Dış politikada revizyon işareti: “ABD ile de Rusya gibi…”

Gazeteci-Yazar

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Güvenlik ve Dış Politikalar Başdanışmanı Kalın, Amerikan ekonomi kanalı Bloomberg’te dış politikada Biden dönemi odaklı revizyon işaretleri verdi. (Foto: Twitter/İbrahimKalın)

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın hem sözcüsü hem de Güvenlik ve Dış Politikalar Başdanışmanı İbrahim Kalın’ın 8 Mart’ta Bloomberg ekonomi kanalında yayınlanan mülakatı dış politikada revizyon işaretleri verdi. Bu revizyonun Joe Biden döneminde ABD ile ilişkileri yeni bir raya oturtma odaklı olduğu anlaşılıyor. Kalın’ın S-400 füzelerinden Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerin düzeltilmesine dek söylediklerini bu çerçevede değerlendirmek mümkün.
Kalın’ın söylediklerinde en çarpıcı yan S-400 gibi görünse de siyaseten en önemli revizyon işareti ABD ile ilişkiler konusunda. Şu sözleri yeterince açık:
“Rusya ile her konuda anlaşıyor değiliz. Suriye ve Esad’ın geleceği, [Libya’da] Hafter, [Ukrayna’da] Kırım gibi konularda anlaşamıyoruz. Bunlara rağmen ilişkilerimizi yapıcı bir diyalogla yönetebiliyoruz. Neden aynısını ABD ile de yapmayalım?”
Bu sözler şu anlama geliyor: S-400’ler konusunda, Suriye’de PKK/YPG konusunda, Fethullah Gülen’e destek konusunda anlaşamıyoruz. Ama NATO’da Rusya tehdidine karşı, Karadeniz’de, Afganistan’da Irak’ta, Libya’da birlikte çalışıyoruz. İlişkiler nasıl olsa eskiye dönmeyecekse, bu yeni model olabilir. Önerilen bu.

NATO üyeliği… Çıkar çelişkileri…

Öneri kulağa hoş geliyor da bir önemli ayrıntı var. Türkiye, Rusya ile aynı siyasi-askeri ittifakabağlı değil; Rusya (ve ister istemez Çin ile de) hasım ittifaka, yani NATO’ya bağlı. Rusya ile işler çok ters giderse kapıları kapatabildiğiniz süre kapatırsınız. ABD ile işler daha da kötüleşirse Erdoğan Türkiye’nin NATO ile kapılarını kapatacak mı?
Kalın’ın önerisi Türk dış politikasında ciddi bir revizyon, bir gözden geçirme, değişiklik anlamına geliyor.
Bu kuşkusuz Kalın’ın sadece şahsi görüşlerini yansıtmıyor. Kalın hem Dışişleri hem de Savunma bakanlıklarının yetki alanına giren konularda, her iki bakanlığı da aşan Cumhurbaşkanı otoritesiyle konuşuyor. Hatırlanacağı üzere Kalın geçenlerde Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın S-400’ler için de Yunanistan’ın S-300/Girit formülüne benzer ihtimalden söz etmesini, “Onu kastetmedi, çarpıtıldı” diyerek, bir anlamda kayıttan çıkartmıştı. Gelinen noktada Kalın’ın hem Dışişleri hem Savunma (hem de muhtemelen İstihbarat) konularında Erdoğan’ın itibar edilmesini istediği tek ses olduğunu söylemek mümkün.
Öte yandan, Kalın’ın S-400 konusunda ilk defa bu açıklıkla Amerikan ekonomi kanalı Bloomberg’e söylediği ayrıntı da NATO ile doğrudan bağlantılı.

S-400, Patriot ve ortak NATO sistemi

Kalın “Elimizdeki S-400’ler NATO savunma sistemine entegre edilmeyecek ve böylece NATO savunma sistemine bir tehdit oluşturacak pozisyonda da olmayacaklar” diyor. Bunun altında Türkiye’nin daha önce İsrail F-35’lerinin Suriye’de, Norveç F-35’lerinin Baltık’ta Rus S-400’leriyle aynı ortamda zaten çalıştığını söylemesine karşı Amerikalıların “Ama onlar aynı hava savunma sistemine bağlı değil” demesi yatıyor. Bakalım bu adıma ABD yanıtı ne olacak?
Kalın, Erdoğan’ın S-400 alma kararında dönüm noktası olarak daha önce pek öne çıkmamış bir ayrıntıya işaret etti. Şimdiye dek Ankara’nın tezi, ABD’nin Patriot füzelerini Türkiye’nin istediği koşullarda satmaması üzerine Rusya’dan füze alımına gidildiğini söylüyordu. Oysa Kalın ABD’nin Suriye Savaşının “ortasında” Türkiye’deki Patriot füzelerini geri çekmesinin Ankara’nın tepkisine yol açtığını söylüyor.
Hatırlatalım, ABD 2013’te Türkiye’ye gönderdiği Patriot füzelerini, üstelik Türkiye’nin İncirlik üssünü Haziran 2015’te IŞİD’e karşı Amerikan uçaklarına açması ardından Ekim 2015’te geri çekmişti. Bir ay sonra, Kasım 2015’te de Türk F-16’ları Suriye sınırını ihlal eden Rus SU-24 jetini düşürmüş, büyük kriz çıkmıştı.

Suriye, YPG, Fethullah

Ekim 2015 aynı zamanda ABD Merkezi Komutanlık (CENTCOM) karargahının, YPG’nin PKK bağlarını perdelemek amacıyla Suriye Demokratik Güçlerini (SDG) kurdurduğu tarihti. Bu süreçte CENTCOM’un başında bulunan Orgeneral Lloyd Austin, şu anda Biden yönetiminin Savunma Bakanı. Bu sürecin siyasi koordinasyonunu yapan ABD Başkanının (hem Obama hem Trump) IŞİD’le Mücadele Koordinatörü Brett McGurk ise şu anda Biden’in Orta Doğu ve Kuzey Afrika Özel temsilcisi.
Bu krizlere rağmen Türkiye 2016 Mart ayında AB ile Suriyeli göçmenler üzerinden kapsamlı bir revizyon anlaşması imzalamış, Haziran 2016’da ise İsrail ve Rusya ile anlaşma sağlanmıştı.
İsrail ve Rusya ile normalleşme anlaşmalarından 3 hafta kadar sonra 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimi yapıldı. Bundan 5 hafta sonra da Türkiye, Cerablus üzerinden Suriye’ye ilk askeri operasyonuna başladı.
Kalın, mülakatta, ABD’den gelen S-400 konusunda yeni yaptırım tehditlerinin karşısına birinci derecede Suriye’de YPG’ye verilen desteği, ikinci planda da ABD’nin 2016 darbe girişiminin arkasında olan Fethullah Gülen ve örgütüne sahip çıkmasını koyuyor.

Büyük pazarlık mümkün mü?

Buradaki amaç açık: ABD’den gelen tehditlere rağmen S-400/F-35 ve Suriye/YPG ekseninde bir “büyük pazarlık” imkânını araştırmak. Kalın’ın Bloomberg mülakatında değil ama birkaç gün önce Sabah gazetesindeki mülakatında NATO’nun güvenlik endişelerini “ceffelkalem” yani toptan reddedemeyeceklerini söylemesi bunu gösteriyor. Kalın o mülakatta, S-400 alarak ABD’ye “Türkiye’nin alternatifsiz olmadığını” gösterdiklerini vurguluyor.
Erdoğan, Biden sonrası dış politikada revizyon ihtimalini Kalın aracılığıyla dışa vurmuş olsa da böyle bir “büyük pazarlık” mümkün mü? Hem de halen Washington’da Erdoğan’a yönelik eşi görülmemiş bir tepki, insan hakları ihlali ve demokraside gerileme suçlaması varken. Foreign Policy dergisinin deyimiyle- Erdoğan’ı cevaben aramayarak “sessizlikle” mesaj veriyorken. Türkiye’nin S-400’leri aktif olarak kullanmaya başlamasının NATO üyeleri dahil pek çok dünya ülkesine örnek olacağı, Amerikan silah endüstrisi tarafından fena halde bilinirken. Hem de Halkbank davasının itirafçı Reza Zarrab’ın katılımıyla 3 Mayıs’a gün sayıyorken.

Revizyon taviz midir?

Siyasette karşılıklı çıkarlar söz konusuysa, verilecek tavize bağlı olarak uzlaşma mümkün olur. Her revizyon bir taviz değildir elbet. Her revizyon, her taviz kötü de değildir. tavizlerin halkın çıkarlarından verilip verilmediği önem taşır.
Bu arada, Halkbank davasından ABD’de hapis yattıktan sonra Borsa İtanbul’un başına getirilen Hakan Atilla da Kalın mülakatının yayınlandığı 8 Mart’ta istifa etti. Anadolu Ajansı bir siyasi mizah örneğiyle “kendi isteğiyle istifa etti” diye duyurdu. Onu da not etmiş olalım.

İlginç haftalar, aylar var önümüzde.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...