

ABD Başkanı Trump, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırıp, ülke yönetimine el koyduklarını ilan etti. ABD birlikleri Venezuela operasyonu sırasında Başkent Karakas üzerinde görülüyor.
ABD Başkanı Donald Trump 3 Ocak erken saatlerde Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Maduro’nun, başkent Karakas’taki başkanlık sarayından Amerikan askerlerince kaçırıldığını duyurdu. Trump, ilerleyen saatlerde yaptığı basın toplantısında, “güvenli, düzgün ve sağduyulu bir iktidar geçişi sağlanana kadar Venezuela’yı ABD’nin yöneteceğini” ilan etti. (*) Trump, Venezuela petrolünün de ABD petrol devletlerince işletileceğini söyledi.
Trump daha bir kaç gün önce Maduro’nun ABD donanmasıyla ablukaya aldığı ülkesini terk etmesini istemişti. Benzeri görülmemiş operasyonun tereyağından kıl çeker gibi yapılması ya Venezuela güvenlik sisteminin tamamen çöktüğünü ya ABD’nin içeriden destek aldığını ya da ikisinin de aynı anda gerçekleştiğini gösteriyor. Nitekim Reuters, operasyon öncesinde Karakas’a sızan bir CIA ekibinin Venezuela hükümeti içinden Maduro’nun yakalanması konusunda yardım aldığını öne sürdü. (*)
ABD’nin Nobel Barış Ödülünü almak için Norveç’e kaçırılan muhalefet lideri Maria Corina Machado’yu işbaşına getirmesi bekleniyor. Machado, işbaşına geldiği takdirde dünyanın en zengin yataklarına sahip Venezuela petrolünü özelleştireceğini ilan etmişti.
Demokrasi Bahanesiyle, Petrol ve NTE
Operasyonu yöneten ABD Güney Komutanı Orgeneral Laura Richardson ise daha 25 Kasım 2025’te yani, abluka sürerken Atlantic Council konuşmasında, Venezuela ve Latin Amerika’da konunun yalnızca kokain ve demokrasi olmadığını, zengin petrol ve altın yataklarının yanısıra Batı orduları ve sanayisine “güç veren” lityum ve diğer nadir toprak elementleri (NTE) olduğunu açıkça söylemişti.
Emperyalist politikalar daha önce hiç bu kadar açık ifade edilmemişti.
Trump, ABD’ye kaçırılan Maduro’nun Nev York Güney Bölge savcılığınca hazırlanan iddianameye göre Nev York ya da Miami’de yargılanacağını söyledi. Bu, bir devlet başkanının kaçırılıp bir başka ülkenin kanunlarına göre yargılanacağı, 1989’da ABD tarafından devrilen Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega’dan sonra ikinci örnek olacak. İddianamede Maduro ve eşi ülkeyi bir narkoterör devleti olarak yönetmek, Kolombiya’daki FRAC gerillalarının yönetimle barış işmzalamasını sabote ederek, onlardan silah karşılığı aldığı kokaini ABD’ye kaçırmak, ülkede serbest seçimleri engelleyerek demokrasiyi ortadan kaldırmakla suçlanıyor. (*)
Dolayısıyla ABD’nin Maduro’yu kaçırarak ülkenin ve Venezuela kaynaklarınının kontrolününü alması, ülkeye fiilen el koyması anlamına da geliyor. Trump, dünyada başka hiç bir ülkenin böyle bir askeri operasyonu başaramayacağını öne sürerek, gerekirse Venezuela’ya kara birlikleri de göndererek ikinci bir operasyon yapmaktan çekinmeyecekleri tehdidinde de bulundu.
ABD’nin Venezuela operasyonu dünya darbeler tarihine de yeni bir kapı açıyor; Darbe 3.0: işgal de denebilir.
Venezuela petrol ve madenlerinin ABD Kontrolüne geçmesi dünya enerji denklemini değiştirecek, NTE zengini Çin’in avantajına karşı güç kazandıracak önemde.
Çin Dışında Herkes “Endişeyle Bekliyor”
ABD’nin Venezuela Devlet Başkanını kaçırıp ülkeye el koymasına dünyadan Çin dışında sert bir tepki gelmedi.
Çin, ABD opearsyonunu Venezuela egemenlik ve toprak bütünlüğünün açık ihlali olarak şiddetle kınayıp BM Güvenlik Konseyini göreve çağırdı. Ancak ABD de BM Güvenlik Konseyinin (Çin, Rusya, İngiltere, Fransa gibi) veto hakkına sahip daimi üyesi ve kendi eylemini kınayıp karşı eylem alması beklenmiyor.
Venezuela Dersleri, Sırada Kim var?
Trump’ın Venezuela operasyonu, ABD yönetiminin artık hedef aldığı ülke yönetimlerini ve sınırlarını tanımamanın ötesine geçiyor.
İlk akla gelen, Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu Yılbaşı partisinde konuk olarak ağırladığı Florida, Mar-a-Largo’daki konutunda, daha dün, 2 Ocak’ta, İran’daki protesto gösterilerinde ölenler olursa müdahale etmek üzere “mermiyi namluya sürdükleri” açıklaması.
Kanada basınında ABD’nin Venezuela operasyonun, Trump’ın zaten 51’inci eyalet olmasını açıkça istediği Kanada’yı hedefe koyacağı endişesi dile getiriliyor. Trump’ın artık unutulmuş sayılan, Avrupa Birliği ve (Kanada gibi) NATO üyesi Danimarka’dan Grönland’ı talebini da dikkate almalı.
İsrail’in İran’la işini bitirmediği ortada. İran’da son günlerde artan huzursuzluklarda İsrail’in yanı sıra ABD ve İngiltere gizli servisi parmağı aranıyor uluslararası medyada. ABD ve İngiltere’nin 1953’te petrolünü millileştirmek isteyen Muhammed Musaddık’ı devirdikleri de biliniyor. Darbeyle güç verdikleri Rıza Şah Pehlevi’nin ilk işi petrolü ABD ve İngiliz şirketlerinin kontrolüne geri vermek olmuştu. Bu günlerde İran şehirlerinde en çok atılan sloganlar ise oğlu Rıza için atılıyor.
Türkiye’yi Çok İlgilendiriyor
Bu gelişmelerin ve ihtimallerin tamamı Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. İran’dan NTE yataklarına dek ve ülke liderlerinin askeri zorla indirilip yerine ABD’nin tercihlerinin getirilmesine dek her konu. (Türkiye’de bulunan zengin NTE yatakları Ankara’nın hem Washington hem de Pekin ile görüşme maddeleri arasında.) Ve elbette Suriye, SDG/PKK ve İsrail ile ilişkiler.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Trump ile 5 Ocak’ta, tam da Venezuela görüşmesi ardından bir telefon görüşmesi yapacak.
Bu görüşmede Rusya-Ukrayna savaşı gibi Avrupa güvenliğini ve NATO’yu ilgilendiren, İsrail-Gazze gibi Ortadoğu’nun geleceğini ilgilendiren konuların yanı sıra, Terörsüz Türkiye süreci için de belirleyici önemde olan Suriye-SDG konusunun da gündeme gelmesi bekleniyor.
Kışkırtmalara kapılmadan, sıkı durup iç cepheyi dışlayıcı değil kapsayıcı bakışla güçlendirmenin zamanı.
(*) 03 Ocak 2026, 21:20’de güncellenmiştir.

