Marifet politika faizini değil, piyasa faizini düşürebilmek

Prof. Dr. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi

Enflasyon yükseliyorken Merkez Bankası politika faizini düşürdü diye piyasa faizleri de düşmedi, hatta arttı. Marifet politika faizini değil piyasa faizini düşürebilmekte. (Grafik: TRT)

Faiz düşerse enflasyonun düşeceği önermesi yanlış bir önerme değil. Ama bazı “koşullara” ve ‘faizine’ bağlı. Koşulları sağlayan ekonomi sağlıklı yolda ilerliyor anlamına gelir. Nedir bu koşullar? Ve hangi faizi, neyin faizini düşürmekten söz ediyoruz?

Borçlanma faizi

Gelin işe dış borçlanma ile başlayalım. Bütçe açık veriyor; finanse edilmesi gerekiyor. Finansmanın önemli bir kısmı yurtdışında döviz cinsinden borçlanılarak sağlanıyor.
Türkiye Hazinesinin sattığı dolar cinsinden tahvili bir ABD emeklilik fonunun almak için yapacağı hesabı düşünelim. İşi basitleştirmek için emeklilik fonunun ikinci seçeneğinin aynı vadede ABD Hazinesi’nin sattığı tahvilden satın almak olduğunu düşünelim. On yıl vadeli ABD tahvilini satın alırsa her yıl %1,5 getiri elde edecek. ABD tahvilinin bir riski olmadığını düşünüyor emeklilik fonunu yönetenler.
Oysa Türkiye uluslararası piyasalarda riskli bir ülke olarak algılanıyor. Dolayısıyla Türkiye Hazinesi’nin on yıl vadeli tahvilini satın alırsa bu tahvili ‘sigortalayacak’ bir finans kurumuna başvuracak. Bu kurum benden şu anda %4,5 sigorta primi istiyor (450 baz puan CDS). Demek ki Türkiye’den dolar tahvili satın almak için emeklilik fonu en az 1,5 artı 4,5 faiz isteyecek: %6 eder.
Algılanan risk düşerse sigorta primi (risk primi) de düşecek. Bu çok basitleştirilmiş hesabın bize söylediği şu: Türkiye’ye ilişkin risk algılaması düşerse Türkiye Hazinesi’nin döviz cinsinden borçlanma faizi (%6) de düşer. Önemli olan bu faizin risksiz ABD Hazinesi faizine yaklaşması, Türkiye’nin dolar cinsinden dünyada ender görülen bir faiz ödemekten kurtulması.

Riski düşürmek

Türkiye’nin riski, ekonomisinin içinde bulunduğu duruma, uygulanan ve uygulanacağı açıklanan ekonomi politikalarına ve dış politikasına bağlı.
Dış politikayı bir tarafa bırakalım.
Ekonomik açıdan riskinizi yükselten neyse onun üzerine gitmeniz gerekir. Bütçeniz çok açık veriyorsa, çok fazla borçlanmanız gerekir. Çok borcu olanın riski de yüksek olur. Demek ki bütçenizi düzeltmeniz gerekir. Bütçeniz sağlamdır ama bankalarınızda sorun vardır. Bu durumda bankaları güçlendirmeniz gerekir. Para politikanız bozuktur; düzetmelisiniz. Uzatmaya gerek yok. Önemli olan şu: Riski yükselten unsurlar genellikle o ekonomide enflasyonun da yüksek olmasına yol açarlar. Mesela o ekonomide dövize talebi kamçılayarak kuru yükseltirler; peşinden enflasyon da yükselir.
Demek ki, riski düşürürseniz, faizi düşürebilirsiniz, enflasyon da bu ortamda düşer. Yani düşük faiz, düşük enflasyon, düşük riskle mümkün.

Mevduat ve kredi faizi

Tasarruf sahibi açısından düşünelim.
Televizyonunu yenilese mi yoksa o parayı vadeli hesaba mı yatırsa? Gelin bir ‘bakkal’ hesabı yapalım. Televizyonu şimdi alırsa 5000 lira vermesi gerekiyor. Bir yıl vadeli mevduat faizi (net) %10 olsun. 5000 lirayı bir yıl vadeli yatırırsa bir yıl sonra 5500 lirası olacak. Televizyonun fiyatı bir yıl sonra %10’un altında artarsa bu işten kazançlı çıkacak; beklediğine değecek. Oysa %10’un üzerinde olursa televizyon enflasyonu, bir yıl sonra televizyonu alamayacak. Mesela televizyon enflasyonu %20 ise, bir yıl sonra televizyonun fiyatı 6000 lira olacak. Bir yıl beklediğine mi yansın televizyonu satın almak için 500 lira daha bulması gerektiğine mi?
Dolayısıyla kararında üç unsur çok etkili. Bir: Enflasyon ne kadar olacak, yani televizyon fiyatı bir yılda ne kadar artacak? İki: Mevduat faizi ne? Bir de üçüncüsü var: Bir yıl beklemesine değmesi için bir getiri beklentisi var. Yani, şu andaki mevduat faizi hem televizyon enflasyonunu karşılasın hem de ona biraz kazanç bıraksın. Dolayısıyla üçüncü belirleyici unsur da reel (enflasyondan arınmış) faiz.

Beklenen enflasyon

Tüketici bu unsurlardan ilkini bilmiyor. Enflasyonun bir yıl sonra ne kadar olacağı hakkında bir bekleyiş oluşturması gerekiyor: Enflasyon bekleyişi. ‘Bu satırların yazarı’ gibi ‘çok bildiğini sanan’ ekonomistlerin dediklerine bakarak oluşturuyor bu bekleyişi. İkinci unsur şu andaki bir yıl vadeli mevduat faizi olduğu için onu biliyor. Üçüncüsü ise enflasyondan arınmış ne kadarlık bir faizin onu ‘keseceği’ ile ilgili: %1’e mi razı olur, %2’ye mi?
Enflasyon bekleyişi ile onun için yeterli olacak reel faizi toplarsanız talep ettiği mevduat faizini bulursunuz. Bankanın önerdiği mevduat faizi buna eşitse ya da bundan yüksekse şimdi televizyon almaktan vazgeçip parasını bankaya yatıracak. Değilse yatırmayacak.

Beklenen enflasyonu düşürmek

Enflasyon bekleyişini düşürecek bir ekonomi programı uygularsanız tasarruf sahibinin razı olacağı mevduat faizi şimdi düşer. Öte yandan bankanın topladığı mevduatın faizi düşüyorsa kredi faizi de düşer. Enflasyon hemen değil uygulanan programa bağlı olarak bir süre sonra düşeceği için sonuç açık: Düşük (razı olunan) mevduat faizi ve kredi faizi, düşük enflasyon.
Mevduat sahibi için işin içine riski (mesela bankalardaki sorunlar nedeniyle daha yüksek reel faiz isteğini) ya da döviz alternatifini sokmak ya da benzeri hesapları yatırım kararı alacak iş insanı için de yapmak mümkün. Gerek yok.
Meramımı yeteri kadar açık anlattım sanıyorum. Bu örneklerin hepsinde faiz de düşüyor, enflasyon da. Dolayısıyla istatistiki olarak bu gözlemleri analiz edecek bir bilim insanı “faiz düşerse enflasyon düşer” nedensellik ilişkisini kurabilir.

Hangi faiz?

Peki, hangi faiz? Tahvil faizi, mevduat faizi, kredi faizi. Dikkat ederseniz bunların hiçbiri merkez bankası faizi değil. Merkez Bankasının belirlediği faiz gecelik ya da haftalık faiz. Oysa on yıl vadeli tahvil faizinden, bir yıl vadeli mevduat faizinden ya da beş yıl vadeli kredi faizinden söz ediyoruz. İşin püf noktası burada ortaya çıkıyor. Uygulanan ekonomi politikası, bu arada elbette uygulanan para politikası, risk primini ve enflasyon bekleyişlerini düşürebilmeli.
Merkez bankalarının çoğu ülkede temel görevi enflasyonla mücadele etmek. Buna uygun davranıyorsa merkez bankası risk priminin ve uzun vadeli faizlerin düşmesini sağlar. Uygunluk şu demek: Politika faizini yükseltmesi gerekiyorsa yükseltmeli, düşürmesi gerekiyorsa düşürmeli. Sonuçta risk primi ve uzun vadeli faizler düşer. Enflasyon da.

Marifet nerede?

TCMB, 23 Eylül’den bu yana politika faizini 400 baz puan düşürdü. Oysa aynı dönemde enflasyon yükseliyordu. Enflasyon yükseliyorken politika faizinin düşürülmesi risk primini artırdı. Uzun vadeli faizler yükseldi. Yani, Merkez Bankası faizi düşürdü diye ekonomi için asıl önemli olan faizler düşmüyor. Düşmediği gibi artabiliyor da.
Marifet politika faizini değil piyasada belirlenen faizi düşürebilmekte. Politika faizini düşürmek çok kolay; bir karara bakıyor. Oysa ikincisi emek gerektiriyor.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...