Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talep ve vaatlerde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yetişme, üste geçme telaşı halka yarıyor. Bunun son örneğini üniversite öğrencilerinin Kredi ve Yurtlar Kurumundan aldığı öğrenim kredisi konusunda gördük. Erdoğan 18 Temmuz Kabine toplantısı ardından öğrenci kredilerinin “Geri ödemelerinin herhangi bir farkı veya faiz farkı olmaksızın, sadece alınan kredi rakamı üzerinden yapılmasını kararlaştırdık” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan KYK borçlarından faizi kaldırdığını açıkladı, CHP lideri Kılıçdaroğlu gündem oldu; HDP’nin tutuklu eski eş başkanı Demirtaş “PKK Türkiye’ye karşı silah bıraksın isterim” dedi, AYM diğer tutuklu eski eş başkan Figen Yüksekdağ’ın seçilme hakkının ihlal edildiğine karar verdi; 6’lı masa cumhurbaşkanı adayını henüz konuşmayacaklarını açıkladı; Şentop Komisyon’dan Meclise 15 Temmuz raporu verilmediğini açıkladı; İstanbul
Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) nin iki eski eş başkanı Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş altı yıla yakın bir süredir cezaevinde tutuluyor. Demirtaş, Edirne Cezaevinden yazdığı yazılarla Türkiye kamuoyuna sesini duyurmaya devam ederken Yüksekdağ ile ilgili Anayasa Mahkemesinin (HDP) verdiği karar, iki eş başkanın tutukluluklarını gündeme taşıdı. Anayasa Mahkemesi Yüksekdağ’ın milletvekili seçildikten sonra yargılanmasının devam etmesinin
Ana Muhalefet Partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçen hafta sosyal medyada yaptığı bir paylaşımda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın tercümanı için sarfettiği “hanım kızımız” ifadelerinin, birkaç gündür televizyon kanallarında ülkenin başka sorunu yokmuş gibi saatlerce nasıl tartışma konusu yapıldığını hayretle izliyoruz. Bu tartışmalar sadece iç politikayla da sınırlı kalmıyor. Erdoğan-Biden görüşmesinde hizmetlerinden yararlanılan tercümana odaklanılarak dış politika uygulamalarına
İstanbul Sözleşmesinin iptaline karşı açılan davaları inceleyen Danıştay’ın bu günlerde kararını açıklanması beklenirken, bakan müşavirinin derneğinden “mahkemeye müdahale niteliğinde” rapor sunulduğu ortaya çıktı. Başkanı halen bakan müşavirliği görevini yürüten Hukukçu Kadınlar Derneği, 7 Temmuz’da müdahillik talebiyle başvurduğu mahkemeye sunduğu raporda İstanbul sözleşmesinin “tehlikeli” olduğunu ve “iptalinin usule uygun olduğunu” savundu. Müdahillik dilekçesinde, “Sözleşmenin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi
Joe Biden’den önce Suudi Arabistan’a gidip de fahiş miktarlarda bir silah satış anlaşmasıyla dönmeyen bir ABD Başkanı olmuş muydu acaba? Ya da petrol üretim kotalarında istediğini yaptıramadan, sözünü dahi alamadan dönen bir Amerikan başkanı? Bırakın onu, dünyanın en büyük petrol üreticilerinden Suudi Arabistan’ın kendi petrolünü yüksek fiyattan satmak için Rusya’dan indirimli petrol alarak ABD’nin yaptırım
Hayır, İngiltere Başbakanı olmak isteyen Dışişleri Bakanı Liz Tuss’un göçmenleri Türkiye’ye gönderme vaadinden söz etmeyeceğim. O zaman İngiliz ırkçıları gibi göçmenleri de insan değil çöp gibi görmüş olurum. Belki İngiliz ırkçı sağcılığının Türkiye algısının sığ ve küstah bir görünümüdür. Malum ülkemiz ne yazık ki İngiltere’nin de Avrupa’nın da bir numaralı çöp atma alanına dönmüş durumda.
İngiltere’de Boris Johnson’un istifası ve ABD’de Joe Biden‘ın eşinin ve oğlunun rezaletleri (Trump’ın yarattıkları bile geride kaldı), Fransa’da Uber uğruna Fransız taksicileri ve vergiyi sattığı anlaşılan Macron, Ukrayna’yı göz göre göre savaşa sokan komedyen başkan Zelensky, ülkemizdeki durum filan derken, anlaşılan dünya “kötü ve seviyesiz siyasetçiler” dönemini yaşıyor. Üstelik durum öyle kilitlenmiş vaziyette ki, onu
1960’lı yıllarda Dışişleri meslek memuru olmaya hak kazanan bir gencimiz geçirdiği zorlu giriş sınavlarından sonra aday meslek memuru olarak Bakanlık kapısından içeri adımını attığı andan itibaren kendini karışık duygular içinde bulurdu. Bu duyguları ona hissettiren şey intisap ettiği mesleğin kurumsal kimliği ve tarihimizde taşıdığı ağırlıktı. Birbirini tamamlayan bu her iki özelliği bu mesleğe, Ali Paşa








