Türkiye açısından Ankara’da iki zirve var. Biri NATO’nun yeni bir döneme “3.0 dönemine” gireceği zirve toplantısı. Diğeri de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki ikili toplantı. Trump daha on gün kadar önce Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin yüzüne karşı, Erdoğan davet etmeseydi bu zirveye katılmayabileceğini söylemişti. Erdoğan bu jesti karşılıksız bırakmadı.
NATO’nun 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi yaklaşırken Türkiye dış politikasında eski sorular yeniden dolaşıma sokuluyor. Misal; Türkiye Batı’ya mı dönüyor? Washington ile yeni bir sayfa mı açılıyor? Erdoğan-Trump ilişkisi, Ankara’nın Batı başkentlerindeki algısını yumuşatır mı? Bu sorular ilk bakışta makul görünüyor, fakat kanımca bugünün dünyasında biraz eski kalıyorlar. Çünkü Türkiye’nin temel meselesi artık Batı ile “normalleşmek”
ABD Başkanı Donald Trump’ın 24 Haziran’da kendisiyle 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi öncesi görüşmek için gelen NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’yi Beyaz Saray’da kabulünde söyledikleri iki bakımdan önemliydi. • Rutte yanında olduğu halde “Erdoğan için gidiyorum,” dedi. Rutte kendini ezdirmek pahasına “Benim için de gelmez miydiniz?” diye sorunca önce yanıt vermedi. Sonra, “Muhtemelen,” dedi, “gelebilirdim.” Başka
Tamam, normal koşullar altında değiliz ama ABD Başkanı Donald Trump’ın şu sözleri, normal koşullar altında çok tartışılacak türden: “Türkiye bence harikaydı. Aslında hem harikaydı hem de onlardan yapmamalarını istediğimiz şeylerden uzak durdular. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan büyük bir lider.” Trump, doğruyu söylüyorsa, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı Türkiye’yi ABD’nin yapmak istemediği nelerden uzak tutmasını istedi? Erdoğan,



