Gece gündüz Türkiye Müzik sanat kitap yemek sinema: Müzik ve sanat festivallerinden kitaplara, arkeolojiden yemek kültürüne, sinemadan sokaklara dek Türkiye’nin zenginliklerine dair yazılar.
“Görmemekçin bir özgenin yüzünü / Yüzde yoktur günah, ört gözünü”. Bu sözler bundan 800 küsur yıl önce söylendi. Ama bir 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününü daha kadınların sosyal ve ekonomik haklarından çok, en temel insan hakkı olan yaşama hakkını tartışarak idrak ettiğimiz şu günlerde her zamankinden daha anlamlı.Çünkü sadece erkek doğduğu için kendisinde her
“Kontrollü normalleşme” arayışlarının yine gündemde olduğu şu günlerde, uzmanlaşmanın ve liyakatin “yine” askıya alındığını ve tek sesin, “ekonomi ve siyasetin tek sesinin” bütün alanlarda karar verici olduğunu gözlemliyoruz. Bu bile iletişimin gereksiz görüldüğünün, önemsizleştirildiğinin göstergesi değil mi? “Siz ne anlarsınız ki rektörünüzü seçeceksiniz? Siz mi anlayacaksınız başarının ne olduğunu? İller arası farklılık yapalım; ama onu
Cumhurbaşkanı Erdoğan 1 Mart akşamı “normalleşme” kararlarını açıkladı. Zaten Şubat başından itibaren 1 Mart itibarıyla tedbirlerin kaldırılacağı/gevşetileceği yolunda çeşitli haber kırıntıları duymaya başlamıştık. On bir aydır salgını takvimle yönetmeye çalışıyoruz. Halbuki virüs takvim bilmiyor. Onun kendi seyri var. Düşmanımız oysa, onun davranış şeklini anlayıp, uygun tedbirler almak lazım. Yani veri kullanmak lazım. Tedbirlerin konulup kaldırılmasına,
Önce kavramım kendisiyle başlayalım: Topluluk Destekli Tarım (TDT). Yani, bir üretici ile bir tüketici grubunun iki tarafın da ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde işbirliği yaptığı bir dayanışma modeli. Genellikle tüketicilerin ön ödemelerini ve teslimde sorumluluk üstlenmesini içeriyor. Belirli bir alanda sezon boyunca üretilen ürünler TDT katılımcılarına eşit şekilde paylaştırılıyor. Böylece tüketiciler hem risklere hem de bolluğa
Yetmiş altı yıl önce geçen hafta, 24 Şubat 1945’te Alman diktatörü Adolf Hitler, Alman Nasyonal Sosyalist Parti, yani Nazi Partisinin 25’inci kuruluş yıldönümü dolayısıyla bir konuşma yaptı. Konuşmasında Nazi Partisi iktidara gelene kadar Almanların nasıl geçmişlerinden ve kimliklerinden kopartıldığını, kendilerinin Alman halkını yeniden yücelttiğinden söz ettikten sonra nutkunu şöyle bitirmişti:• “Yirmi beş yıl önce size
Bu yazıya bir soruyla başlamak yerinde olacak: “Biyoçeşitlilik ekonomiye ne kadar katkıda bulunur?” Ekologlar ve ekonomistler yıllardır bu tür sorulara cevap arıyorlar.[1] Özellikle gelişmekte olan ülkelerin hükümetleri farklı bakış açılarıyla cevaplarını ortaya koyuyorlar. Başarılı oluyorlar mı? Benim cevabım hayır; çünkü geride bıraktığımız iki yıla damgasını vuran çevresel felaketler ve Kovid-19 salgınıydı. Tüm bunların altında yatan
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dün Bizim Yunus Yılı Açılış Töreni’nde yaptığı bir konuşmanın bir bölümü, Binali Yıldırım’ın dört yıl önce yaptığı konuşmayla aynıymış. Metin yazarları Erdoğan’ı kandırmış. İddia bu. Fakat hiç olur mu öyle şey! İddiaya prim verenler için konuya dair haberi, videoyu hemen aşağıya bırakıyorum, gerçekleri öğrenmek isteyenler için işin iç yüzü linkin altında…
Ben 1980 doğumluyum, nice seçimlere tanık oldum. Seçim vaatlerinde sağ partilerin bireyden çok altyapı yatırımlarını öne çıkardığına defalarca tanık oldum. Yol yaptık, baraj yaptık, santral yaptık, havalimanı yaptık ve benzeri sözler kulaklarımda defalarca çınladı. Hatta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın her yerde söylediği “yol medeniyettir”, dolayısı ile biz yol yaparak medeniyet ulaştırıyoruz söylemlerini çok net hatırlıyorum. Son
Paris Anlaşması, 2016 yılından beri yürürlükte. Tarihin en büyük katılımıyla imzalanan Paris İklim Anlaşması, küresel sıcaklık artışını 2100 yılının sonuna kadar sanayi öncesi seviyelerin 1,5 santigrat derece üstü ile sınırlamayı hedefliyor. Türkiye, Paris Anlaşması’na taraf olmamakla birlikte, niyet edilen ulusal katkı beyanını 30 Eylül 2015 tarihinde sözleşme sekretaryasına sunmuştu. Türkiye’nin ulusal katkı beyanına göre, Türkiye’de









