Türkiye açısından Ankara’da iki zirve var. Biri NATO’nun yeni bir döneme “3.0 dönemine” gireceği zirve toplantısı. Diğeri de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki ikili toplantı. Trump daha on gün kadar önce Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin yüzüne karşı, Erdoğan davet etmeseydi bu zirveye katılmayabileceğini söylemişti. Erdoğan bu jesti karşılıksız bırakmadı.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin 21-22 Nisan Ankara temaslarının iki temel amacı var: 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi ve NATO’nun yeni yapılanması çerçevesinde Türkiye’nin rolü. Beştepe’nin beklentileri arasındaysa şunlar bulunuyor: ABD Başkanı Donald Trump Ankara’ya gelecek mi? Türkiye’ye F-35 müjdesi verecek mi? Bu F-35 konusuna örneğin F-16V’leri, ya da Patriot türü hava savunma sistemlerini
Türkiye’nin kendi savaş uçağı KAAN’ı Türk Hava Kuvvetleri envanterine alana dek hava savunmasını takviye etmek için alacağı Eurofighter Thyphoon uçağıyla birlikte yeni tartışmalar başladı. Örneğin İsrail ve Yunanistan medyasında İngiltere’den alınacak 20 yeni ile Katar’dan ve Umman’dan alınacak 12’şer, toplamda 44 savaş uçağının bölgesel dengeleri kendileri aleyhine değiştireceği endişesini dile getiren yorumlar yapıldı iddialar ortaya
Artık silah sistemleri sadece çelik, motor ve füze değil. İçlerindeki yazılım, algoritma, lisans ve izleme kodları en az top namlusu kadar stratejik güç unsurlarına dönüşmüş durumda. Türkiye’nin Eurofighter alımı vesilesiyle bu konuyu tartışmanın tam sırası. Bir savaş uçağı satın almak, sizi tam anlamıyla onun sahibi olmanıza yetmiyor, egemen yapmıyor. Çünkü modern savaşın kontrolü artık tetiği
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 27 Eylül’de Nev York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarını özetlediği basın toplantısında “Milli Muharip Uçak” KAAN konusunda söyledikleri ortalığı da, kafaları da karıştırdı. Daha önce 13 yıl Milli İstihbarat Teşkilatını yönetmiş, ketumluğu ile nam salan Fidan, KAAN üretiminin sıkıntıda olduğunu söylüyor, Türkiye’nin NATO müttefiki ABD’yi CAATSA yaptırımları nedeniyle millete şikâyet ederek,
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ABD Cumhurbaşkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesi 25 Eylül görüşmesinin başında iki lider Oval Ofis’te medya karşısına çıktı çıktı, ama konuşan daha çok Trump oldu. Sözlerine Erdoğan övgüsüyle başlayan Trump, Erdoğan’ın Rahip Brunson’u kendi talebi üzerine serbest bırakmasını hiç unutmadığını söyledi. F-35 şartları mı bunlar mı? Trump, Erdoğan’ın ABD’den F-35, F-16
İsrail’in ABD desteğiyle Gazze’de Filistinlilere uyguladığı soykırım politikası, bütün dünyada giderek daha çok tepki topluyor. MHP lideri Devlet Bahçeli de dün, 18 Eylül ABD-İsrail ittifakına haklı olarak dile getirdiği tepkisini, Türkiye-Rusya-Çin ittifakı önermeye dek götürdü. Sözleri tam olarak şöyle: “Dünyaya meydan okuyan ABD-İsrail şer koalisyonuna karşı akla, diplomasiye, siyasetin ruhuna, coğrafi şartlara ve yeni yüzyılın
Erdoğan–Netanyahu restleşmesi yalnızca iki liderin sert üslubu değil; Kudüs’ün statüsü, Doğu Akdeniz enerji rekabeti ve ABD’nin desteğiyle şekillenen daha büyük bir hesaplaşmanın işareti. Çıkış yolu, sert caydırıcılıkla dengelenmiş aklıselim diplomasi. Sözden Silaha Giden Yol Erdoğan ile Netanyahu’nun haftalardır süren söz düellosu artık diplomatik nezaketin ötesine geçti. Doha’daki zirveden sonra Netanyahu’nun Amerikan ve İsrail bayrakları önünde,









