaylar sırasında bir kadının göğsünden vurulduğu ileri sürüldü. Trump, Ulusal Muhafızlara “Kongre binasındaki olaylara müdahale etmeleri” yönünde talimat verdi. Seçimi kaybeden ABD Başkanı, Twitter hesabından “ABD başkentindeki herkesten barışçıl kalmasını istiyorum. Şiddete hayır.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan 5 Ocak’ta MHP lideri Devlet Bahçeli’yi evinde ziyaret etti. Bir saat 10 dakika görüştüler. Bu, Cumhur İttifakı liderlerinin bir haftada üçüncü görüşmesiydi. İlk görüşme 30 Aralık 2020’de Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülleri töreni öncesinde, Beştepe’de yapılmıştı. İkincisi, 31 Aralık’taki telefon görüşmeleriydi. Görüşmelerin içeriği konusunda resmi bir açıklama
Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne yapılan atama ben maalesef hiç sevmediğim türde bir hatırlatmaya adeta mecbur bıraktı. Siyasi değerlendirmelerde din, inanç referansları kullanmaktan ömrüm boyunca kaçındım, yanlış bulurum. Din ve devlet işlerinin ayrı tutulması demek olan Anayasa’daki laiklik ilkesine içtenlikle bağlıyım. Ancak Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne Prof. Dr. Melih Bulu’nun atanması ve üniversitenin buna gösterdiği tepki bende Süleyman
Kavramın özgün adı “polypandemic”, polipandemi. Küresel siyasetin geleceğinin tartışıldığı Münih Güvenlik Konferansı (MSC), yayınladığı son rapora da bu başlığı koymuş. “Polypandemic. Development, Fragility, and Conflict in the Era of Covid-19”. Yani “Çoklu-pandemi. Kovit-19 Çağında Kalkınma, Kırılganlık ve Çatışma”. Türkçeye çevirirken “çoklu-pandemi”, ya da “çoklu salgın” kavramını icat etmek de mümkün, tıpkı Münih’tekilerin “polypandemic” sözcüğünü icat









