İran savaşı, İngiltere siyasetinin en hassas noktasına dokundu ve dokunmaya da devam ediyor. Burada soru şu olmalı; Washington’la “özel ilişki”yi sürdürürken, Londra’yı Ortadoğu’da yeni bir savaşın parçası yapmamak mümkün mü? Keir Starmer’ın son günlerdeki tutumu temkinli ve kontrollü. Mesaj seti büyük ölçüde serinkanlılık, ölçülü adımlar, ulusal güvenlikte netlik ve en önemlisi Birleşik Krallık’ın ilk saldırılarda
Milli Savunma Bakanlığı, İran’dan fırlatılan bir füzenin Türk hava sahasına girmeden önce “Doğu Akdeniz’deki NATO unsurları” tarafından durdurulduğunu duyurdu. İlk aşamada füzenin hedef rotası ve hangi NATO unsurları tarafından vurulduğu açıklanmadı. İran füzesini havada imha eden savunma silahının parçalarının Hatay’ın Dörtyol ilçesinde boş araziye düştüğü ölen ya da yaralanan bulunmadığı bildirildi. Kamuoyunda füzenin İncirlik üssünü
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yaşanan son gelişmelere bağlı olarak ülkesinin 300 civarında tahmin edilen nükleer başlık cephaneliğini arttırma kararı aldığını duyurdu. 2 Mart’ta Fransa’nın Atlantik Okyanusu kıyısındaki Île Longue donanma üssünde yeni nesil Invincible sınıfı nükleer denizaltının hizmete alınması töreninde konuşan Macron, “Önümüzdeki 50 yıl nükleer silahların dönemi olacak” dedi ve Fransa’nın “İleri Caydırıcılık” olarak
Önce tarihte hedef ülkeye ilk darbenin lider kadroların ortadan kaldırılmasıyla vurulmasının bir örneği olmadığını kaydedelim. Burada bambaşka bir savaş konsepti söz konusu. ABD-İsrail ittifakının başlattığı İran savaşında ülkelerin şimdiye dek sergilediği tutumlara bir yandan kuzeyinde Rusya-Ukrayna savaşı, güneyinde İsrail-Gazze krizi ve henüz yatışmamış Suriye konusuyla boğuşan Türkiye’nin durumuyla başlayalım. Bu savaşa dair tepki veren ülkelerden
Acaba ABD Başkanı Donald Trump’a Nobel Barış Ödülü verilseydi İran’a saldırır mıydı? Bugün bu soru artık anlamını yitirmiş görünüyor. Çünkü mesele ödül ya da uluslararası meşruiyet değil, mesele karar alma tarzı. Trump’ın siyaset anlayışı, ilkesel çerçeveden ziyade anlık güç projeksiyonuna ve kişisel siyasi hesaplara dayanıyor. Böyle bir liderlik tarzında sembolik bir “barış” unvanının caydırıcı olması
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Genel Merkezi’nde düzenlediği “Milletle Birlikte, Milletin Emrinde” buluşmasında CHP’nin iktidar hedefi doğrultusunda somut vaatlerini kamuoyuna açıkladı. Halen Silivri Cezaevinde tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun CHP’nin Cumhurbaşkanı adaylığını desteklemek amacıyla kurulan “Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinin politika kurullarının çalışmasıyla öne çıkan vaatler, demokrasi, ekonomi, eğitim ve kamu yönetimi alanlarında yoğunlaşıyor.
İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan askeri tırmanma, İran’ın İsrail’e misillemeleri ve bölgedeki Amerikan üslerine yönelik saldırılarıyla birlikte hızla genişleyen bir güvenlik krizine dönüşmüş durumda. Çatışmanın coğrafyası genişledikçe, Orta Doğu’nun yeni ve daha tehlikeli bir bölgesel savaşın eşiğine sürüklendiği yönündeki kaygılar da artıyor. Bu noktada tartışma çoğu zaman askeri dengelere odaklanıyor. Oysa daha temel
İran’da yaşananlar artık yalnızca “lider nasıl öldürüldü?” sorusunun ötesine geçti. İran örneğinde Dini lider Ali Hamaney’in öldürülmesi, sıradan bir lider kaybı değil; sistemin omurgasına yönelik eşzamanlı ve çok boyutlu bir darbe. Hamaney’in öldürülmesi tek başına da tarihsel bir kırılma olurdu. Ancak tablo bununla sınırlı değil. Aralarında İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musavi, Savunma Bakanı Aziz Nasırzade,
İran Dini Lideri Ali Hamaney’in 28 Şubat’ta İsrail ve ABD güçlerince başlatılan saldırıda öldürüldüğü İran Devlet Televizyonunca doğrulandı. Hamaney’in 28 Şubat sabahı, Türkiye saatiyle 06.00, İran saatiyle 09.30’da başlatılan ilk hava akınında, Tahran Üniversitesi yakınlarında, Pasteur Caddesindeki “Beyt-i Rehbâri-Rehberlik Evi” yerleşkesindeki makamının bombalanmasında öldürüldüğü açıklandı. İsrail’in “Aslan Kükremesi”, ABD’nin de “Destansı Öfke” adını taktığı ABD-İsrail









