Londra Metropolitan Üniversitesi
ABD’nin İran’a dönük askeri hazırlık sinyalleri güçlenirken, Türkiye ve Katar gibi bölgesel aktörler çatışmayı durdurmak için yoğun bir diplomasi yürütüyor. Ancak krizin bir ayağı da doğrudan Avrupa’ya uzanıyor. İngiltere’nin ev sahipliği yaptığı iki kritik üs son zamanlarda gündemde. Bunlardan ilki Diego Garcia, Hint Okyanusu’nda ABD-İngiltere ortak kullanımındaki bir stratejik platform. İkincisi ise RAF Fairford,
9 Şubat’ta Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın TV röportajında söylediği “Savunma sanayii artık bizim vazgeçilmez bir dış politika alanımızdır” cümlesi, bana göre güncel bir açıklamadan daha fazlası. Çünkü bu cümle, Türkiye’de savunmanın son yıllarda kazandığı iki yönlü ağırlığı tek hamlede görünür kılıyor: Dışarıda, diplomasi ve pazarlık gücünün bir aracı; içeride ise siyasal meşruiyetin ve aidiyetin vitrinlerinden
Avrupa Birliği artık ticaret politikasını “serbestleşme” dilinden çıkarıp ekonomik güvenlik ve stratejik özerklik sözlüğüne taşıyor. Yeni dönemin parolası, üretimi kıta içine çekmek, kritik sektörlerde Avrupa içi kapasiteyi büyütmek, tedarik zincirlerini kısaltmak, gerektiğinde de Avrupa tercihine dayalı bir sanayi koruması kurmak. Brüksel’in bunu açıkça söylemeye başladığı çerçeve de ortada. Avrupa Ekonomik Güvenlik Stratejisi, rekabeti artırmayı, riskleri
Terörsüz Türkiye süreci hâlâ son derece belirsiz ve kırılgan bir zeminde ilerliyor. Ankara’da bu dosyanın tüm boyutlarına gerçekten hâkim olan aktör sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Sürecin siyasi sahipliği konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP lideri Devlet Bahçeli arasında, tarsine bütün beyanlara rağmen tam bir uyumdan söz etmek zor; özellikle yöntem, öncelikler ve tempo bakımından ciddi
Londra’dan baktığınızda Suriye denkleminde ortaya çıkan manzara şu: Ankara, tüm hatalarına ve iniş çıkışlarına rağmen sahada “faydalı ve akıllı” bir aktör olarak görülüyor; aynı cümleyi Tel Aviv için kurmak ise diplomasinin kapalı kapıları ardında bile pek mümkün değil. Bu kanaat, geçen hafta King’s College London’da konuşmacı olduğum “Rivals, Partners or Spoilers? External Actors in a
Eylül ayında açıklanan enflasyon verileri, yalnızca mevsimsel etkilerle açıklanamayacak bir hızlanmaya işaret etti. Gıda ve hizmet kalemlerinde süregelen yapışkanlık, kur geçişkenliği ve kamu fiyat/vergilerindeki ayarlamalar, hane bütçelerini her zamankinden fazla sıkıştırıyor. Ücret artışları nominal olarak sürse de alım gücü erozyonu derinleşiyor; beklentilerde “çıpa” kaybı (de-anchoring) belirgin. Kısacası ekonominin gidişatı hala iktidarın Aşil Tendonu, yumuşak karnı
Türkiye’de siyaset bugün iki temel eksende şekilleniyor: İktidar, muhalefet içinde bitmeyen tartışmalar algısını kullanarak CHP’yi içe kapatmaya ve ülkenin asıl sorunlarından uzaklaştırmaya çalışıyor. Bu strateji, muhalefetin geçim krizi ve dış politika riskleri gibi toplumun öncelikli gündemlerinde güçlü bir söylem geliştirmesini zorlaştırıyor. Son aylarda CHP’nin kendi kitlesini ve sokakları hareketlendirmesine rağmen bu baskı altında yıprandığı ve
Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı savaş yalnızca Kiev’in değil, tüm Avrupa’nın jeopolitik dengelerini alt üst etti. Moskova’nın askeri enerjisinin ve diplomatik kapasitesinin büyük ölçüde Ukrayna cephesine saplanması, gözleri farklı bir coğrafyaya, Balkanlar’a çevirdi. Bugün tartışılan temel soru şu: Rusya gerçekten Balkanlar’da bir güç boşluğu mu bırakıyor, yoksa bu sadece Batı’nın görmek istediği bir “stratejik yanılsama” mı? Eğer
Son yapılan bir araştırma, kamuoyunun “Terörsüz Türkiye” sürecine yönelik bakışının hâlâ temkinli, dengeli ve çok boyutlu olduğunu gösteriyor. Research İstanbul araştırma şirketinin 28-31 Temmuz 2025 tarihleri arasında 2.000 kişiyle yaptığı ankette saptadığı bulgular, toplumsal beklentilerin ihtiyatlı bir iyimserlik ile belirgin bir kuşku arasında gidip geldiğini ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 39’u sürecin başarıyla sonuçlanacağına inanırken, yüzde
- 1
- 2









