Sade ABD mi? Diplomatik fiyaskoların faturası kime çıkacak?

Sadece Biden konusu değil, örneğin Miöçotakis, Kıbrıs müjdesi gibi konular da var. Erdoğan’ın son dönemde karşı karşıya kaldığı dipölomatik sıkıntıların faturası kime ya da kimlere çıkacak?. Fotoğrafta ABD Başkanı ile 14 Haziran’da NATO Zirvesi sırasındaki görüşmede görülüyor. (Foto Cumhurbaşkanlığı)

Fatura derken mali faturası değil kast ettiğim. “İtibardan tasarruf olmaz” demagojisiyle şatafata saçılan milyonların faturası elbette bize çıkacak. İngiltere Başbakanı Boris Johnson ABD Başkanı Joe Biden ile görüşmeye ABD’den askeri nakliye uçaklarıyla getirttiği Alman malı özel limuzinlerle gitmedi, metroyla gitti. Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise Türkiye’ye dönüşünde, daha önce hiçbir ABD Başkanından Biden’den gördüğü muameleyi görmediğini büyük bir hayal kırıklığı ile ifade etti. Doğrusu bizler de daha önce hiçbir Türk liderinin ABD Başkanı kendisine yakınlık göstermiyor, her istediğinde görüşmüyor diye kendisini ve Türkiye’yi “maalesef” bu duruma getirdiğini görmemiştik.
Oysa Erdoğan’ın 19 Eylül’de İstanbul’dan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yapacağı New York’a uçarken de Dışişlerinin ve arka planda özel AK Parti kanallarının haftalar süren gayretlerine rağmen Biden ile randevusu bulunmuyordu. Üstelik ABD tarafından bu yönde verilmiş bir işaret de yoktu, liderlere, kovit salgını devam ediyor, gelmeseniz de olur diye mektup yazmışlardı. Ama Erdoğan’ın hâlâ umudu vardı ki, 20 Eylül’de Biden’ı övdü: iki ülke ilişkilerini geliştirmek için “tam mutabakat” içindeydiler. Ama 24 Eylül’de Türk halkına kendisiyle görüşmeyen Biden’ı şikâyet ederken ABD’nin yeniden terör destekçisi olduğunu vurguladı.

Sadece Biden değil ki, mesela Miçotakis de var

Biden faturası çıkarılacak birilerine elbette ama sadece Biden değil ki son dönemdeki diplomatik fiyaskolar. Bakın New York’ta bir de Yunanistan Başbakanı Miçotakis ile önceden ilan ettiği ama gerçekleşmeyen görüşme fiyaskosu var. Öncesinde Kıbrıs “müjdesi” var. Rusya var mesela, Avrupa Birliği var.
Erdoğan 19 Eylül’de İstanbul’dan ayrılmadan önce basın toplantısında Doğu Akdeniz ve Kıbrıs sorulunca Yunanistan Başbakanı Kriyakos’un bu konuları görüşmek istediğini, New York’ta görüşeceklerini söyledi. Görüşmediler. Mitsokatkis New York’a 22 Eylül’de gitti, BM Genel Kurulu’nda Erdoğan ile aynı gün konuşmasını yaptı ama bu görüşme olmadı. Daha önce New York’ta olmadığını göstermek içinse 21 Eylül’de Atina’da, Atina Belediye Başkanının davetlisi olarak bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile görüştü. Bu durumun Erdoğan’ın canını daha da acıtacağını bile bile. Yunan kaynakları sorulunca, görüşme konusunun karara bağlanmadığını söylüyorlar. Türk kaynaklar ise, Miçotakis’in telefonda Erdoğan’a görüşürüz dediğini söyleyip suçu ona atma eğiliminde. Açık olan, Erdoğan’ın dar ekibinin Cumhurbaşkanına doğru bilgiyi doğru zamanda vermediği izlenimi. Faturası çıkacak elbet bunun da birilerine, bugün olmazsa yarın.

Kıbrıs müjdesini hatırlayalım

Doğru zamanda doğru bilgi deyince, Erdoğan’ın yakın geçmişteki Kıbrıs seyahatini hatırlayalım.
Erdoğan, New York seyahatinden tam iki ay önce, 19 Temmuz’da yine İstanbul’dan Lefkoşa’ya yola çıkarken düzenlediği basın toplantısında “Kıbrıs’ta iki devlet” çözümünden söz etmiş ve “müjdeyi” Lefkoşa’da vereceğini söylemişti. İki saat kadar sonra KKTC parlamentosunda yaptığı konuşmada müjdenin, KKTC Cumhurbaşkanlığına da bir külliye inşaatı olduğunu söyledi. Vermek istediği müjdenin bu olduğuna kimse inanmadı.
Diplomatik camiada konuşulan, Erdoğan’ın 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Harekâtının yıldönümü törenlerine Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’i de davet ettiği ancak Aliyev’in gel(e)mediği iddiasıydı. Aliyev’in 19 Temmuz’da Moskova’ya uçup 20 Temmuz’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmüştü. Üstelik bu önceden planlanan bir ziyaretti. Bu iddiayı kanıtlamak mümkün olmadı. Ancak diplomasi cephesinde ilginç bir gelişme yaşandı. Azerbaycan’ın Ankara Büyükelçisi Hazar İbrahim, aynı gün gerekçe gösterilmeden görevden alındı. Tuhaf olan, birkaç saat sonra İbrahim’in terfien Washington Büyükelçisi atandığının ilan edilmesiydi. Önce ceza sanılan adım, mükafata dönüşmüştü.
Aynı akşam, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tatil kıyafetiyle çektiği ve hayli yorgun göründüğü Kurban Bayramı video mesajı yayınlandı.

Avrupa Birliği, Rusya, Afganistan

Afganistan konusunun ayrıntılarını henüz bilmiyoruz. Şu anda tek bildiğimiz, Dışişleri ve Savunma Bakanlığının iyi organize olmasıyla askerlerin ve “isteyen” Türk vatandaşlarının sağ salim oradan çıkarılmış olması. Taliban’la ilişkiler tamamen siyasi bir konu. “Taliban’la benzerlik” demogojisi herhalde Türk halkının çoğunluğunu sinir etse ve endişelendirse de Erdoğan’ın dediği olacak.
Ama bu arada Avrupa Birliği ile ilişkilerde tuhaf şeyler oluyor. AB Komisyonu 24 Eylül’de Genişleme biriminde bürokratik bir değişiklik yapmış. Buna göre Türkiye artık “Güney Komşuları ve Türkiye” adı altında kurulan bölümde yer alacakmış. Güney komşuları denilen, Kuzey Afrika ülkeleri. Kağıt üzerinde hâlâ üye adayı olan Türkiye, adı konulmayan bir “Müslüman komşular” parantezine alınıyor. Euronews’a konuşan bir Komisyon yetkilisi, “Merak etmeyin, fonlarda bir değişiklik olmayacak” demiş. Bunun tercümesi de “paranızı alacaksınız, mesele yapmayın” oluyor.
Erdoğan, Biden’ın kendisine Bush, Obama, Trump tarafından gösterilen yakınlığı göstermeyen Biden’ı bize şikâyet ederken Putin ile 29 Eylül’de yapacağı görüşmeyi hatırlattı. Oysa Erdoğan son günlerde Türkiye’nin Kırım siyaseti nedeniyle Moskova’da hedefe konuluyor. Rus siyasetçiler karşılık olarak hükümeti “Kürt kartını” oynamaya çağırıyor. Erdoğan “Putin bize hiç yanlış yapmadı” derken her halde 2020 Mart ayında Suriye’de, İdlip yakınlarında Rus yapımı jetler tarafından açılan ateşle öldürülen 34 şehidi konuşmak için gittiği Moskova’da kapıda bekletildiğini unutuyor. Soçi’de Putin ile başbaşa görüşeceklerini özellikle vurguluyor, umarız sadece Rus devlet kayıtlarından değil, Türk devlet kayıtlarından da öğreniriz o görüşmenin gerçek içeriğini.

Faturası kime, ya da kimlere çıkacak?

“Faturası kime çıkacak?” sorusuyla özellikle Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu kast ettiğim sanılmasın. Dışişleri son birkaç yıldır dış politikanın, diplomasinin baş rolünde değil zaten. Cumhurbaşkanının Güvenlik ve Dış Politikalar Danışmanı (ve sözcüsü) İbrahim kalın, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, MİT Başkanı Hakan Fidan’ın içinde olduğu bir yakın halka var. Cumhur İttifakı ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli de dış politikaya müdahil. Bir de Erdoğan’ın az sayıda AK Partili siyasetçi ve iş insanından oluşan bir özel timi var ki, onlar kapalı kapılar ardında paralel diplomasi yapıyor.
Cumhurbaşkanı tek karar verici. Yetki sadece önde ama gerektiğinde sorumluluğu yükleyebileceği çok isim bulunuyor. Sonra koro başlıyor: ama çevresi kötü.
O nedenle tersten gidelim. Bu ve benzeri fiyaskoların faturası kime kesilmez? Ya da kime kesilmemesi ihtimali daha yüksek?
Bence Savunma Bakanı Akar’a kesilmez sanki. Aslına bakarsanız 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden bu yana Türkiye’nin dış politikasını büyük ölçüde ayakta tutup dosta düşmana gösteren askeriye oldu. Suriye, Libya, Doğu Akdeniz, Azerbaycan bunun örnekleri. Bence bu fiyaskoların faturası MİT Başkanı Fidan’a da kesilir gibi durmuyor. Fiden özellikle son dönemde pek ortalara çıkmıyor zaten eskisi gibi.
Gerisi artık serbest tahmin işidir. Artık bazı büyükelçiler mi değişir, üst bürokrasiden bazı isimler mi? Daha yukarıya çıkar mı? Kestirmek güç. Ama Erdoğan’ın aslında hata yapmadığı, ama yanıltıldığının görünmesi için sanki bu olanların faturası birilerine kesilecek gibi.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...